Anadolu’nun kültür tarihinin savaşlar değil inançlar haritasıyla nlaşılabileceğini düşünüyorum. Bu bağlamda Cioran’ın bir sözünü de burada tekrar etmekte fayda var:

“Aslında her fikir yansızdır, ya da öyle olmalıdır; ama insan onu canlandırır, alevlerini ve cinnetlerini yansıtır ona; saflığını yitirmiş, inanca dönüştürülmüş fikir, zaman içindeki yerini alır, bir olay çehresine bürünür; Mantıktan sara hastalığına geçiş tamamlanmış olur … İdeolojiler, doktrinler ve kanlı şakalar böyle doğar.” Fanatizmin Seceresi : E.M. Cioran

Anadolu tanrıça kültlerinin kadının doğurganlığı üzerine inşa edildiği bir gerçektir. Doğuramayan erkek doğuran kadının üstün vasıfları olduğunu peşinen kabul eder. Doğurganlığın erkekle bağlantısı çok sonraları anlaşılır.

Bilinen ilk tanrıça  Anadolulu Kibele’dir.

 Bu tanrıça bölgeye ve kültüre göre farklı adlarla çıkar karşımıza: Babilliler’de İştar, İausga; Sümerler’de Marianna, İnanna; Mısır’da Nut, Hathor ve İsis; Suriye’de Lat, Atargatis, Palestene, Astarte, Diktinna; Girit’te Rhea, Artemis, Ops, Ge, Mata, Urania, Urunome, İda, Maia; İtalya’da Venüs, Vesta, Anna; Arabistan ve Hicaz’da Hubbel; Kapadokya ve Lidya bölgeleri arasındaki Phrygia’daki adı Kyble, Semele, Kubele‘dir. Lykia’da ise Kibele, Kubele, Dinda ve Leto. Hitit kaynaklarında rastladığımız adı ise Arinna, Hepat, Kubaba’dır. Efes’te ise Artemis’tir.

Babil Krallığı öncesinde de ana tanrıça kültünün var olduğuna ilişkin kanıtlar vardır ama henüz bu kanıtlar ispatlanmış değildir. Ana tanrıça Kybele’nin senkretik bir tanrıça olduğu kullanılan sembollerden anlaşılmaktadır. Bu semboller  göz önüne alındığında Ay ve Aslan en önemlileridir. Ay, ölüm ve yaşamın sürekli değişen yönünü sembolize eder. Aslan’ın ise kudret, irade ve adaleti temsil ettiği ileri sürülür.

Kybele heykellerinin ve ya kabartmalarının çoğunda ana tanrıça genellikle  bir tahtta oturur. Kucağında bir aslan vardır. Sol elinde tympanon,[1] sağ elinde phiale,[2], başında polos[3], üzerinde khiton[4] bulunurdu. “Meter” kültünün en önemli temsilcilerinden biri olan Kybele sadece bir Frig tanrıçası değildir. Tüm Anadolu “meter” yani “ana” kültünün bir sentezidir.

M.Ö. 7000‘lerden  itibaren Anadolu‘da, farklı adlarla anılsa da sembolleri ve ritüelleri ile aynı ilahi varlığa tapınıldığını gösteren bir çok  kanıt vardır.  Ana

Tanrıça Kültü[5],  Neolitik Devir buluntuları Doğu Anadolu‘da Çayönü,  Çatalhöyük ve Hacılar kazılarında elde edilmiştir. Tunç Devri‘nin en önemli uygarlığı olan Hititler, bin tanrılı Panteon‘ları içerisinde en çok değer verdikleri tanrıçayı Ana Tanrıça  Kumbaba diye adlandırmışlardır. Demir Devri‘nin Geç Hitit ve Urartu Krallıkları‘nda da izleri görülen Ana Tanrıça kültleri birbirinin devamı gibidir. Tarihin akışı içinde tüm Anadolu uygarlıkları Mater kültünü yani Ana -Tanrıça inanışını benimsemişlerdir. Mezopotamya Sümer kültü bin tanrılı olarak bilinir.

İyon birliği adı verilen on iki şehir devleti MÖ.1200 yıllarından itibaren ,  Dorların önünden kaçarak  Batı Anadolu’ya gelen Akalar tarafından kurulmuştur. Akkalar yerli halk olan Leleg’ler ve Kar’lar la kaynaştılar, ticaret kolonileri kurdular. Dağılmaya başlayan Hitit uygarlığının inanç yapısı İyon şehir devletlerinde de görülmektedir. Nasıl Hitit uygarlığı dağılan Sümer uygarlığının kültürleriyle kaynaştıysa İyonlar, Kar’lar Frigler ve diğer halklar da dağılan Hitit uygarlığının kültüründen etkilenmişlerdir. Mater yani “Ana Kültü” ortak payda olarak ortaya çıkmaktadır. Urartu krallığı MÖ. 860-580 yılları arasında Van Gölü çevresinde yerleşik bir Anadolu krallığıdır. Urartu krallığı da mater yani ana kültü etkisine girmiş ve ana tanrıça kültünün krallık içinde yayılmasına izin vermiştir. Çok tanrılı kültürlerde komşu halkların tanrılarına da yer vardı. Özellikle de o tanrılara ve tanrıçalara inanan kitleler varsa. Rahipler sadece saray bürokrasisini ve siyaseti çok iyi bilmekle kalmayıp, tıp, astronomi, tarih ve coğrafya bilgilerine de sahip olan çağlarının entelektüel topluluğu idi. Hiçbir kral ya da asker rahiplerin bu güçleriyle boy ölçüşemezdi. MÖ: iki bininci yıllarda Asur Kolonileri döneminde ticaret için gidilen yerlere kültürel öğeler de götürülüyordu. Ticaret limanlarında ve krallıklar arası gümrük kapılarında  kutsal alanlar oluşmaya başladı. Gümrük vergisini ödeyen her tüccarın geçiş hakkı vardı. Hiçbir güç vergi gelirlerine yüz çevirmezdi. Asur ticaret kolonileri farklı inanç kültlerinin yayılma alanı haline gelmekte gecikmedi. Anadolu’nun tüm vadilerine kadar ulaşan Asurlu tüccarlar bin tanrılı Sümer, Akad ve Babil dinlerinin Anadolu halkları tarafından tanınmasına da vesile olmuşlardır. Aynı şekilde Anadolu çok tanrılı inançların da Mezopotamya, Pers  ve Arabistan yarımadalarında yayılmasına da sebep olmuşlardır. Unutulmaması gereken en önemli şey zaman faktörüdür. Yüzlerce yıl onlarca nesil kültürel olarak etkileşim içine girmiştir. Bu etkileşimden yeni sentezler ortaya çıkmış tanrıça kültü bir yerden bir yere isim değiştirerek taşınmıştır. İşte Kybele ana tanrıça kültü de bu sentezlerin bir sonucu olarak Anadolu’nun inanç dünyasına yapmış olduğu bir katkıdır.


[1] Kybele kültünde çok önemli bir çalgı,bir tür tef, 

[2] Su veya şarap içilen bir tür tas

[3] Silindirik bir başlık.

[4]Antik Çağ’da, dikdörtgen bir kumaşın karşılıklı iki kenarının dikilmesiyle oluşan bir giysi

[5] Kült kelimesinin (fr. ―culte‖, lat. ―cultus‖) sözlük anlamı, insanoğlunun tanrıya ve ilahi varlıklara inancını, bağlılığını ve saygısını göstermek amacıyla yaptığı dini törenlerdir. Bu tapınımı gerçekleştirirken kullanılan nesneler ise kült nesnesi olarak kabul edilir. Anadolu‘da bilinen en eski kült merkezi, Urfa – Göbekli Tepe‘dedir.

Anadolu Tanrıça Kültleri IV

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation