Yaşadığımız çağda insanların kendilerine ait olduğunu sandıkları fikirler ne kadar özgün acaba?

Medyada  gördükleri  bir haberin  gerçek olup olmadığını bilme şansları var mı?

Çevrelerinde konuşulan konuların ve dünyayı algılama biçiminin üzerinde  kitle iletişim araçlarının ve bu araçlar ile yaratılan imgelerin büyük bir etkisi olduğundan ve medyanın sahte çevreler yarattığından haberdar olabilirler mi? [1]

Algıladığımız  dünyaya dair zihnimizde yer alan imgelerin birincil kaynağı hiç şüphesiz tüm karmaşık yapısıyla medyadır.

Medya insanlar için belirli algı ve anlam şablonları üreterek  belirli siyasi ve ekonomik çevreler tarafından dikkatle kurgulanmış bir dünyayı algılama yolunda teşvik eder. Bir yol haritası sunar. Medyadan etkilenen  insanlar bu haritaları takip ederek kurgulanan  dünyaya er ya da geç ulaşırlar. Ulaştıkları kurgu dünyasıyla entegre olur kendilerini o dünyaya ait hissederler.  

Medya, halkın dikkatini hangi olaylara vermesi, hangi olayları görmezden gelmesi gerektiği konusunda ya da bazı olayları kasıtlı olarak yok sayarak kamuoyunu en kısa sürede ve yoğun bir  şekilde etkilemeyi amaçlıyorsa ona kim engel olabilir?

Kitleler, medya aracılığıyla yalnızca kamusal alandaki sorunları değil, o sorunlara neden olan her alandaki siyasi ve ekonomik güçleri de öğrenme olanağına sahiptir. Medyanın belirli bir mesele ya da konu üzerine belirli bir zamanda eğilme isteği söylendiği gibi “kamuoyunu bilgilendirme” görevini icra etmek için değil, siyasi ve ekonomik güçlerin yönlendirmesiyle de olabilir.

Belirli zamanlarda kitle iletişim araçlarıyla iletilen mesajlar ile belirli konulara dikkati daha fazla çekilen kamuoyu, aynı oranda da belirli konulardan uzaklaştırılmak istenebilir. Bireyin önüne getirilen  konulara hangi açıdan yaklaşması gerektiği  medyanın  yönlendirmesi ile mümkün olabilir.

Günümüzde çok hızlı gelişen elektronik çağda bireyin toplumsallaşmasını ve siyasal davranışını belirleyen, medya aracılığıyla edinmiş olduğu tüm bilgiler, belirli güçler tarafından planlanarak filtrelerden  geçirilmiş, alternatif  gerçeklerin bir yansıması olabilir.

Siyasi partilerin medya uzmanlarının   belirledikleri kamuoyu hedefleri medya kanallarında yapılan yoğun çalışmalarla istenilen düzeylere getirilebilir. Günümüz elektronik dünyasında sosyal medya olarak adlandırılan kanallarda yapılan planlı çalışmaların ne kadar etkili olduğunu görmekteyiz.

Sosyal medyada belirli çevrelerin istihdam ettiği  “trol” orduları  medya stratejilerinin en etkili biçimde uygulanması için 7-24 çalışmaktadır. Trol’ün ana görevi verilen talimatlar doğrultusunda politik hedeflere  ulaşmak için  haber ve cevap  üretmek ve çıkarlarını gerçekleştirmek üzere bilgi ve iletişimin amaçlı biçimde yönetilmesidir.

Siyaset ve ekonomi dünyası Machiavellist düşünce tarzının hakim olduğu ortamlardır. Machiavellistlere göre  Roma İmparatorluk döneminden bu yana  siyasette hükmedebilmek, başarılı olmak için yapılan hiçbir şey yanlış değildir. Çıkarı için  yalan söylemenin, kandırmanın, tutulmayacak sözler vermenin, ihanet etmenin  ve yalan haberler yaymanın meşru ve mubah olduğu bir dünyada idealist amatörlere yer yoktur.

Konumuz gereği Post-truth siyasal iletişim biçimi, iletilen mesaj sayısının çokluğu nedeniyle stratejinin yoğun uygulandığı seçim kampanyaları döneminde olduğu kadar kampanya öncesinde ve sonrasında aynı yoğunlukta kullanılır. Siyasi liderler veya partiler  kampanya müdürleri vasıtasıyla   amaçlarını gerçekleştirmek için iletişimin stratejik olarak yönetilmesi, analiz edilmesi gerektiğinde “spin” (falso) verilmesi talimatlarını verebilirler.

Amerikan siyasal yaşamında 1950 yıllarından itibaren başlayan “spin kampanyalar” doğası gereği  siyasi gündemleri olan herhangi bir çıkar grubu ya da STK tarafından da gerçekleştirilebilmektedir.

New York Times yazarı William Safire, kamuoyunu oluşturma taktiklerini betimlemek üzere kullandığı “spin”i, tıpkı bir topa falso verir gibi  “gerçeklerin çarpıtılması, karartılması ile kamuoyunun yönlendirilmesi” şeklinde tanımlamakta, uygulayıcılarını da “spin doktorları” olarak nitelemektedir.[2]

Post- truth stratejilerin  bir türü ya da kamuoyunda karmaşa yaratma  tekniği olarak nitelenebilecek “spin” ya da  “falso ”, siyasi liderlerin, olumsuz algılanan imajlarını ya da negatif etki yapan mesajlarını, halkın olumlu bir biçimde algılaması için belirli bir konuda haberlere falso verme sürecidir.

Eğer bunu başka bir biçimde ifade etmek istersek seçmenin düşüncelerinde bir değişim istenirse bu değişimin sahte haberlerle mümkün olabileceğidir. “Spin Doctors” adı verilen bazı uzmanların seçmenler  farkına varmadan zihinlerine istedikleri bilgiyi yerleştirebileceklerinden söz edilmektedir. Bazı kuramcılar bu işlem için  “tersine yankesicilik” ifadesini kullanmaktadır, Medya trolleri, belirli iletişim kanalları aracılığıyla, istedikleri bilgileri seçmenlerin zihinlerdeki mevcut bilgilerle değiştirebilmektedirler. Seçmen bu değişimin doğal olduğunu zannedecek ve istenilen doğrultuda fikir beyan edecektir.

Spin doktorları, gerek medyadaki haber  döngüsünü gerekse de hedef ve muhtevasını  yöneterek, geniş halk kitlelerini  istenilen psikolojik seviyeye  getirmek üzere sert yöntemler kullanılabilirler. Terör,  “ kitlesel panik ve korku”, otoriterlik”, “sıradan konuları cazip hale getirme”, “çoğunluğa uyum”, “cehalet iyidir”,  “hayatı aşırı basitleştirme”, “dış güçlerin marifetleri” ve benzeri pek çok karmaşık manipülasyon tekniklerine başvurarak amaçlarına ulaşırlar. Son elli yılda bunun siyasi yaşamda  bir çok örneği görülmüştür. Burada hangi ülke örneğinden hareket edildiğinden çok, kullanılan strateji ve taktikleri anlamak önem taşır.

Post-Truth çağının bir özelliği de çeşitli dil oyunları aracılığıyla, siyasi liderlerin yalan içeren söylemlerini  hafifletmek ve  yalanın bireyin üzerinde yarattığı kaygıyı da bertaraf etmektir. Böylelikle  yalan söyleme eylemi günden güne değişime uğrayarak  tepki çekmeyen bir hale dönüştürülmektedir.

 İnsanların çoğu  yalan söylüyor olsa dahi hiç kimse “yalancı” olarak  suçlanmak istemez. Söylenen yalanın muhtevasında bazı sembolik değişiklikler yaparak, duygu ve inanç katsayıları ekleyerek  yalan söylemenin sorun olmadığına, aslında yalan söylemenin hiç te kötü bir eylem bile olmadığına ilişkin  sebepler üreterek dürüstlüğün hiçbir anlamı olmadığı, aptalca bir eylem olduğu ima edilerek  yalancılığın geçerli sebepleri olduğu imajı yaratılmak istenmektedir.

Post-truth çağı insanı  yalan söylemeyi bir yaşam tarzı olarak kabul etmek yerine, hakikati ustaca dönüştürmeyi tercih  etmektedir. Olgular ve onların gösterdiği hakikat  “esnetilmekte”, “süslenmekte” ve “geliştirilmiş yeni hal” meydana  gelmektedir.

Ralp Keyes,[3] Post-truth çağını incelediği kitabında gerçeğin sinsice saklanmasıyla  yapılmak istenenin, yalan söyleme eylemini sulandırmak  olduğunu ifade etmektedir. Keyes’e göre doğrular  ve yalanlardan başka, üçüncü bir tür ifade de ortaya çıkmaktadır. Bu da sulandırılmış yalan ya da sulandırılmış doğru olarak adlandırılabilecek kaypak ifadelerden oluşan yalan ya da doğru da denemeyecek üçüncü bir türden söz eder.

Ayrılıkçılar, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’ne her hafta 350 milyon pound ödediğini ve birlikten ayrılmaları halinde bu paranın NHS (Ulusal Sağlık Hizmeti)’ne aktarılabileceği propagandasıyla kampanya yürütmüşlerdi. Avrupa Birliği’nden çıkmamaları halinde Türkiye’den 12 milyon insanın İngiltere’ye göç edeceğini de iddia ederek çeşitli reklam panolarıyla bu “uydurma gerçekleri” yaymışlardır.

Birlikten ayrılma yanlısı Nigel Farage, referandum sonucunda kampanyadaki söylem ve vaatlerin, partisinin yaptığı bir hata olduğunu açıklamış, bu açıklama Farage’ı destekleyenler üzerinde herhangi bir şok etkisi yaratmamıştır.

Donald Trump da seçim kampanyası süresince yaptığı konuşmalarda, Barack Obama’nın doğum belgesinin sahte olduğundan, ABD’de bulunan kaçak göçmen sayısının 34 milyon olduğuna ve rakibi Hillary Clinton’ın sağlık durumunun bozuk olduğuna varan gerçeklikten uzak iddia ve söylemlerde bulunmuştur.

Doğrulama platformu PolitiFact, Donald Trump’ın başkanlık kampanyasını yürütürken gerçekleştirdiği konuşmalar tarandığında içeriğin %71 oranında yanlış, %14 oranında kısmen doğru ve %4’ünün tamamen doğru olduğu saptanmıştır. Donald Trump, Ronald Reagan’dan bu yana en büyük seçim zaferini kazandığını iddia ederken, resmi sayılar çok farklı bir tablo sunmaktadır.

“Hakikat sonrası siyaset”i karakterize eden şey  “politikacılar tarafından ortaya konulan niteliksel birtakım sahtekarlıklar”dır; bu sahtekarlıklar özellikle gerçeği tutumlu bir biçimde kullanmak yerine, anlatmak istedikleri hikayeleri desteklemek üzere yeni gerçekler uydurmayı kapsamaktadır.[4]

Bilgi, modern toplumların öncelikli olgusu olarak görülmektedir. Ancak hakikat sonrası olarak adlandırılan dönemde, enformasyon toplumunun hammaddesi olan bilginin doğruluğu ya da yanlışlığı sürekli olarak tartışılmakta ve günden güne bilinemez bir hal almaktadır.

Hakikat sonrası dönemde medya ve sosyal ağlar, bilgi çöplüğü, sahte haberler, anonim kaynaklar, sahte hesaplar ve trol orduları tarafından işgal edilmiş bir durumdadır. Bu durum, gerçeğin izinin sosyal ağlar üzerinde sürülmesini her gün biraz daha zorlaştırmaktadır.


[1] Walter Lippmann, Public Opinion, “The World Outside and the Pictures in Our Heads”

[2] https://www.nytimes.com/1986/08/31/magazine/on-language-calling-dr-spin.html

[3] Ralp Keyes, The Post-Truth Era: Dishonesty and Deception in Contemporary Life, 2004 

[4] 9 J. Mair, “Post-truth Anthropology” Anthropology Today, 33(3), 2017, ss. 3-4.

“Post- truth” I

Post navigation