web analytics

Antik Kentlerin Boşluğu, Kültürel Erozyonun Anatomisi

Minimalizmin farklı tonlarını ele aldığım çalışmanın ilk bölümünü, birçok disiplinin kavramsal çerçevesinde kritik bir yer tutan kenoma (κένωμα) kavramına ayırıyorum. Yunanca kökeni itibarıyla “boşluk” ve “boşalma” anlamlarına gelen bu terim, özellikle Gnostik kozmolojide pleroma (ilahi doluluk) kavramının zıddı olarak işlev görür. Gnostik düşüncede kenoma, maddi dünyanın kusurlu, eksik ve dağınık doğasını imler; varlığın çekildiği, maddenin illüzyon olduğunun idrak edildiği anlamlı bir boşluğa işaret eder.

Türkiye’de tespit edilmiş yaklaşık 22.500 antik yerleşimin çoğu, arkeolojik terminolojide tam da bu anlamda birer “kenoma”dır: terk edilmiş, sessiz ve tarihsel sürekliliğin kesildiği mekânlar. Bu nedenle kavramın semantik alanı oldukça geniştir. Pleroma ile kurduğu karşıtlık, yalnızca metafiziksel bir ayrım değil, aynı zamanda kültürel ve tarihsel bir çözülme biçimidir.

Carl Jung, kenoma’yı kolektif bilinçdışında arketiplerin silinmesine benzetirken; Anselm Kiefer gibi sanatçılar terk edilmiş kentleri bu metafizik boşluk hissiyle ilişkilendirir. Arkeolojide ise kavram, bir kentin nüfus kaybederek işlevini yitirme sürecini açıklamak için kullanılır.

Bu çerçevenin somut bir örneği, Antalya yakınlarında Tahtalı Dağı’nın eteklerinde bulunan Phaselis’tir. Kent, karadan ve denizden olmak üzere iki girişe sahiptir. Antalya ve Kemer’e yakınlığı ile ücretsiz plajları nedeniyle özellikle tatil günlerinde yoğun bir ziyaretçi akınına uğrar. Müze kartıyla girilebilen bu yerleşim, üç limanıyla—kuzey, orta ve güney—antik Likya sahillerinin en karakteristik ticaret merkezlerinden birini yansıtır. Bugün güney limanı, sığ denizi ve rüzgârın taşıdığı kumlar nedeniyle artık liman işlevini yitirmiştir; doğal altyapısı çoktan kum tabakaları tarafından boğulmuştur.

Kentin Kökeni ve Kültürel Katmanları

Antik kaynaklar, MÖ 690 dolaylarında Rodoslu Dor kökenli denizcilerin liderleri Laikos öncülüğünde bölgeye geldiğini aktarır. Büyük olasılıkla üç doğal liman, daha önce yerel Solymoi balıkçıları tarafından kullanılıyordu. Herodotos’un aktardığına göre Laikos, yarımadayı yerel halktan kurutulmuş balık karşılığında satın almıştır; ancak bu bilgi arkeolojik verilerle doğrulanmış değildir ve yazarın edebi anlatı geleneğinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

“Phaselis” adının Dorca değil Likçe kökenli olduğuna ilişkin görüşler bulunsa da bu hipotezleri destekleyecek yeterli epigrafik veri mevcut değildir. Kazılar sürdükçe bu soruların yanıtı netleşecektir. Ne var ki Anadolu’nun yerel dillerine ilişkin kapsamlı projelerin hâlâ hayata geçirilememiş olması, bu tür köken tartışmalarını sınırlı bırakmaktadır.

Kentte yürütülen son çalışmalar, orta limanın restorasyonuna odaklanmıştı. Bu restorasyon, limanı dolduran kumun temizlenmesi ve eski liman tesislerinin yeniden görünür kılınmasını amaçlıyordu. Ancak MS 700’lü yıllarda hem artan alüvyon birikimi hem de Arap korsan akınları, kentin gerileme sürecini hızlandırarak kenoma’ya dönüşümünü pekiştirmişti. Kenti terk eden son kişinin büyük olasılıkla bir Ortodoks din adamı olduğu düşünülür.

Phaselis: 1400 Yıllık Bir Kenoma

Phaselis, Dor, Likya ve İyon kültürlerinin iç içe geçtiği ve Roma sonrası dönemdeki sarsıntılarla aşınarak silindiği çok katmanlı bir kenttir. Bölgedeki yazıtlar ve sikkeler, kentin çok dilli bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir: Dor Rodos lehçesi, çeşitli Antik Yunanca varyantlar ve Likçe bir arada kullanılmıştır. Etnik bileşen de buna paraleldir: Dor kolonistler, yerel Likyalılar, Pers idaresi, Roma egemenliği ve Bizans kültürü ardışık olarak kente damgasını vurmuştur. Athena, Apollon ve deniz kültlerine ilişkin yapılar, kentte farklı inanç sistemlerinin bir arada var olduğunu kanıtlar.

Bugünün ziyaretçisi ise çoğunlukla Tahtalı Dağı’nın hâkim görüntüsünü algılar. Antik kenti kuran Lakios’un da MÖ 690’da aynı manzarayı görmüş olması kuvvetle muhtemeldir. “Solymos” adıyla anılan bu dağ, Homeros ve Herodotos’un da erken metinlerinde yer alır.

Kenoma’nın Antropolojik ve Sosyolojik Yorumu

Kenoma, çoğu zaman yanlış biçimde “sonsuz bir boşluk” olarak kavranır. Oysa kavram, bireyin kendi beklenti, arzu ve ego katmanlarıyla ördüğü bir tür içsel labirenttir. Ancak bu metafor, Phaselis gibi bin dört yüz yıllık bir kentin neden ve nasıl kenomalaştığını açıklamakta tek başına yeterli değildir.

Antik bir kentin kenomaya dönüşümü, uzun soluklu bir kültürel erozyon sürecidir. Dor kökenli kurucular ile yerli Solymoi halkının birlikte oluşturduğu polis düzeni, zamanla dış müdahalelerle aşınmıştır. MÖ 500’lerde Pers komutan Harpagos’un istilası ve satrap yönetiminin getirdiği yeni idari yapılanma; ardından MÖ 330’da Makedon fethinin yarattığı dönüşüm, kent vatandaşlığını giderek köleleştiren süreçler yaratmıştır. Polis vatandaşlığından reaya statüsüne kayış, kent kimliğini oluşturan arketiplerin çözülmesine ve nüfus göçlerine yol açmıştır.

Kültürel bağlamdaki kopuş, çoğu zaman mülkiyet düzeninin değişmesiyle hızlanır. Polis düzeninde yurttaş, mülküyle ve kamusal alanla organik bir ilişki içindeyken; krallık veya satraplık rejiminde halk, özgür yurttaş olmaktan çıkıp yönetilen kitleye dönüşür. Bu dönüşüm, kentte yaratıcı enerjinin çekilmesine, kolektif belleğin silinmesine ve nihayetinde kenoma’nın derinleşmesine neden olur.

Günümüzde bu süreç, sosyolojik literatürde “mekânsal kenoma” veya “merkez kayması” olarak kavramsallaştırılmaktadır. Elitlerin terk ettiği mahallelerin çöküşü, yerini dolduran nüfusun yeni arketiplerle eski yapıyı bozması, kentin kültürel omurgasını kırar. Böylece fiziksel kabuk varlığını sürdürse de o mekan artık bir “polis” değil, dolmaya hazır bir kenoma çukurudur.

Depremin Yarattığı Mutlak Boşluk

Antik kentlerin çoğunda nihai yıkım savaş veya depremle belirir. Phaselis’in büyük depremle yaşadığı çöküş, kentin ilk büyük kenomasını oluşturmuştur. Kentin yeni inşa edilmiş yapılarının tamamen, eski binaların ise kısmen çöktüğü bu felaket, nüfusun yarıdan fazlasını yok etmiş; limanları kum ve molozla doldurmuş; ticaret altyapısını kullanılamaz hâle getirmiştir. Bu noktada Phaselis artık bir “ölü kent” —gerçek bir kenoma— olarak sahneden çekilmiştir.

Anadolu’nun Kenomaları

Anadolu coğrafyası, birbirine eklemlenmiş ve zamanla aşınmış katmanlardan oluşan bir medeniyet mozaiğidir. Phaselis’in kumla örtülen sütunlarından İç Anadolu’nun kar altındaki sessizliğine kadar uzanan manzara, ortak bir “geri çekilme” hikâyesi sunar. Karın altındaki beyaz kenoma, nehir yataklarındaki yeşil kenoma, denizin altındaki mavi kenoma… Tümü aynı kültürel unutuluşun parçalarıdır.

Halklar gider, diller kaybolur, aileler göç eder; iktidarlar yükselir ve çöker. Geriye yalnızca toprağın değişmeyen alfabesi olan boşluk kalır: kenoma.

Loading

Kenoma

Post navigation