Yabancı medyanın kullandığı ‘Secular Turks ‘ kavramı üzerine .

Ankara Tandoğan Meydanı ve İstanbul Çağlayan mitinglerine batı medyası büyük ilgi gösterdi . Bu ilgiyi de günü gününe duyurdular . Özellikle İngilizce ve Almanca dillerinde yayınlanan gazetelerde , televizyonlarda ‘Secular ‘ sözcüğü kullanıldı.

The Guardian :

“The Turkish generals’ implicit midnight warning that, as the “absolute defender of secularism“, the army would not tolerate Islamist meddling ..”

The Washington Post :

“Turkish Election a Struggle Over Identity
Long Tradition Of Secular Rule Seen in Jeopardy”

Burada ‘seküler ‘ kelimesi üzerinde durmamız gerekiyor . Gazete okuyucularının çoğu bu yazıyı okurken bildikleri kavramla düşünecekler .Türkiyedeki ‘Laik ‘ sistemin kendi ülkelerindeki ‘Seküler’ sistemle farkını algılamayacaklar. Örneğin Guardian yazarı Simon Tisdal , her zaman yaptığı gibi tanıdığı Türk gazetecilerle konuşuyor , onlardan bilgi alıyor . Türk gazeteciler de İngilizceye çevirirken İngilizce ‘Secular ‘ kelimesini kullanıyorlar . Türk okuyucu da öyle okuyor .

Şimdi bu noktada ne var bunda ?,diye soranlar olacaktır . Bana göre burada bir kavram kargaşası var . Türkiyedeki ‘din ve devlet ‘ ilişkileri örneğin İngiltere ‘deki gibi değil . Hukuki olarak ve anayasal olarak aynı değil . Bunu anlamak için Sekülerizm ile laisisizm arasındaki farkları öğrenmemiz gerekiyor .

“1982 Anayasasının 2’nci maddesine göre, “Türkiye Cumhuriyeti… laik… bir… devlet”tir. Acaba “laik devlet” ne demektir?

Lâiklik dilimize Fransızca laïc sıfatından girmiştir. Bu kelime de Latince laicus kelimesinden gelmektedir. Bu kelime din adamları sınıfına (clergé ) ait olmayan demektir. Dilimize bu kelime ilk defa meşrutiyet yıllarında girmiş ve “lâdini ” olarak Türkçeye tercüme edilmiştir. “Ladinî” Devellioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Sözlüğüne göre “dindışı” demektir. Türkçede kullanılan “lâiklik” terimi Fransızca, laïcisme ’in değil, laïcité’nin karşılığıdır. Laïcisme, “lâiklik” değil, “laikçilik” demektir. Le Petit Robert’e göre laïcité, “sivil toplum ile dinsel toplumun ayrılığı ilkesi” demektir. Laïcisme ise aynı sözlüğe göre, “kurumlara dinsel olmayan bir nitelik vermeyi amaçlayan doktrin” demektir.”

“Secularizm din ve devlet (Kral)’in ayrı ayrı özerk ve bağımsız kurumlar olmalarını savunurken; lâiklik, Katolik hiristiyanlığın etkili olduğu ülkelerde dinin devletin mutlak otoritesi altında olması gerektiğini içerir. “

Niyazi Berkes’te Laiklik Kavramı.

Berkes’e göre “laiklik” kavramı, “din-devlet ikilemi”ne dayanır. Bu ise esas olarak bir Hırıstiyan kavramıdır.İslam ve Osmanlı geleneğinde din-devlet ikilemi anlayışı yoktu, din-devlet bileşimi doğal, olağan bir biçim olarak görülürdü.

“İkisinin birbirinden ayrılması, ya da ikisinin birer kendine buyruk yetkili (authorité) olması gibi bir görüş yer almamıştı.Laisisizim Katolik Hırıstiyanlığın yayıldığı halkların dilinde, özellikle Fransızca’da kullanılır ve kökenine bakılırsa ‘halksallaştırma’ demektir. Çünkü kaynağı olan eski ve Hırıstiyanlık öncesi Grekçedeki laos (halk), laikos (halksal) sözcükleri Hırıstiyanlık döneminde klericus, yani din adamları (biz bunlara rahipler diyoruz) dışında olan kişiler için kulanıldı.

Modern Fransızca’da laicisme din adamlarından, rahiplerden başka kişilere, kurullara, yetkililere, dünya işlerinde, hatta din işlerinde üstün bir yer verme davasıdır”.

İslam geleneğinde, Hırıstiyanlıktaki gibi bir “din-devlet ikilemi” olmadığı için, laiklik davasının İslam toplumları için yersiz ve anlamsız olduğunu sanmak da yanlıştır . İslam dininin geleneği, Hırıstiyanlıktaki “din-devlet ikileminden” farklıdır, böyle bir ikileme sahip değildir; ama buna dayanarak laiklik süreci Müslüman toplumlar için yersiz ve gereksizdir denilemez..

İşte Berkes, bütün bu açıklamaları doğrultusunda, gerek İslamda “din-devlet ikilemi” olmadığından, gerekse, bu ikilem olmadığı ve din devlet bütünlüğü bulunduğu için, din ve devletin birbirinden ayrılması gerekliliği ortaya çıktığı zaman, bu süreç Katolik Hırıstiyanlıktaki “laiklik” ile anlatılmak istendiğinde, tarihsel benzemezliklerden dolayı pek çok sorunun ortaya çıktığını düşünür ve “çağdaşlaşma” sürecini anlatırken “laiklik” kavramını kullanmak istemez.

Berkes’de Sekülerizm Kavramı.

Berkes için, secularism biçiminde kullandığı sözcük, Osmanlı-Türk değişmesini, ya da çağdaşlaşmasını anlatmakta “laiklik” teriminden daha uygun olabilir .

Çünkü bu kavram çok daha geniş, “kutsallaşmış gelenek boyunduruğundan kurtulma sorunu”nu ifade eder.

Berkes, “sekülerizmi” neden “laiklik” yerine tercih ettiğini açıklamaya, sözcüğün etimolojisinden başlar:

“Katolik Hırıstiyanlığın dışındaki Hırıstiyanlığın yayıldığı yerlerde özellikle Protestanlığın etkisi altında olan İngilizce ve Almancada kullanılan terimin kökeni Grekçeden değil, Latinceden gelir.

Bu köken de zamanla değişikliğe uğrayarak şimdiki anlamını almıştır. Aslındaki sözcük, saeculum sözcüğü, ‘çağ’ anlamına gelir ki Arapçada bunun karşılığı olan asr sözcüğü son zamanlara değin Türkçede asır olarak kullanılırdı.

Layiklik teriminden önce, asrîlik biçiminde bir sözcük kullanılıyordu. Bu sözcük, secularisme sözcüğünün kapsadığı anlamı taşırsa da, Cumhuriyet döneminden önceki dönemde, ‘çağa uymak’ ya da ‘onun gereklerine uyacak biçimde değişmek’ anlamı, dincilerin elinde kötü bir kavram durumuna getirildi.

Asrîlik züppelik, köksüzlük, sathilik, dinsizlik anlamına gelmeye başladı. Ziya Gökalp (ki terimi muasırlaşmak biçiminde kullanmıştır) belki de bu üzüntülü anlamdan, anlamı hiç bilinmeyen bir sözcük bularak kurtulmaya çalıştı; Arapça sözlüklerden o zamana dek kimsenin duymadığı, bilmediği bir sözcük bulup çıkardı. Zenîm biçimindeki bu sözcük, Gökalp’ın kendi yazılarında bile tutunmadı, kendisi muasırlaşmak terimini sonuna değin kullandı.

Asrileşmek, ya da muasırlaşmak gibi daha uygun olan terimin yerine (anlamının kötüleştirilmesi yüzünden halkın kulağında olumsuz çağrışımlar yaptığından) büyük çoğunluğun anlamını, kökenini, yazılış biçimini bilmediği layiklik gibi melez bir terim bulma işi de aynı kaygı ile yapılmış olmalıdır.

Bu terimin kesin olarak hangi tarihte çıktığı, ilk önce kimin kullandığı, yani resmileşmeden önceki kısa tarihini belirten bir incelemeye raslamadık. Gerek dil çağdaşlaşması, gerek düşün ve ideoloji açısından böyle bir inceleme yararlı olacaktır.

Çünkü bu terimde, laicisme teriminde olandan farklı olarak, kilise ya da kilise adamı, kurul ve kuralları, yetkilileri ile onların dünyasal karşıtlarının (klerikus ile laikus’un) karşı karşıya gelmesi, çok sayıda ölçülere göre birbirinden iyice ayırdedilmesi durumundan ziyade geleneksel, katılaşmış kurul ve kurallar karşısında zamanın gereklerine uyan kurul ve kuralları geliştirme davasının yüz yüze gelmesi durumu vardır.

Asıl sorunun, ‘toplum yaşamının hangi yanları üzerinde gelenek gereklerinin yerine zamanın gerekleri insan davranışlarına yol gösterecektir’ davası olduğu burada daha iyi görülür”

Berkes’te Çağdaşlaşma Kavramı.

“Secularism sözcüğü bu çağdaşlaşma sözcüğüne hem anlam, hem köken açısından daha yakındır, hatta onun tam karşılığıdır.Değer ölçüleri olmayan hiç bir toplum yoktur; ancak bazı değerler zamanın gereklerine göre değişeceğine, zamanla katılaşma, kireçleşme eğilimi gösterirler.

Bu, bize üç şeyi anlatır: toplumun insanları arasında birbirine çok yapışık bir birlik vardır; kişiler değişmez kurallara uyarak yaşamayı çok rahat ve kolay bulurlar; toplumları, yaşlanan kişilerin damarlarının sertleşmesi gibi katılaşmıştır.

Kişiler böyle bir durumu çok beğenirler. Ancak değişme zorunluklarının sillesini yemeyen toplum da yoktur. Zamanın yumrukları altında bazı kişiler, alışık oldukları ölçüleri bırakmaya, bazılarını gizli ya da açıkça çiğnemeye; bazıları da dışardan yeni kurallar almaya, ya da kendileri yeni kurallar geliştirmeye başlarlar. Bunu yapanların iç hayatında ise çatışmalar başlar, bunun da sayısız görüntüleri vardır.

Bir toplumda en yüksek sayılan değerler, özellikle böyle zamanlarda, dinsel değerler kılığına girmeye de eğilimlidirler. Din, geleneğin en son sığınağı, en son savunma kalesidir. Aslında toplumun eski yaşayışının kökeninden gelen bir çok alışkanlıklar, kolaylıkla din gereği imiş gibi bir nitelik kazanırlar. İşte bunun içindir ki, çağdaşlaşma sözcüğünün özü, ‘layikleşme’sözcüğünün söylemek istediği gibi toplumu, bu dinselleşme hummasının yakasından kurtarma işi imiş gibi gözüküyor ve burada laicisme ile secularism terimlerinin anlamları, ayrı sözcük kökenlerinden geldiği halde, birbirlerine uyuyor”.

… bir toplumda değişme zorunlukları ortaya çıkınca, bilerek bilmeyerek ya da isteyerek istemeyerek, çağdaşlaşmaya doğru bir yönelme başlayınca, o zamana dek açıkça din şemsiyesinin altına girmemiş birçok işler, değişme yağmuru karşısında, bu şemsiyenin altında toplanmaya başlar.

Örneğin, sırf devlet işlerinde suçlu görülen bir Sadrazam, ‘dine ihanet etmiş bir kişi olarak’ öldürülür. Demek ki, ‘çağdaşlaşma’ ile ‘dinselleşme’ birbirleriyle aşağı yukarı çağdaştırlar. Dinselleleşme, çağdaşlaşmaya karşı, kaplumbağanın kabuğuna cekilmesi gibi bir korunma çabasıdır.

Çağdaşlaşma, özet olarak “kutsal kuralların” sarsılması sorunudur. Bu ise, laiklik ile ifade edilen, din işleri ile devlet işlerinin ayrılmasından çok daha kapsamlı bir süreçtir:

“Şu halde, çağdaşlaşma konusunda asıl sorun, kutsal sayılan alanın ekonomik, teknolojik, siyasal, eğitsel, cinsel, bilgisel yaşam alanlarında daralması, etkisizleşmesi sorunudur. Bu alanın (hiç değilse bazı kişilerin yaşamında) hemen hemen hiçe inmesi eğilimi olduğu için, buna karşı olanlar ‘gerici’ adını hak ederler.

Bu nitelikle başını kaldırdığı ya da ‘dur, olamaz’ diye kolunu kaldırdığı zaman başka çeşitten bir savaş başlar. Bu savaş artık din-devlet savaşı değil, ileri-geri savaşı olur. İlerleme ve gelişme ile tutma ve denge gibi iki amacı gerçekleştirme çabası biçimin alır. Hatta kimi zaman halk-devlet arası çatışma, aydın-yobaz arası çekişme, ya da dengeleşme, millet-devleti, millet-toplumu olma biçimine de girer. “

Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde bazı temel konular gündeme geliyor . Bunların en belirgin olanı miting alanlarına çıkan insanların anlatmaya çalıştıkları ,vermeye çalıştıkları mesajdır.Bu mesaj çok belirgin bir biçimde gözler önüne serilmiştir.

AKP hükümetinin başı kapalı olmayan kadınlara ,cuma namazına gitmeyen erkeklere ,oruç tutmayan ve namaz kılmayan insanlara yönelik olarak zorba önlemler alacağı bir hukuki dönüşümü yapmayı planladıkları korkusu insanları miting alanlarına çıkarmıştır . 84 yıl önce kurulan Atatürk Cumhuriyeti’nin temel laik değerlerinin , anayasanın ve özgürlüklerin tehlike altında olduğu korkusu tüm toplumu sarmıştır .

Bu anlamda önümüzdeki süreçte bu iki kavram sık sık gündeme gelecektir .

Laiklik , Sekülerizm ve Çağdaşlaşma .

‘Secular Turcs’

Post navigation