Bu fotoğrafı bu yaz (2016) Machael Geçidinde ( 1830-1850 m.) çektim. Bulut denizinin altında uzanıp giden yeşil vadi de Machael Vadisi. Şimdi bu satırları yazarken haberlere bakıyorum da şu anda tipi halinde kar yağıyor oraya bir haftadır. Geçidi açık tutuyorlar ama 168 köy yolu kapalı. Bu yaklaşık yirmi bin kişinin karda mahsur kaldığını gösterir.  Ortalama kar kalınlığı 3-5 metre arasıymış. Yerli halkın anlattığı kadarıyla kar romantizminin ötesinde “acil” durumlarda ölüm kaçınılmaz. Eğer mümkünse Camili sınır kapısını acil kaydıyla açtırıp Batum’a ulaşmayı deneyenler de varmış. Batum daha yakın. Sınır çizgisi neye göre oluşturulmuş belli değil. Bu bölge insanı aynı kültürel geçmişe sahip. Ortak dilleri var, ortak kültürleri var. Kendilerine “Laz” denmesinden hiç hoşlanmıyorlar. “Her Karadenizli Laz değildir” diye ekliyorlar. Türkiye ulusal devlet için neredeyse yüz yıldır debeleniyor ama sonuç hiç te iç açıcı değil. Ortak paydada buluşulamıyor. Alttan alta bir “tarihi kin” nehri akıp duruyor. Komşusunu inekleri bostanına girdi gerekçesiyle öldürmeye kalkan adamın psikolojisiyle bir çıkar muhasebesi sürüp gidiyor buralarda ve her yerde.

 

Machael Gürcüce bir kelime. “maca” (bilek) ve “heli” (el) sözcüklerinden oluşuyor. Bir elin bileği anlamını taşımaktadır. Eski adı Bicihiani olarak biliniyor. 12 Gürcü köyü ve 6 Türk köyü Machael’i oluşturuyorlar.

Machael vadisi yukarı ve aşağı Machael olarak ikiye ayrılıyor. Yukarı tarafı Türkiye sınırlarında kalan altı köy, aşağı Machael de Gürcistan tarafında kalan 12 köyden oluşuyor.

Türk köyleri eski Gürcü isimlerini değiştirerek Camili, Düzenli, Efeler, Kayalar, Maral, Uğur adlarını almış.

Borçka-Camili karayolu üzerinden  yüksekliği 1830 metre olan geçitten geçilerek giriliyor vadiye.   Bu geçide Küçük Yayla (Macahel Geçidi) deniliyor.

Vadi boyunca akan, ana kollarını Uğur-Maral ve Efeler derelerinin oluşturduğu akarsu, Macahel Suyu olarak anılıyor. Üç derenin birleştiği yer muhteşem bir manzara oluşturuyor.

Macahel deresi    sınırı geçtikten sonra, Acara Suyu’ndan önce sağdan Çoruh Nehrine birleşiyor. Bu akarsuyun, dolayısıyla vadinin sağında ve solunda toplam 18 köy bulunmaktadır.  İşte bu doğal cennetin adı  Machael vadisidir. Vadi kapalı bir ekosistem esasında. Karçal dağlarının (3450 m.) çevrelediği bu vadi belki de Türkiye’nin en insan eli değmemiş yöresi denebilir.

Yukarıdaki fotoğrafı da bu yıl 300 yıllık olduğu söylenen ama şimdilerde pansiyon olarak işletilen bir konağın vadiye ve ormana bakan bir odasında çektim. Fotoğrafta görülen küçük hanım İstanbullu. Adı Zeynep. Altı yaşında. Pansiyonda ahçı olarak çalışan annesi ve babasıyla yazları oraya çalışmaya geliyorlarmış.

Pansiyonun adı Machael İremit Pansiyon. İremit bölgeye verilen ad.

Biz bu pansiyonda kalmadık. Yer bulmak imkansıza yakın. Öğle yemeği için sekiz kilometrelik bir yürüyüş yapmamız gerekti. Kale Köyünden yola çıktık. Tüm vadiyi gören bir köy. Dört vadiyi de gören bir konumda. Eski bir kale yıkıntısı göze çarpıyor. Kalenin en yüksek noktasına da yalaka bürokratımız bir bayrak dikmiş. Bayrak perişan durumda. Ödenek yok her halde. On haneli bir köy burası. Önce vadinin tabanına kadar indik sonra da tırmanmaya başladık. Eğim neredeyse otuz derece. Grubun bu tırmanışta paramparça olduğunu söyleyebilirim. Saatler sonunda dilimiz bir karış dışarıda  vardık pansiyona.  Nefis Gürcü yemeklerinin tadına bakacağız. Terasa hazırlamışlar masayı. Muhteşem bir vadi. Nefes kesici bir manzara. Tırmanmış olmanın verdiği açlıkla yemeklere saldıracağız. Önce meşhur çorba; Lobyophali. Karalahana ve kuru fasulye ile yapılan nefis bir tat. Çimuri adı verilen tereyağında pişirilmiş mısır ekmeği. Sonra çakapuli adı verilen nefis bir kuzu yemeği. Bol soğanla pişirilen et ağızda eriyor. Sonra hinkal. İçinde et parçaları olan iri mantı. Salatanın lezzetini veren domatesler unuttuğumuz tatlardan. Aslında buradaki yemeklerin tadı biraz da doğallığından kaynaklanıyor olmalı. Yemeklerin tadına baktıktan sonra sohbete başlıyoruz.

Köylerin isimleri üzerine pansiyon sahibiyle sohbet ediyoruz. Sohbet konusu genellikle bölge doğası ve kültürü üzerine. Önce isimlerden başlıyoruz. Aslında bu “uydurma” isim takma geleneği bana göre bir çok yerde gördüğüm “şovenist” devlet görevlilerinin yalakalık yapmak için icat ettikleri ilkel bir usul. Eline kalem verilen bürokrat. Artık o devirde iktidarda kim varsa ona göre yazıyor ismi. Güneyden kuzeye kendisine yabancı gelen isimleri kendi küçük bilgi dağarcığına göre kesip biçiyor , değiştiriyor. Biraz kafası çalışsa uyarlama yapacak ama onu da bilmiyor. Öte yandan burada yaşayan insanların geçmişine ve kültürüne de büyük saygısızlık. İsmi Türkçeleştirmeyle buralar Türkleşmiyor.

Örneğin bugünkü Camili Köyü’nün eski Gürcüce ismi “Hertvis” imiş. İki ismi şimdi analiz edelim.

Gayretkeş  yalaka memurun verdiği “Camili” adının bu coğrafyayla hiç bir alakası yok. Camili ne demek?  İçinde cami olan yer anlamına geliyor. Kiliseli de olabilirdi değil mi? Bölgede tarihi iki ahşap camii var. Kiliseden dönüştürüldükleri konusunda şüphelerim var. Nihayetinde buraların Müslümanlığa geçişi çok sonraları olmuş. Yine Müslümanlaştırma, yine kültür şovenizmi.

Camili köyünün eski Gürcüce adı “Hertvis” iki kelimenin birleşmesinden oluşuyor. “Hevi” ve “irtvis”. Hevi dar ve derin vadide akan dereler anlamını taşıyor. İrtvis ise karışma, birleşme anlamını taşıyor. Böylelikle eskiden burada yaşayanlar buraya derelerin birleştiği yer anlamında Hertvis adını vermişler. Vadilerin birleştiği yer burası. Kutsal bir yer.

Bizim yalaka bürokratın yağdanlık yapmaktan başka yeteneği olmadığı için bu derin anlamı görmüyor. Oysa Hertvis bu bölgenin en önemli köyü. Dünyada nehirlerin derelerin bileştiği yerler kutsal kabul edilir. Burada da üç dere birleşiyor. Kaç yıldır birleşiyor bu dereler? Artık derelerin de adları değiştirildiğine göre yapacak bir şey yok. Efeler deresi diye adlandırılan dere Eprati deresi. Yani kraliçe Tamar’ın deresi. Maral Deresi yani Mindiyati deresi ve Uğur deresi yani  Akriva deresi burada birleşmektedir. Bu derelerin de eski adlarını artık kimse kullanmak istemiyor. Oysa köylerin adlarıyla derelerin adları aynı kökten geliyor.  Kimse burada yahu bunu buranın ahalisine soralım demiyor. Bakalım ahali ne diyor? Hindistanda her on iki yılda kutlanan milyonlarca Hindunun katıldığı “Kumbh Mela” türü bir festival geleneği var. Yer yerinden oynuyor. Bütün dünya o festivali görmek için oraya gidiyor. Bizim bürokratlar buranın kutsallığını, efsanesini  araştırmak bile istemiyor. Her şey yani geçmiş, yok hükmündedir. Bu vandal bakış açısı ne yazık ki uzun bir süredir geçerlidir. Devlet demokratik geleneklerden kopuk, buyurgan ve acımasız. Halka hizmet etmeyi görevi olarak görmüyor. Camili köyü merkez köy olarak kabul ediliyor. Sınır kapısı da burada. Ama kullanılmayan bir kapı. Sadece acil durumlarda kullanılıyormuş. Bu ne demekse. Ayaklarında plastik terliklerle bir asker yaka bağır açık nöbet tutuyor. Belli ki burası kuş uçmaz kervan geçmez ama “Yassak” bir yer.

Aşağıdaki bilgileri tesadüfen bulduğum bir web sitesinden aldım. Artık bilgileri doğrulamak için yeni kaynaklar araştırmam sürüyor: Alıntılar için izin almadım ama sanırım bu bilgilerin yaygınlaşması için kimsenin bir itirazı olmaz.

KAYNAK <HTTP://WWW.MACAHEL.ORG.TR/ZENGINLIKLER/YOREMIZI-TANIYALIM/MACAHELI-KESFEDELIM/>

Machael Köyleri: 

 Hertvis -Camili Köyü:

Hertvis (Camili) köyü bölgenin merkezi konumunda. Bir yerde adının Machael olması gerekirdi diye düşünüyorum. Mahalllelerin adları da ilginç. Malağmiyet, Tevtiyet, Gobaluri ve Khule mahalleleri. Yarısı Arapça yarısı Gürcüce. Tam bir vandal çorbası.

Mahalleler giderek nüfus kaybediyor. İstatistikler erozyonu gösteriyor.  1990 sayımında toplam nüfus 288 iken, 2000 sayımında nüfus 271’e, 2007 yılı sayımında ise 159’a  düşmüş. Çok büyük bir düşüş. Mutlaka nedenleri vardır. Buraya gidip geldikçe belki daha fazla bilgi edinirim diye düşünüyorum.

Şimdi insan boyu karda oralara nasıl gidilir bilmiyorum.

Zedavake- Düzenli Köyü

İkinci köyün adı da yine alakasız. Düzenli köyü. Yani idari düzeni mükemmel anlamında her halde. Oysa eski adı “Zedavake”. Düzlük, düz yer anlamında bu isim verilmiş. Bizim yalaka bürokrat da yine alakasız bir icatta bulunmuş.

Köyün mahallelerinin adları da çok ilginç. Sırasıyla:

Samani, Kobartlumi, Horgiyani, Kaşifyantı, Survanas, Bağaşkureti, Helimantı, Zsamalevi, Asaniyet.

Bu köy daha büyük bir köy. Mahalle sayısı oldukça fazla. Nüfus ise 1990 sayımında 469, 1997 de 293, 2000 de 347 ve 2007 de 211.

Burada da Machael’in en büyük köyünde ciddi bir nüfus kaybı söz konusu.

Eprati- Efeler Köyü

Bir diğer köy ise Efeler köyü diye anılıyor. Burada efelerin işi ne diye düşünmeden edemiyor insan. Oysa Gürcü tarihine göre  buranın kraliçe Tamar’ın yurdu olduğu söyleniyor. Kraliçe Tamar 1180-1220 yılları arasında kraliçe olarak Gürcistan’ı bölgenin en başarılı ülkesi olarak yönetmiş. Bölgede yaşayanlar kraliçe Tamar’dan saygıyla söz ediyorlar. Yaptığı savaşlar, kocaları, düşmanlarını  nasıl yendiği anlatılıyor.   Hatta bir efsaneye göre de mezarının da bu köyde olduğu sanılıyor.  Bizim yalaka bürokrat yine faka basmış. Buranın adını Ege bölgesinin efeleriyle karıştırmış. Kraliçe Tamar’ı  tümden es geçmiş.

Köyün eski adı  “Eprati”.

“Büyük kayalıklar” anlamını taşıyan Eprati’nin Ege efeleriyle ne alakası var ey yalaka bürokrat?

Köyün mahalleleri de tam efelere yakışan adlardan oluşuyor:

Kıboreti, Baracginav, Urskuli ve Çugatı.

Köy nüfusu, 1990 sayımında 385, 1997’de 245 ve 2000’de ise 267 olarak sayılmıştır. Köyün 2007’deki nüfusu ise, 150 .

Erozyon burada da görünüyor.

Kvaebistav-Kayalar Köyü

Kayalar köyü. Köyün eski ismi “Kva(e)bi(s)tav” olup, “kayaların başı” anlamındadır. Haydi burada biraz olsun tutarlılık var.

Kveda Kvabitavi,  Nagomvari, Sasamokedi, Nakoravi,  Sanaduruli, Salosavebi, Vakenti,  Yamelikedi,  Camikari

Nüfusu, 1990 sayımında 123, 1997’de 56 ve 2000’de ise 87 olup, yöre köyleri arasında en az nüfusa sahip köydür. Köyün 2007’deki nüfusu ise, 30 dur.

 

Mindiyeti-Maral Köyü

Bir diğer köy ise Maral Köyü.

Eski adı “Mindiyeti” , anlamı da  bitişik, yakın, komşu yöre (mindevne, midamo) anlamına geldiği belirtilmektedir. Başka bir görüşe göre ise Mindiyet, eğimli düzlük demekmiş.

Mahalleleri: On dört mahallesi var.

Ürünlü (İremet), samanlı (Osanet-Kavtaret),  Aktoprak (Givyet),  Yoğuntaş (Zemtkis), Bağcılar (Simnaret), Esençay (Kortanet), Yediveren (Coyet/Coryet), Çalıveren (Didtke), Çalıdiken (Gogortke),  …(Seshleyt),  (Zemzvare) .(Zsiyahi)  Akkoç (Vel- Bir kısmı Uğur Köyü’ne bağlı).

Nüfus burada da aynı oranlarda azalıyor: 1990 yılı sayımında 530 kişi sayılıyor. 2007’de ise bu sayı 196’ya düşüyor. Resmen köy yok oluyor.

 

Akriva- Uğurlu Köyü:

Altıncı ve son köy Uğurlu köyü.  “Uğurköy” adıyla anılır. Eski ismi “Akriya” olup, “ekli, bitişik” anlamındadır. Bu isim Maral Köyü ile olan ilişkisinden kaynaklanmaktadır.

Mahalleleri İse: (Camikarı), Akkoç(Veli),.(Pırdapır),.(Ukanağthe), (Gasaval),.(Melasatibe)

Köyün  Nüfusu, 1990 sayımında 358, 1997’de 219 ve 2000’de ise 259 olarak sayılmıştır. Köyün 2007’deki nüfusu ise, 198

Altı köy arasında nüfus bakımından ikinci kalabalık köy denebilir.

Gürcistan tarafında kalan köylerin  adlarını da öğreniyoruz:

Gvara, Kedkedi, Acarisağmarti, Tshemrala, Çhutuneti, Çikuneti, Kokoleti, Kostaneti, Kahieti, Saputkreti, Gorgadzeti, Vake, Basileti, Gorieti, Kokoleti, Kokoladzeebi, Hinkileti, Kirkteti.

 

Karçallar ve Yaylalar

 

Machael’in  yaylaları var. Vadiye indikten sonra Karçallara doğru yükselmek gerekiyor. Yaylalar iki bin beş yüz metrelerde. Gidip gördüğüm yaylalar arasında ilki Lekoban yaylasıydı. Bizim yalaka bürokrat buranın adını değiştirememiş daha. Ama yakındır. Yaylada birkaç aile oturuyor. Bizim kaldığımız pansiyon “Yayla Pansiyon” Yavuz ailesi tarafından işletiliyor. Vadiyi gören bir konumda kar korunaklı bir şekilde tepenin sırtına arkasını yaslayarak ahşaptan dokuz bağımsız oda yapılmış. Her birinin özel banyosu içinde. Uzun bir teras odaları birbirine bağlıyor. Terasın bitiminde yemek ve oturma salonu  var. Burada 2500 metrelerde bu konfor inanılır gibi değil. Elektrik basit bir HES uygulaması ile dereden alınıyor. Sabah güneş doğarken uyanıyor insan. Hava o kadar temiz ki.

Yaylaların da bir kısmını görebildik. Eğer Çamlıhemşin yaylalarıyla karşılaştırırsam Machael’in daha bakir ve yeşil kalmış olduğunu söyleyebilirim. Zaman içinde buraların da “yandaş Vandallar” tarafından talan edileceğine muhakkak gözüyle bakabiliriz. Şimdilik doğaya verilen zarar minimum düzeyde görünüyor.

Machael Vadisi de  diğer milli parklar statüsünde doğal güzellikleri, kültürü (dil, yemek, giyim, müzik,vb.) koruma altına alınmak zorunda.

Ama çoğunluk “Vandal” zihniyetinde olduğu için bu canım ormanlar ve dağlar tehlike altında.

 

 

 

Machael

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation