_DSF0006

Önümüzde uzanıp giden antik adıyla Pamphyllia ovasında köy yollarında ilerliyoruz. Sarnıçları arıyoruz. Rehberimiz Ahmet Bölükbaşı’nın söylediğine göre bölgede doksanın üzerinde antik sarnıç varmış. Dam tipi, semer tipi, kubbe tipi sarnıçlar olduğu kadar kuyular da var. Zaman zaman iki üç hatta dört kuyu yan yana. Bu sarnıçların ve kuyuların adları onları yaptıran kişinin adıyla anılıyor. Hacı Osman Sarnıcı, Kadı Hikmet Sarnıcı, vb. Bazı sarnıçların üzerinde kitabeler var. Arap harfleriyle mermer üzerine kazınmış kitabeler:

_DSF0055

Sarnıç ve kuyuların hemen hemen hepsi suyla dolu ama çöplük olarak kullanılmış. Pet şişeler, konserve kutuları, plastik eşyalar atılmış. Bir zamanlar insanların içme sularını temin ettikleri bu sarnıçlar artık çöplük haline dönüşmüş. Sarnıçların neden kullanılmadığının da bir tek cevabı var:

“Şehir suyu musluktan akıyor ya.”

Bölge insanının çevreye olan duyarsızlığı hatta düşmanlığı anlatılır gibi değil. Yedisinden yetmişine kadar hemen hemen herkes çöpünü doğaya atmakta hiç bir sakınca görmüyor. Antik eserlere karşı ise aynı hunharlıkla yaklaşıyor. Oturduğu ev demeye bin şahit isteyen beton yığını ile antik eserin çağına göre mimari harikası olan yapısı arasında hiç bir bağ kurmak istemiyor. “Gavur” olarak görüyor. Yörük veya göçebe kökenli bu insanların yaklaşık yüz yıl önce yerleştikleri bu topraklara hala alışamadığı açıkça ortada. Geldiklerinde yerleştikleri boş taş evleri tamir etme gayreti bile göstermiyorlar. Bir çok yerde gördüm bunu bu eski yapıları ahır olarak kullanıyor,kendilerine başka bir ev yapıyorlar. Mimari ucubesi bu beton ya da briket rezaletlere ev demeye bin şahit gerek. Evin etrafı çöp dolu. Evi badana bile etmeye üşenen bir zihniyet. Geldiklerinde onlardan önce orada yaşayan insanların oturdukları evlere, işledikleri tarım alanlarına ve su kaynaklarına konan bu halk kısa sürede bölgeyi yağmalıyor. Kuyular, sarnıçlar, yapılar bakımsızlıktan yıkıntı haline geliyor. Dışarıdan gelen bu ahali hiç bir vakit bu  doğayı kendi toprağı gibi görmüyor. Yağmalıyor.

Bir kuyunun yanına geliyoruz. Kuyunun kapak olarak kullanılan tahtasını kaldırınca şaşkınlıktan dilim tutuluyor. Kuyudan su çekmek için kullanılan ipin taş üzerinden bıraktığı izler inanılır gibi değil.

_DSF0005

Bu izler kaç yılda oluşabilir? Bin mi? İki bin mi? Yoksa üç bin mi? Belki de daha fazla. Beş…Kim bilir?

Öyleyse bu kuyu üç bin yıllık bir kuyu. Bu bölgede üç  (Belki de beş)  bin yıl önce yaşayan insanlar tarafından açılan bu kuyu halen kullanılabilir durumda. Aynen nehirlerin,ırmakların aktığı gibi; ağaçların meyve verdiği gibi.  Antik çağda  tarım alanı olan Pamphyllia ovasına can veren bu kuyular ve sarnıçların çoğu harabe halinde.Bölge insanının ve yerel yönetimlerin bu tarihi eserlere ilgi göstermediği de aşikar. Bölgede başlatılan parselasyon ve yapılaşma kısa sürede bu sarnıçların ve kuyuların yok olmasına neden olacak. Rehberimizin söylediğine göre şimdiden parsel fiyatları kanatlanmış. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin bölgeye raylı toplu taşıma ve kamu binaları projesi olduğundan da söz ediliyor. Pamphylia tarım alanları TOKİ’nin beton canavarıyla kısa sürede tanışacağına benziyor. Yavaş yavaş kendi tarihini yok eden bu yağmalama kültürü bir karabasan gibi Pamphyllia ovasının üzerine çöküyor.

Kuyular uzun bir geçmişi kulaklarımıza fısıldıyor…

Meraklısına Kaynak: Sevgili rehberimiz Ümit Durak bölgeyi GPS cihazıyla kayıt altına aldı. Aşağıda bu kayıtları bulabilirsiniz.

12718313_10153990024826897_5288121355876945764_n 12417874_10153990024751897_2052946334689100692_n 12049706_10153990024766897_4546216703445306977_n 12814592_10153990024761897_1975978859580307466_n

Kuyuların Fısıltısı

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation