Bu yazıda yaşadığımız coğrafyada giderek artan ve tahammüllerin sınırlarını zorlayan davranış bozukluklarının kaynakları üzerinde bazı tespitler yapmak üzere yola çıkıyoruz. Öncelikle kuramsal açıdan kamusal alanın tarifini yapmak, kamusal alanın sınırları üzerinde düşünmek, giderek kamusal alandaki davranış bozukluklarını ve nedenlerini tanımlamayı amaçlıyoruz.

Kamusal Alan tarifi

Dr. N. Kalaycı’nın doktora tezinde ele aldığı Helen geleneğine göre öncelikle Aristoteles’in tarifi üzerinden başlayalım:
• Ortak alan “polis”,
• Özel (Ev) alan “oikos”,”idia”
• Kamusal Alan “agora”,”koine”
• Kutsal topraklar “hieros”
• Kamusal Topraklar ‘demosios’
• Özel Topraklar ‘idios’
• Leksis
• Praksis
• Yaşam “Zen,zoe”
• İyi yaşam “bios”

Bireyin hangi alanda nasıl davranacağı “devlet” modelinde yasalarla belirlenmiş durumdadır. Bu yasaların neler olduğu “devlet” modelinin hangisi olduğuna göre değişiklik gösterdiği gibi uygulama hataları da etkili bir aktör olarak karşımıza çıkacaktır.Özellikle kanunun uygulaması ‘Law Enforcement’ konusunda sabıkalı ülkelerde farklı düşüncelerin ve sonuçların olduğunu belirtmek gereklidir. Özgür alan olarak tanımlanan ev alanında bireyin ailenin diğer üyeleriyle olan ilişkisi de yasalarla düzenlenmiştir.

Bu anlamda çağdaş toplumlarda bireyin ‘ kamusal alan’ı ve oradaki davranışlarının yasalarla düzenlenmiş olması biz zorunluluktur. Kabile kültürünün hakim olduğu topluluklarda birey özgür olduğunu sandığı alanın yasalarla kısıtlandığının bilincine vardığında tepki gösterir.
“Sen benim kim olduğumu biliyor musun? ” tepkisi özellikle feodal kültürün baskın olduğu toplumlarda görülmektedir. Nitekim bu alanda sayısız örnek karşımıza çıkmaktadır.

Bireyin varoluşunun kısıtlanması siyasetin amacının da değiştiğini göstermektedir. Dr. Kalaycı’ya göre çağımızda siyasetin amacı bios (İyi yaşam ) olması gerekirken zoe ye (yaşamak) indirgenmiştir. Bu da ‘leksis’ ve ‘praksis’ ile icra edilen siyasetin sığlaşmasına ve boyutsuzlaşmasına neden olmuştur. Siyasi alanda yalnızca ‘praksis’ boyutunun yeterli olmadığını Jürgen Habermas, K.Marks’ın proleterya devrimi tezine dayanarak ileri sürer. Emekçinin yalnızca üreterek değil, bu üretim faaliyetinin etrafında oluşan iletişim ve etkiletişimle de siyaset yapabileceğine değinir.

Burjuva Kamusal alanı tanımı.

Kamusal alanda iletişim belirli bir denge kurar. Habermas’a yönetilen eleştirilerin başında burjuva kamusal alanını idealleştirdiği tezi gelir. Oysa Habermas, kamusal alandaki iletişim tekelinin kapitalistlerin kontrolünde olduğunu ima etmektedir.
“Habermas’ın yaklaşımının önemi, öncelikle demokratik siyasetin kurumları ve pratikleriyle kitle iletişim araçlarının kurum ve pratikleri arasındaki sıkı bağ üzerinde odaklaşmış olmasında yatmaktadır. Oysa kitle iletişim araştırmalarının büyük bir kısmı çoğunlukla medya-merkezli çalışmalardır. Ayrıca son yıllarda medya alanında genellikle özgür diye nitelenen basın ile devlet-düzenlemesine dayalı yayıncılığı; siyaset alanında ise, hükümet biçimleri ya da temsili parlamenter modellerle siyasal partileri konu edinen, dolayısıyla medyanın ve demokrasinin halihazırdaki yapılarını veri olarak alan, araştırma ve tartışmalar görülmüştür.”

Tartışmanın konumuz açısından ilginç yanı kamusal alanda davranış bozukluğu yaratmasından kaynaklanmaktadır. Tarafsız olması “apriori “ öngörülen medyanın sermayenin menfaatlerine uygun olarak karmaşık bir network biçiminde kurgulanması kamusal alanda bir “bozulma” olarak nitelendirilebilir. Özgür ve tarafsız bir ortam olmadan sözün ve eylemin dengesinin gerektiği gibi kurulamayacağı ve kamusal alanda üretim organizasyonu etrafındaki iletişimin ve buna bağlı olanetkileşimin siyasi aktörlerin lehine ya da aleyhine kullanılabileceği tezi aradığımız “bozulma” tanımına yaklaşmamızı sağlamaktadır.

Özgün olmayan ‘praksis’, K. Marks’ın toplumu dönüştürücü devrimci eylem olarak gördüğü ‘praksis’ tezinin eleştirilmesine de yol açmaktadır. Logos’un inkar edilerek yalnızca özgün olmayan ve güdümlü bir praksis hareketine indirgenen insan eylemi,insanın toplumsal bilinci ve aklı arasında farklı olarak kurulan önermelere dayandırılır.

Habermas’ın geliştirdiği normatif kamusal alan tezi, bir çok bakımdan biz kamusal alandaki bozulmayı işaret etmektedir. Siyaset alanında devletin eylemlerinin medya kanalıyla eleştirilmesi ne ölçüde sonuç getirebilecektir? Devletin eylemlerini kontrol eden güçlerin etkilenmesi ve siyasetin olmazsa olmazı olan “kanaat mühendisliği” kamusal alanda medya aracılığıyla yapılabilmektedir. Siyasi aktörlerin medya aracılığıyla devleti eleştirmesi ya da övmesi üretimle uğraşan halkı ve halkın kanaatini ne denli değiştirebilecektir. İşte bu noktada medyanın “uzmanlar korosu” ya da “ kanaat önderleri” senaryoları devreye girmektedir. Özgün ve tarafsız olması beklenen “logos” ne yazık ki medyayı kontrol eden siyasi aktörlerin çizgisine indirgenerek tek boyutlu siyaset komedisi ortaya çıkmaktadır.
Aradığımız tanım da işte tam burada karşımıza çıkmaktadır. Liberal basın özgürlüğü olarak tanımlanan “ideal” tarafsızlık ilkesi yıllar boyunca aşınmış, medyanın sermaye kontrolüne girmesiyle birlikte taraflı olmaya doğru evrilmiştir. Kamusal alanda kanaat önderleri rolünü üstlenen sermayenin medya “samuray” ları ortaya çıkarak bozulmayı bir üst boyuta taşımaktadırlar. Toplumu dönüştürücü eylem hareketini sermaye gruplarının çıkarları açısından yorumlayan yeni medya anlayışı istihdam olanaklarında ön sırayı işgal etmeye başlamıştır. Liberal özgürlüklerden yana olan medya çalışanının sermaye samuraylarına dönüşümü başlamış, toplumun liberal özgürlükçü değer yargıları “kanaat samuray”lerinin etkisinde çürümeye ve bozulmaya başlamıştır.

—————-
(1) Bu yazıda sözünü ettiğim ‘medya samuray’ ları örnekleri Cenk Açık’ın yazısından okunabilir sanırım. http://www.gazeteciler.com/cenk-acik/basbakandan-korkan-kose-yazarlari-472y.html
2) KALAYCI, Nazile. “Kamusal Alan” Kavramı Üzerine Bir İnceleme: Aristoteles-Marx-Habermas, Doktora Tezi, Ankara, 2007.
(3) Medya ve Kamusal Alan : Nicholas Garnham :Çeviren: S. Alankuş ve H. Tuncel,

Kamusal Alanda “medya samurayları” (1)

Post navigation