Bütün dünya edebiyat çevrelerini şaşkınlığa uğratan bir başka karara daha varan İsveç Akademi’si 2009 yılı Nobel Ödülü’nün Romen asıllı Alman Yazar Herta Müller ‘e verildiğini açıkladı.

Kimine göre , beklenen bir sonuç, kimine göre ise bir süpriz : Ben bu yazarın adını ilk kez duyuyorum. Okuyacağım ama , nereden başlasam diye düşünüyorum.Elime geçen bir dergi yazısından bir paragrafla yetiniyorum şimdilik…Sonra değerlendireceğiz ….

1919’da yapılan barış antlaşmalarından sonra Avusturya Macaristan’ın eyaleti olan Banat, bir kısmı Macaristan’da kalmak üzere, Romanya ve yeni devlet Yugoslavya arasında bölünmüştü. Bölgedeki küçüklü büyüklü köyler birbirinin aynı görünüyordu. Çoğu Türk savaşlarından sonra boş olan bu büyük bahçeli, küçük evli köylerde oturanların Macar, Romen, Sırp, Alman, Bulgar hatta Doğu ve merkez Avrupa’dan buraya davet edilen Ruthenianlar olduklarını anlamak için tek gösterge bahçe ve ev kapılarının üzerindeki kilise işlemeleriydi.”

Herta Müller işte bu köylerden biri olan, Romanya’ya bağlı Nitzkydorf (Timeşvar) köyünde büyüdü.

“Saat dörttü / akşamüstüydü / ve ben beş yaşındaydım / Çocukken bile otuzumun ortalarında gibiydim”

“Birilerinin öldüğü her yerde, birileri de kendini evinde hisseder.”

“Everything I have I carry with me.
Or: everything that’s mine I carry on me.

” I carried everything I had. It wasn’t actually mine. It was either intended for a different purpose or somebody else’s. The pigskin suitcase was a gramophone box. The dust coat was from my father. The town coat with the velvet neckband from my grandfather. The breeches from my Uncle Edwin. The leather puttees from our neighbour, Herr Carp. The green gloves from my Auntie Fini. Only the claret silk scarf and the toilet bag were mine, gifts from recent Christmases.

Herta Müller ve Nobel

Post navigation