İşte bir kez daha burada 19 Mart öncesinde ışıklar ülkesindeyim. Doğum günü haftamı burada ışıklar ülkesinde Likya Cumhuriyeti’ne kutluyorum. Sabah gündoğumunda kalkıp falezlere kadar yürüyorum. Yüksek ve çirkin yapılar arasından geçerken her yıl değişen ve gelişen kentin altyapısına hayretle bakıyorum.Falezlere kadar iki otomobil yolu geçtikten sonra Fener’e ulaşıyorum. Falezler boyunca uzanıp giden yürüyüş yolu spor yapan insanlarla dolu.Gündoğumuyla kendini dışarı atan sporseverlerin doldurduğu park alanı sessizce beni bekliyor. Eğer TV seyreder gibi gelip geçene alık alık bakanları saymazsak huzur verici bir ortam olarak adlandırabileceğimiz bir yer burası. Falezler park ve yürüyüş alanı. Burada da kendime belirli köşeler buldum. Çimenlere oturup dağları seyrettiğim köşede düşüncelere alıyorum. Kentin Batı tarafında uzanıp giden sıradağların dorukları karla kaplı. Kemer’e doğru uzanan, Saklıkent ve Geyikbayırı yaylalarıgünün ilk ışıklarıyla parılıyor. Yeniden doğuşun kaçınılmaz döngüsü bir kez daha tüm büyüsüyle karşımızda.

Her yıl değişmeyen bu döngü bir kez daha karşılıyor beni. Güneşin  kaçınılmaz zaman döngüsü bu.

 Dünyanın kendi ve güneşin etrafındaki dönüşünün  kozmik olayların başlangıcı, Kuzey ve Güney kutupları arasında oluşan 27.8 derecelik eğimle zaman ekseninde değişimlere yol açtığını;  mevsimlerin ve gece gündüz arasındaki farkların da oluşmasına neden olduğunu kadim uygarlıklar binlerce yıl önce keşfetmişti. Hint, Eti, Sümer ve Babil kültü, bu konuda en ileri düzeyde bilgilere sahipti. Güneşin, ayın ve yıldızların hareketlerini gözlemleyen kutal kişiler belirli dönemlerde özel kutlama törenleri düzenlerdi. Güneşin ve ayın hareketlerine  göre kurgulanan riritüellerin hemen hemen dünyanın her yöresinde benzer şekilde kutlamalara esas teşkil ettiğini  de biliyoruz.

Ekinoks[1]

Güneşin dünyanın her yöresine yansıyan ışıkların yerle yaptığı açı yerkürenin ısı engesini belirlemektedir. Kuzey Yarımküre 21 Aralık 21 Haziran arasında ilkbahar ve yaz dönencesine girerken ışığın arttığı geceyle gündüzün dengesinin gündüz lehine geliştiğini görürüz. Gündüz ve gece dengededir artık. Eşit ve dengede. Sonrası her geçen gün ışıkların lehine olacaktır. Denge yeniden kurulana kadar artarak çoğalan ışıklı dakikalar. Azalan karanlıklar. Nedense ışıkların iyilikleri karanlıkların da kötülükleri  simgelediği paradigması yaygın. Nedeni de insanın anatomisiyle alakalı bir yerde. Görme özürlü bir insan için geçerli olmayan bir paradigma. Bilginin ayınlattığı yolda yürüyenlerle cehaletin karanlığında bocalayanlar arasında ne kadar fark varsa ortaya çıkıyor şimdi.

Eski uygarlıkların  dinî kültürlere etkisi bilinmektedir. Hint ve Sami dinler dışında döngüsel zaman kavramı yerine doğrusal zaman kavramı ve ayrıca pek çok dinî fikir Doğu’da  ortaya çıktı, Batı’ya oğru yayıldı. Kadim  inanç ve eskatoloji kavramları  güneşin ve ışığın hareketlerine göre yorumlandı;  yeniden değerlendirildi ve sistemleştirildi. İkili “düalist” sistemin[2] açıklanması da  Mesih, Mehdi; kurtarıcı temelli  bir eskatoloji[3] geliştirilmesine olanak sağladı.[4] Aslında döngüsel zamanın güneşin hareketlerine göre açıklanması, doğrusal zamanın kaçınılmaz karmaşasıyla ; iyiliğin ve evrensel selâmetin kesin zaferinin ilân edilmesi; vücudun yeniden dirileceği doktrini ve gnostik mitler ve daha binlerce unsurun inanç sistemleri içine girmesine neden oldu.

 

Yaşamın ve dünyanın yenilenmesi


Yaşamın yenilenmesi mevsimlerle yani güneşin hareketleriyle bağlantılı olarak algılanır. Bu algılama insan düşüncesinin temeline güçlü bir mantıksal yapı oluşturmuştu. Döngüsel zaman ve döngüsel yaşam yani “Samsara[5] ve “Karma”[6] Hint ve Uzak Doğu  düşüncesinde de önemli bir yer tutuyordu.  Bu mantıksal bağlantı dizini aslında doğa ile ilişkilendirilerek kutsallaştırılıyordu. Baharla birlikte doğum ve uyanış sonra, yaşlılık ve ölüm ve sonra yeniden doğum kutsalın olduğu kadar mitolojinin e öznesi olmuştur.  İşte yaşam döngüsü. Ölümle doğumun birlikteliği. Grek mitolojisinde tarım tanrısı Demeter’in kızı Persefone’un yeraltı tanrısı Hades tarafından kaçırılmasıyla simgeleştirilen mevsimlerin dönüşümü her yıl gün dönümü şenlikleriyle  kutlanmaktaydı. İlkbaharın müjdesi yaz gündönümü güneşin Balık burcundan Koç burcuna girmesiyle başlayıp devinimini sürdürür. Güneş paradigması [7]adı verilebilecek bir algılama fenomeni de denilebilir.Güneşin  doğuşu ve yükselişi, daha sonra batışı ve yok oluşu, yıldızlarla  da bağlantılı olarak binlerce yıldır izlenmiştir.

Her kültür güneş ve ayla bir şekilde bağlantılı bir inanışı yaygınlaştırmıştır. Tarım toplumları için çok büyük bir öneme sahip olan mevsimlerin yaratıcısı olarak güneş görülmüş, güneşin hareketlerinin etkileri hayati önemde sonuçlar doğurmuştur; bu kozmolojik olayı bir biçimde insanlardan bağımsız tanrıların katında ve gücünde  mucizevi olaylar olarak göstermek de ulu rahiplere düşmüştür.

Gece ve gündüzün eşitlendiği yaz ve kış gündönümleri birer başlangıç ve son olarak değerlendirilmiş; ilk gündönümü doğuşu son gündönümü de ölümü çağrıştırması nedeniyle festivallere, kutlamalara neden olmuştur. Kadim İran diye adlandırdığımız MÖ dönemlerde eski İran dinlerinde de kutlanan “Nevruz”ve “Mihrican” adını verdikleri özel günlerde kutlamalar yapılmış olduğunu biliyoruz.   Nevruz kavramı yani yeniden doğuş kavramı sadece İran kültürüne, ya da Kürt kütürüne ait gibiymiş gibi gösterilmek isteniyor. Bu doğru olabilir mi? Gündönümü kutlamaları sadece bir kültüre aitmiş gibi gösterilemez.Nasıl güneş ve ay evrensel iki sembol olarak tüm dünya kültürlerinin malı ise, gündönümleri ve de öyle olmaldır. Yılda dört kez oluşan gündönümleri her kültür için özeldir. Maya uygarlığından Hint uygarlığına, Afrika kültürlerinden Kuzey kültürlerine kadar “özel” günler olma özelliğini kazanmışlardır. Tarıma dayalı ekonomiler için hayati önem taşıyan güneşin hareketlerinin ürünlerin ekimi, büyümesi ve hasatı için olduğu kadar, insanların ruhani yaşamları için de büyük önem taşımaktaydı.

Sayısı oldukça fazla olan tanrıların Hindu inanışında güneşin hareketleri bazı festivallerle sembolleştirilmişti. Hindistan’da bahar aylarında tabiyatın  yeniden doğuşu, dirilişi kutlanmaktadır. Diriliş kadar iyiliğin kötülüğe karşı zaferi olarak da bir çok kültürde farklı şekilde kutlamalar yapılmaktadır. Örneğin Hint kültüründe Lord Vişnu’nun İblisler kıralı’ nı mağlup etmesi  Holi festivali’nin ana konusunu oluşturmuştur;  festivale katılanlar  renkli toz boyaları birbirlerine atarak renkli görüntüler oluşturmaktadırlar. Hint ve İran geleneklerinin benzerliği üzerine ciddiyetle durmak gerekir.

Sanskrit ve Avesta    

Hint gelenek ve inanaçlarının hangi coğrafyada etkili olduğunu söylemek kolay değildir. Yazılı tarihin belgelere dayanarak ortaya koyduğu kültür tarihi bin bin beş yüz yıllık bir geçmişe sahiptir. Hint yarımadası da en az Mezapotamya ve Orta Amerika kadar kültür merkezi olarak kabul edilmelidir. Kültür tarihcileri arasında ideolojik amaçlı “tek merkezci” olarak nitelendirebileceğimiz, siyasi daha doğrusu şöven bir kültür tarihi anlayışı özellikle yirminci yüzyılda ulusalcı akımlar tarafından yaratılmıştır. Grek Uygarlığı, Batı Uygarlığı, Hıristiyan Uygarlığı, Yahudi Uygarlığı, gibi tanımlarla aslında “ulusal” ya da “milli” olmayan kültür kalıpları dönüşüme uğratılmak istenmiştir. Hint ve İran coğrafyalarında oluşan kültür kalıpları ne kadar önemliyse Mezapotamya ve Mısır kültür kalıpları da o kadar  önemlidir. Sanskritçe ve Avesta dilleri ne kadar önemliyse Aramca ve Grekçe de o kadar önemlidir. Hinduizm bir din olarak incelendiğinde, Zerüştilikle benzerlikler bulunabilir. Yahudilik ve Hıristiyanlık incelendiğinde Müslümanlıkla benzerlikler bulunabilir. Bu benzerliklerin olması ne anlama gelir? Dinlerin birbirleriyle bir şekilde ilişkisi olduğu anlamı çıkarılabilir.  İran’da sekretize olarak Zerdüştiliğe dönüştürüldüğünü ileri süren bilim adamları vardır.[8] Bu tezin doğruluğu ya da yanlışlığı üzerinde   duracak değiliz. İran coğrafi olarak Doğu ile Batı arasında bir geçiş yolu olması itibariyle göçlerin yoğun olarak yaşandığı bir coğrafyadır. “Kavimler Kapısı” adı verilen coğrafya buradadır. Horasan ve Anadolu coğrafyaları dünya kültürlerinin  geçiş yolları üzerinde bulunmaktadır. Hindistan yarımadasından Anadolu’ya kadar uzanan topraklarda yaşayan ve çeşitli nedenlerle bir yerden bir yere göç eden insanların beraberlerinde getirdikleriyle gittikleri yerde buldukları kültür değerleri  binlerce yıl süreyle birbiriyle kaynaşmış, nesilden nesile dönüşerek geçmiştir. Bu sekterize[9] olma süreci baskın olan kültürün hakimiyetine giren alt kültürün yokolduğu anlamına gelmemelidir. Bugün Lord Vişnu için anlatılan reinkarnasyon hikayelerinin Zerdüşt ya da İmam Mehdi ya da İsa Mesih için de benzer şekilde söylendiği unutulmamalıdır. Burada dinler arasında geçişler söz konusudur.  Dinler arasında bulunan ortak değerlerden söz etmek de mümkünür. Oysa köktendinciler bu benzerlikleri, geçişleri kabul etmezler. Vahiy dinleri tanımında bile tartışmalı öğeler vardır. Politeist inanışlarda vahiy temelli değil doğa temelli öğeler göze çarpar. Öte yandan üç büyük vahiy dini olarak kabul edilen Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık  dinleri arasındaki vahiy temelli benzerliklere işaret edenler oldukça fazladır.

Din tarihçilerinin bu benzerliklere dayanarak yapmış oldukları tespitler hiç şüphesiz kültürler arasındaki etkileşimi ve evrenselliği vurgulaması açısından da önemlidir.[10] Hiyerofanilerin hangi türünde olursa olsun mutlaka bir  iktidar mücadelesi, siyasi yaptırım gücüne dayalı  çoğu kez karmaşık bir denge  ortaya çıkabilir. Kıralın himayesinde olan ruhban sınıfının uğrunda mücadele ettiği alıklara ve beklenmedik toplumsal olaylara yol açabilir. Toplumlar arasındaki siyasi yapı farklılıkları dinlerin yaygınlaşmasında da rol oynayabilir.tarih boyunca krallar hemen hemen her yerde dinlerin  yayılmasında önemli roller oynamışlardır. Resmi dinin kral tarafından siyasi çıkarlar nedeniyle zorla halka dayatılmasının toplumun değişik katmanları arasında ayrılıklara, şiddete varan çatışmalara neden olduğu da görülmüştür. Toplumda insanlar arasında oluşturulan sınıf farklılıkları giderek keskinleşir, arabulucu rolü oynamak isteyen ruhban sınıfı ise bundan istifade edebilir. Ruhban sınıfın adaleti  sağlamak amacıyla insanlar arasındaki ihtilaflara taraf olması resmi dinin[11] karşısına heterodoksi[12] akımların çıkmasına da neden olabilir. Politeist inançların yaygın olduğu dönemde bile kralların belirli rolleri oynamaları gerekirdi. İmparatorlukların bürokratik işlemlerini yürüten ruhban sınıfı doğal olarak ayrıcalıklar elde etmiştir. Bu ayrıcalıkların ölçüsü de yine kıral tarafından belirlenmekteydi.

İlk Sümer metinlerinde rastlanan hiyerarşik yapı ve tanrılar panteonu MÖ 4000 yıllarından öncesine kadar uzanmaktadır.

 



[1] Gün ve gecenin eşitliği yılda iki kez gerçekleşen gündönümü bahar ve güz ekinoksu olarak bir yılda iki kez tekrar eder. Vernal ekinoks adı verilen bahar gündönümü gündüzle gecenin 12 saatlik iki bölüme ayrıldığı zaman dilimini de simgeler.

[2] Kozmoloji ile ilgili düalizm, ahlâkî düalizm, dinî düa-lizm

[3] ahiret anlayışı

[4] Zerdüştilik Dininde Ahura Mazda ve Ehrimen ikilemi iyi ve kötü, aydınlık ve karanlık gibi zıt anlamların insan düşüncesinin temel mantığına yerleştiğini göstermektedir.

[5] Samsara Sanskritçe bir kavram olup Uzak Doğu inanç sistemlerinde yaşamın döngüsünü, ölümü ve yeniden doğuşu, var oluşu ve yok oluşu tanımlar.

[6] Karma; Uzak Doğu inanç sistemlerinde hem fiziksel hem de zihinsel her türlü eylemin sonuçlarının kaçınılmaz olduğunu ifade eder; düşündüğümüz her şey ya da yaptığımız her eylemin sonuçlarının, bizi bu yaşamımızda ya da sonraki yaşamımızda etkileyeceğini söyleyen bir kuraldır. Yani; gerçekleştirmiş olduğumuz, fiziksel ya da zihinsel her türlü eylemin etkilerini şu anki gerçek yaşam içinde görmesek bile, bir sonraki yaşamımızda bu etkiler mutlaka kendini gösterecektir.

[7] Dünyanın neresinen güneşe bakılığına dair algı. Güneşe hangi konumdan bakılırsa o noktaya göre gündüz ve gecenin oluşumu.

[11] Ortadoksi

[12] Resmi dinin karşısında oluşan muhalif dini akım

Güneşin Geceyle İmtahanı

Post navigation