Ortadoğu’nun bir diğer gerçeği de bu coğrafyanın yüzlerce yıldır  dünyanın en baskıcı ve çağdışı  yönetimleriyle idare edilmesidir.

Tunus devlet başkanı Zeynel Abidin’in demir yumrukla idare ettiği halk, yirmi üç yıl sonra  artık kendini sokak ortasında yakmaktan başka çare bulamadı. Muhammed Buazizi adlı Tunuslu genci  Burma’daki Budist rahipler gibi kendini yakmaya iten güç ne? Bir başka diktatörlük olan Mısır’da  Devlet başkanı Hüsnü Mubarek’i protesto edenler de kendilerini yakma eylemlerine başladılar. Bunun arkasından ne gelecek acaba ?  Libya,Suriye, Ürdün, Fas, Cezayir, Sudi Arabistan,Körfez Ülkeleri ve diğer diktatörlükleri de aynı akibet mi bekliyor?

Arap devrimi gerçekleşebilir mi?

Biraz zor.. Yıllardır her seçim dönemlerinde bir heyecan dalgası Arap dünyasını sarar. Birinci savaş sonrasında oluşturulan dikta rejimlerin jeopolitik dengelere olan katkısı yadsınamaz. Detant politikası yıllarında enerji alanlarının kontrolünün demir yumrukla sağlanabileceği iyi biliniyordu. Temeli batılı liberal altyapıdan alan özgürlükçü bakış açısı buralarda, kabile bi’at zihniyetinin hakim olduğu dünyada geçerli olmaz.

Her şeyden önce bu ayaklanmaların  ekonomik ve sosyal nedenlerden kaynaklandığı ama siyasi olarak organize edilmediği  ortada.  Sivil toplum kuruluşları demokratik bir geleneğe sahip değil. Yıllar boyunca baskı altında yaşayan ekonomik yönden çok zayıf bir yapısı olan halkın örgütlenmesine izin vermeyen polis devletleri,her çıkan itiraz hareketini şiddetle ve kanla bastırma yoluna gittiler. Halkın gözünü korkutmak için oluşturulan güvenlik güçleri yani şiddet uygulayıcıları hala ortalıklarda ağır silahlarıyla serbestçe geziniyorlar..

Bugün batının da baskısıyla yeni bir hükümet arayışına girecek olan Zeynel Abidin türü siyasi güçlerin arkalarında nasıl bir halk  desteği olacağı da tahmin etmek zor değil.

İktidarın kimlere nasıl geçeceği konusunda batılı anlamda demokratik kriterlere rastlayamıyoruz. Güvenlik güçlerinin idaresini ele geçiren grup önceki diktatörün bıraktığı yerden baskıyı devam ettiriyor. Halkın içinde bulunduğu sorunlara eğilen yok. Bütün dünyanın gözü önünde seçimlerde hile yapılıyor, rüşvet çarkları dönüyor diktatörlerin biri gidiyor biri geliyor.

Her ne kadar ülkemizde ve dünyada liberal eğilimli medya umut dolu yazılar ve programlar yapsa da bu ülkelerin geleneksel siyasal kültürünün gerçek yüzünü ortaya koymaktan çok uzaklar.

Bireyin yerine “ümmet” ,”Millet”, “Ulus”, “ırk”,vb. gibi kavramları çıkaran zihniyet değişmedikçe Arap gençlerinin çaresizliği ortadan kalkmayacak.

Bunu kim gerçekleştirecek?

ABD mi? AB ‘nin halkla ilişkiler makinası Fransa mı? Yoksa kutsal kitapların yazdığı gibi “Mesih”, “Mehdi” gibi halkın inandığı ilahi güçler mi?

Hiç kuşkusuz Ortadoğuda Arap Milliyetçiliği artık siyasi temelini yitirmiştir. Irk temelli siyasetin yerine “Müslüman Kardeşler”, “Hizbullah”, “Hammas”, vb. gibi din temelli siyasi akımlar revaçtadır. Tunus’un  Burgiba ile başlayan “laik”  temelli batı yanlısı rejimi dikta rejimine dönüşmüştür. İslami akımlar gelişmek için siyasi destek bulamamışlardır.  Öte yandan Mısır, Cezayir ve Fas gibi ülkelerde “Müslüman kardeşler” hareketi ciddi bir temel oluşturmuş, iktidarları tehdit eder güce erişmiştir.

ABD ve AB Otadoğuda bir denge arayışı içindedir. Ortadoğudaki diktatörlüklerin siyasi katliamları, medyayı  sansürlemesi, rüşvet ve yolsuzlukların artışı gibi ciddi insanlık suçlarının saklanacak yeri kalmamıştır. Dünya liberal  medyasında  yer alan ve batılı halkı şok eden haberlerin yarattığı uluslararası kamuoyu baskısı batılı demokrasilerde ciddi bir sorun olmaya başlamıştır.

Nitekim en son “Wikileaks” belgeleriyle ortaya konan ABD diplomatik kriptoların ve saklanan  gerçeklerin batılı liberal kamuoyunu rahatsız ettiği de bir gerçektir.

Wikileaks belgelerinde, Tunus’dan gönderilen kriptolardaki rüşvet ve safahat belgelerinin yanı sıra ;İsviçre Bankaları’nda  hesapları bulunan siyasi liderlerin foyalarını da ortaya çıkaracak yayınların kısa sürede devreye gireceği de bir basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu.

Bu koşullar altında nüfusunun yarısından fazlasının otuz yaş altında olduğu eğitimli bir ortasınıfa sahip olan ülkelerin siyasi liderlerinin diktatörlük heveslerinin artık sonunun geldiği de apaçık ortadadır.

Günümüzde artık dünyanın neresinde olursa olsun,  hiç bir anti demokratik rejimin sürdürülmesi mümkün görünmemektedir.  Arap devrimi ya da “Yasemin devrimi” olarak adlandırılan halk ayaklanmalarının ekonomik ve siyasi temelli demokratikleşme sancıları olduklarını söylemek mümkündür.

ABD ve AB kamuoyunun desteğiyle ortadoğuda demokratik rejimlerin kurulabileceği umudu vardır…

Arap Devrimi

Post navigation