Bölgenin iki bin yıllık tarihi savaşlarla dolu. Öncelikle dağların eski adlarının var olduğunu söylemeliyiz. Sondan geriye doğru gidersek : Nur Dağları, Gevur Dağları,  Amanos Dağları,  “Amanus Dağları” olduğunu söyleyelim. Neden “Nur”  adı kondu? Kim bu adı öngördü acaba? Muhtelif rivayetler var.  

Tarihi coğrafyaya baktığımız zaman bu stratejik sıradağlar kralların kaderini belirlemede önemli rol oynadığını görüyoruz. Amanos Dağları, Assur yazıtlarında Hamanu; Yunan kaynaklarında Amanos, Amanon, Melantion ; Bizans kaynaklarında Mauron ve Latin kaynaklarında Amanus şeklinde karşımıza çıkmaktadır. 

Antik çağ tarih yazarları  İskender’in Med ordularını bu dağların geçitlerinde (Belen ve Assur geçitleri)  sıkıştırarak zayiat verdirdiğini yazarlar.  Bu geçitler kuzeyde Kastabala/Hieropolis üzerinden Zeugma ve Kyrrus, diğeri ise güneyde Issos ve Aleksandreia üzerinden Antiokheia’ya kadar ulaşan Amanidai/Amanikai veya Syria Kapıları olarak adlandırılıyordu. Geçitlerde nice savaşların kazanılıp nice komutanların yenildiğini anlatan mitoslar hiç de az değildir. Amanos dağlarındaki özel tapınaklarda  ayinlerin yapıldığı anlatılır. Dağ kültü antik dünyada yaygındı. Amanos’da bazı kültlerde tanrı olarak tapınım görüyordu. Ünlü kehanet merkezi Delfoi ile Amanos tapınakları rahiplerinin ilişkisi olduğu bazı mitoslarda anlatılmaktadır.   

Dağların batı tarafının bol yağış alması neticesinde akarsular, göller ve yeraltı kaynakları çok boldu. Amik gölü yani eski adıyla Antiokia gölü de Amanos dağlarından gelen sularla beslenen bir göldü. Bugün kuraklıkla inleyen Amik ovası antik çağda en bereketli ovalardan biriydi.

Amik Gölü kurutulmadan önce tüm ovaya hayat veren bir yaşam kaynağı idi. Karasu, Afrin ve Muratpaşa başta olmak üzere, Topboğazı, Bakras, Karaali, Bedirge, Harim, Sarısu ve Kızılark gibi dereler tarafından beslenmekteydi. Gölün fazla suları ise, gölün güneybatısındaki Küçük Asi aracılığı ile Asi Nehri’ne akıyordu.

Uzunluğu 16 Km genişliği 10 Km olan gölün çevresindeki bataklıklarla beraber kapladığı alan 310 Km kare idi. Bölgede görülen sıtma hastalığı öne sürülerek 15 Ocak 1939 tarihinde yapılan meclis toplantısında bataklıkların kurutulması ile ilgili hazırlanmış projeler görüşüldü. Bölgedeki bataklıkların kurutulması planı içinde Amik Gölü’nün de kurutularak toprakların köylüye dağıtılması fikri vardı. Siyasi olarak alınan bu kararın ekosistem üzerinde yaratacağı olumsuz etkileri hiç kimse dikkate almadı. İktidar partisi ve yerel destekleyicileri 1950 yılı itibariyle  gerekli tedbirleri  alarak  aşama aşama bataklıkların kurutulma işlemini başlattı.  

Amik Gölü’nün de kurutulması işlemi 1973 yılından itibaren  kademeli olarak gerçekleştirildi. Öncelikle gölü besleyen akarsuların ovadaki yataklarının küçük Asi çayına bağlanması ile başlanarak göl sularının çekilmesinden yararlanılarak drenaj kanallarıyla düdenler açılarak göl suyu boşaltılmaya başlandı. Gölü besleyen su kaynakları Afrin, Murat ve Comba dereleri drenej kanallarıyla Asi nehrine akıtılarak gölün ölümü gerçekleştirildi. İlk yıl yüzü gülen köylü daha sonraki yıllarda kuraklık nedeniyle tarla ve bahçeleri sulayamaz hale geldi. Sekiz yüz kilometre kare büyüklüğündeki  Amik ovası susuz kaldı.

Ekosistem ciddi bir hasar görmüş sulak alanlar yok edilmişti. Geçtiğimiz elli yıl boyunca Amik ovası ekonomik olarak hiçbir varlık gösteremedi. Halk kitleler halinde göç etmeye başladı. Gölü kurutan zihniyet yaptığı hatadan hiçbir ders çıkarmadı. 1939 yılında alınan kararla ülkedeki tüm sulak alanları (Wetlands) yani bataklıkları kurutan devlet, yaptığı hatayı Ramsay sözleşmesine imza attığında anladı.

 Amik ovası MÖ. 4000 yılından bu yana yerleşim görmüştür. Antakya, M.Ö. 300 yıllarında, Hellenistik devletlerden biri olan Selevkos devletinin kralı Selevkos Nicator tarafından bugünkü yerinde kurulmuştur. M.Ö. 64’te Roma egemenliğine giren kent, bu dönemde gelişmiş ve Roma ile İskenderiye’den sonra üçüncü büyük kent haline gelmiştir. Roma hakimiyetinde geçen 9 asır süresince Antakya bir  dünya kozmopolit merkezi olmuştur.

 Osmanlı yönetiminde 19. yüzyılda Halep Merkez Sancağı’ndaki Suriyeli Araplar, Nusayriler, Türkler, Çerkezler farklı etnik kökene sahip Müslümanlar ile Katolik Ermeniler, Katolik Suriyeliler, Protestanlar ve Yahudilerden oluşan karışık nüfus yapısı Amik Ovası ve çevresinde yaşamaktaydı. Türk ve Arap Müslümanlar daha çok tarımla uğraşırken, Hıristiyan nüfus ticaret, komisyonculuk gibi işleri yürütmekteydi

1914 yılındaki Halep Vilayet Salnamesi’ne göre; Antakya nüfusunun kozmopolit yapısı 20. yüzyılda da korunmuştur. 1914’te toplam nüfusu 90.536 olan Antakya’da; 78.054 Müslüman, 7.352 Rum Ortodoks, 4.773 Ermeni Gregoryen ve 357 Yahudi yaşamaktaydı. Bu nüfus yapısı Osmanlı İmparatorluğu topraklarında genel olarak korunmuştur. Müslüman nüfus önceleri göçebe yaşamları gereği hayvancılıkla geçimlerini sağlarken daha sonraları yerleşik düzene geçerek köylere yerleşmeye başlamışlardır. Köylerde tarım yaparak zenginleşenler kasabalara büyük şehirlere yerleşmeye başlamışlardır.

Amik ovası Amanos dağlarından gelen bereketle her tür tarımın yapılabildiği bir ovadır. Ovanın genişliği yaklaşık sekiz yüz kilometre kare. Ova kuzeyden güneye belirli bir eğimle çukurlaşıyor. Yaklaşık altı yüz metre kot farkı Amik gölünde sonlanıyor. İşte ovanın bu eğimi Amanoslar’dan gelen dere sularının Amik Gölü çanağında toplanmasına neden oluyor. Gölün bu doğal yapısı ve beslenme kaynakları “Bataklıkları ve Gölleri kurutalım” kampanyasıyla yok ediliyor. Bu yetmiyormuş gibi ovanın tam ortasına bir de havaalanı inşa ediliyor. Havaalanı olumsuz ÇET raporuna rağmen inşa edilip büyük bir siyasi törenle hizmete sokuluyor.

Bölgede zaten ciddi tehditler olduğu “Doğa Derneği” tehdit raporunda açıklanıyor:

 “Bölgedeki en önemli tehditlerin başında plansız turizm ve yaylacılık faaliyetleri gelmektedir. Yaylaların yerleşim alanlarına dönüştürülmesi sonucu artan nüfus baskısı, yapılaşma ve betonlaşma, altyapı hizmetlerinin getirilmesi ve günübirlik ziyaretçiler nedeniyle oluşan çöp sorunu başlıca tehditlerdir.

Amanos Dağları’nda orman kaynaklarının yoğun kullanımı ve kaçak ağaç kesimlerinin yanı sıra, yaz aylarında dağların doğu kesiminde yükseklerde görülen aşırı otlatma, başta karaca ile Samandağ kesiminde yapılan yırtıcı kuş avcılığı ve derelerde yoğun balık avcılığı olmak üzere  yasadışı avcılık, bazı nadir bitki ve mantar türlerinin aşırı toplanması, su kaynaklarının tahrip edilmesi, plansız yol açım çalışmaları, özellikle alanın güneyine doğru görülen orman yangınları; kum, taş ve mermer ocaklarının açılması ve işletilmesi; sanayi tesislerinin yarattığı hava kirliliği gibi etkinliklerinde, nadir doğal türleri ve yaşam alanlarını tehdit etmektedir.”[1]

Çeşitli STK’lardan gelen açıklamalara göre Amanos Dağları da Anadolu’daki diğer dağlar gibi kısa yoldan “Köşe Dönme” heveslisi kişilerin iştahını kabartıyor. Maden ocağı açma ruhsatı için başvuran kişiler kolaylıkla ruhsat alıp taş ocağı açıyorlar.

Bu konuda bir basın açıklaması yapan Mustafa Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Berkant Ödemiş , İskenderun, Dörtyol ve Erzin bölgesinde hali hazırda 16 adet taş ocağının faaliyette olduğunu, tek bir taş ocağının bile bölgeye ciddi zararlar verdiğini söylüyor.

 “Bu taş ocaklarında çıkartılan malzemeler için yapılan yollar köyler ve kasabalardan geçiyor. Kamyonların çıkardığı gürültü ve oluşturduğu toz ise bu köylerde yaşayan hem insanlara hem de bitkilere verdiği zararın boyutu iki kat artıyor. Özellikle astım hastaları doğrudan etkileniyor ve bölgede yaşayan insanlarda solunum yolu hastalıkları sık görülüyor. Bunun dışında kamyonların bıraktığı bitkilere yapışıp kalıyor ve özellikle saksı çiçekleri ve meyve ağaçları bu tozdan olumsuz etkileniyor.”[2]

Yerel medya konuyu yakından takip etmekte ve yetkililere gerekli itirazlarda bulunmaktadır. Amanos’larda çıkarılan yangınların ruhsat almak için çabalayan işadamlarının bir kurgusu olabileceği ihtimali üzerinde de duruluyor.[3] Mecliste bu konuda verilen araştırma önergelerinin de reddedildiğini söylemek gerekir.


[1]https://www.dogadernegi.org/amanos-daglari/

[2] https://alevinet.com/2017/06/19/maden-kilifli-tas-ocaklari-amanosu-delik-desik-etti/

[3] http://www.iskenderunses.net/kose-yazilari/amanos-daglari-708.html

Amanoslar II

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation