Gündem çok hızlı gelişiyor. Corona virüsü günleri yaşıyoruz. Bir Türk gazetecinin ABD günlüğünden alıntı yapıyorum. Aslında gazeteci mi değil mi onu da bilmiyoruz. Sanki penceresinden dışarı bakıp gördüklerini yazan biri gibi.  

“Şu ana kadar 111 ülkede yaklaşık 135 bin kişi salgına yakalandı, 4 bin 954 kişi de virüs nedeniyle hayatını kaybetti. Dünya Sağlık Örgütü’nün ‘pandemi-küresel salgın’ ilan ettiği hastalık nedeniyle dünya diken üstünde.”

Kolera günleri mi yaşıyoruz bu çağda? Pandemi dendiğine göre öyle. Bu rakamlar nereden alınma belli değil. En yetkili organ kim?

Dünya sağlık örgütü. “World Health Organisation”[1] Hemen web sitesine girip bakalım. Avrupa ülkeleri istatistiklerine göre teşhis edilen corona virüs vakası : 36,642 ve ölüm adedi ise 1,514. Türkiye bu tabloda tek bir vaka ile yer alıyor. [2]

Dünya sağlık örgütü büyük bir olasılıkla ülkelerin yetkili sağlık örgütleriyle işbirliği içinde çalışıyor ve onlardan aldıkları bilgileri değerlendiriyor. Ne verirsen o bilgi yer alıyor. Burada Türkiye’nin verdiği tek vaka biraz tuhaf. Doğru olabilir mi?

İtalya 17,660 vaka ve 1,266 ölüm ile listenin  başında yer alıyor. Neden?

T24 adlı internet medyasında ise şu bilgiye rastlıyoruz:

“Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) açıklamasıyla ‘pandemi[3] ilan edilen yeni tip Koronavirüs’ten (Kovid-19) etkilenen kişi sayısı dünya çapında 145 bini aştı. Dünya çapında 5 bin 429 insan Koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti.”[4] 

Medya dediğimiz internetin yarattığı  sanal dünyanın yaratıcıları  için bulunmaz “distopya”[5] hikayeleri anlatma fırsatı çıkmış durumda. Zaten bu pandemi korusu Hollywood senaristlerinin en sevdiği konulardan biri. İşte gerçek oldu. İlk kez sanal ile gerçek bir noktada buluştu diyebiliriz.

BBC’nin haberine göre ülkedeki 70 yaş üstü insanların izole bir yaşam sürmeleri tavsiye ediliyormuş. Yani inzivaya çekilmek gerekiyormuş. Risk grubu diye adlandırılıyor.

Tuhaf bir psikoloji. Bu gidişle dünya salgın hastalıklarla, iklim krizleriyle yaşanmaz hale daha erken bir vakitte gelecek. Belki de bu virüslerin böylesine saldırgan olmalarının nedeni  de iklim krizi.

Burada en fazla zarar görecek olan kesimin fakir fukara yani dar gelirli  kitle olduğunu söylemek gerekir. Hiçbir birikimi olmayan, insanları aldatmaya meyilli aç gözlü çıkarcılar ise bu salgını fırsata çevirmeye çalışıyorlar. Bunların ne kendi çıkarlarını ne de vatanın çıkarlarını düşünmedikleri anlaşılıyor.

Dini turizm amacıyla Arap ülkelerine gidenlerin çoğunda korona virüsü görüldüğü saptanmış. On binlerce insandan söz ediliyor. Bunları nasıl karantinaya alacaksınız? Farklı şehirlerdeki öğrenci yurtlarındaki  öğrencileri evlerine yollayıp oralara Umre’den dönenleri yerleştiriyorlarmış.

 İnsanlar panik halinde; şimdi onlar marketlere hücum ediyorlar, canlarının derdine düştüler. Makarna ve kolonya stokluyorlar. Kolonya onları virüsten koruyacak, makarna da karınlarını doyuracak. Hesap bu.

 Şimdi tüm dünya virüs kriziyle dalgalanırken devlet yetkililerinin  tatmin edici bir açıklaması da yok. Siyasi liderlerin açıklama yapmaktan çekindiklerini görüyoruz.

Sağlık bakanlığı yaptığı açıklamalarda gerçeklere yer veriyor mu, vermiyor mu bilmiyoruz. Tüm liderler sanki hep birden yer yarıldı içine girdiler. Sağlık bakanı her konuya yetişmeye çalışıyor, yüzeysel  açıklamalar yapıyor. Kızılay yok, belediyeler yok, diğer ilgili devlet memurları da yok. Şaşırmış kalmış durumdalar. Okullar tatil ediliyor ama camiler açık. Milyonlarca öğrenci belki okula gitmiyor ama cafeler, restoranlar tıklım tıklım dolu. 

Bu virüs krizi ciddi anlamda sarsıntı yaratacağa benziyor. Turizmden tut tüm gıda ve servis sektörleri kayba uğrayacak. Kolonya ve makarna üreticileri, maske imalatçıları üretim fazlası yapıp kazanacak ama diğer sektörlerde yıkım olacak.

Biraz önce açıklandı. Tüm eğlence yerleri ikinci bir emre kadar kapalı olacakmış. Yavaş yavaş tüm kamusal alanlar kilit altına alınıyor. Bu ne demek acaba? Daha önce böyle bir şey hiç oldu mu? Ben sıkı yönetim  zamanlarında gördüm bu tür uygulamaları.

Anlaşılan  “Gölü kurut bütün balıklar senin” stratejisi uygulanıyor.  Devleti idare edenler önleyici tedbir denince bunu anlıyorlar. Her şeyi yasaklayın. Kimse nefes bile almasın. Böylesine ağır tedbirler alınacak derecede bir tehlike söz konusuysa çıkıp insanlara bunu anlatmak yerine , “yassaaaak..” denmesi ne kadar doğru?

Uygar dünya da farklı değil. Oralarda da yasaklar giderek artıyor. Dünya böyle bir sorunla nasıl baş edeceğini bilemiyor. Benzer olaylar düşünüldüğünde böylesine dünya çapında bir sorun savaşlardan bu yana görülmedi.

Komplo teorileri birbiri ardından sosyal medyada yayılıyor. Bu tedbirler ne kadar sürecek? On dört gün deniyor.

On dört gün ev hapsindeyiz demektir.  


[1] https://www.who.int/

[2] https://who.maps.arcgis.com/apps/opsdashboard/index.html#/ead3c6475654481ca51c248d52ab9c61

[3] Küresel

[4] https://t24.com.tr/haber/koronavirus-te-bugun-ne-oldu-turkiye-den-9-ulkeye-ucuslar-durduruldu,866368

[5] Kelime olarak ilk defa John Stuart Mill tarafından kullanılan distopya, gelecekte olabilecek olumsuz toplumları tanımlamak için kullanılır. Ütopik toplum anlayışının antitezi olarak kullanılan distopya, otoriter ve baskıcı bir sistem olarak ifade edilir. Olumsuz bir geleceği, kötü bir hayatı ifade etmek için kullanılan bu kelime Yunanca kökenlidir. 

Corona Günleri

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation