Dersim Foto-Safari II (Harput Kalesi)

“Dersim dört dağ içinde/Gülü var bağ içinde/Dersimi hak saklasın/Bir gülüm var içinde”

Nihayet beklenen gün geldi sabah 07:20 uçağı için Kadıköy’den sabah 05:30 da yola çıkıyorum. Havaalanına ulaşım sorunlu. Bir taksi ile anlaşmaya çalışıyorum ama taksi durakları bu konuda güvenilir değil. “Uber” çağırsam o da sorunlu. Kadıköy rıhtımdan kalkan havaalanı otobüsleri var. Bir valiz, ağır fotoğraf çantası, tripod derken o yükle bir kilometre yürümek zor. Bu ülkede en doğal ticari işlem bile bazen sorun olabiliyor. Sarı taksiler ihtiyacı karşılayamıyor, beklenen servisi veremiyor, üstelik taksi şoförleri eğitimsiz ve kaba. Sanki bu taksilere mecburmuşuz gibi bir uygulama var. Ya bu taksileri kullanırsın ya da ceza görürsün dayatması söz konusu. Transfer şirketlerini de kullanamıyorum. Özetle ben özgürce bir seçim yapamıyorum ve strese giriyorum. Nedir bu sarı taksilerin ayrıcalığı? Neden hiçbir iktidar bunları hizaya getiremiyor da vatandaşı hizaya getirmeyi tercih ediyor?

“Korsan Taksi” tanımı getirilmiş UBER sistemine. Nedir korsan? Denizde ticaret gemilerine saldırıp mallarına el koyan kimseler verilen ad. Korsan taksi ne yapıyor? Neyi çalıyor? Düşünüldüğünde sarı taksilerin müşterisini çalıyor. Bu durumda biz de çalınan “mal” oluyoruz. Devleti idare edenler bu konuya çok basit bir çözüm getirebilirler. Çağırırsın tarafları bir araya bir konsensüs sağlarsın. Vergi kaybı da yaşamazsın. Şu anda devlet korsan taksilerden vergi alabiliyor mu? Alamıyor. Nasıl alabilir? Çok kolay. Yeter ki sen sorunu çözmek iste. Sanırım bu Türkiye’ye özgü bir idari sorun. Devlet her şeyi yasaklayarak, cezalandırarak çözmek istiyor. Bildiği usul bu. Ortaçağ yöntemi. “Gölü kurut balığı öyle al” mantığı. Halkın kendisini idare etmesi için seçtiği idare, kendini seçen kitlenin çıkarlarını değil, belirlediği ayrıştırdığı  grupların çıkarını koruyor. Bu da sarı taksilerin korunduğunu gösteriyor. Biz müşteriler kuyrukta bekleyelim, nobran şoförlerin tacizine boyun eğelim. Bu mudur hizmet?

Mecburen tanıdığım bir arkadaşımın oğluna rica ediyorum da beni havaalanına götürüyor.

İstanbul Elazığ uçuşu bir buçuk saat sürüyor. Bu sabah uçuşlarını hiç sevmiyorum. İnsanın tüm dengesini bozuyor. Uyku uyumak ne mümkün. Yatakta bir o yana bir bu yana dönerek sabahı zor ediyorum. Havaalanına ulaşım ise farklı bir stres kaynağı.  Uçak tıklım tıklım. Saat onu yirmi geçe Elazığ havaalanına iniyoruz. Hava hafif yağmurlu ama soğuk değil.

Minibüste grubun diğer katılımcılarıyla buluşuyoruz. Hakkari gezisine birlikte katıldığımız Tolga Yorulmaz  ve Artvin gezisinde tanıştığımız Adem Şahin Çetin,(Adem Baba)’nın dışında geri kalan on iki kişiyi tanımıyorum. Faruk Akbaş Anatolian Light adlı bir fotoğraf grubuyla bu programı ortak yapmayı uygun görmüş.  İstanbul, İzmir, Adana, Zonguldak  ve Ankara’dan gelen fotoğraf severlerle toplam on beş kişiyiz.

İlk durağımız tarihi Harput Kalesi. Bu tarihi kaleyi görmeden olmaz. Bu bölgede en önemli arkeolojik kalıntılardan biri de bu kale kompleksi. Tüm ovaya hakim olan bir noktada kale tanımına uygun bir konumda savunma amaçlı yapıldığı belli olan bir Urartu eseri. Bazı araştırmacılara göre Harput antik kenti MÖ: on sekizinci yüzyıla, bazılarına göre de sekizinci yüzyıla  tarihleniyor. Mezopotamya  ticaret yolu üzerinde bulunan önemli kalelerden biri olarak doğu batı ve güney kuzey yönleri arasındaki ticaret yollarının üzerinde yer almasıyla uzun yıllar stratejik önemini korumuş olmalı. Harput isminin nereden kaynaklandığı konusu çok tartışmalı. Böylesine eski bir yapının Hitit dönemine kadar uzandığı düşünüldüğünde geçen zaman içerisinde bu ismin belirli değişimlere uğradığını söylemek mümkündür. “Karpert”, “Harpert”, “Kharpote” gibi referanslara bakıldığında Hitit, Asur, Pers, Ermenice, Kürtçe dilleri etkileşimine uğradığı muhakkak. Bir örnek vermek gerekirse: “Har” Farsça ve Kürtçe “sert kaya, sert taş” anlamındadır. “Pert” ise Ermenice kale anlamındadır. Bir Urartu eseri olan Harput kalesi ve yerleşimlerinin Ermeni krallığı ve Zazani referansları da göz önüne alınarak “Taş Kale” anlamında olduğunu söylemek mümkündür. Etimologların doğal olarak çok dilli referansları da göz önüne alarak daha sağlıklı bir sonuca varması beklenebilir. Pers (kadim Pehlevice), Klasik Yunanca “Kharpote” tanımının da bunu teyit ettiğini görüyoruz. Elazığ ve Harput zaman ekseninde birbirinden ayrı düşmüş iki sevgili gibi biri dağda öbürü ovada farklılaşan yerleşim yerleri. Bir kale şehir olan Harput zamanla modern bir yerleşim yeri olan ovadaki genişlemesiyle üç yüz binlik bir şehir haline dönüşmüş. Burada yaşayan halkların yani “Elazığlı” olarak tanımladığımız insanların kökeni de en az Harput ismi kadar karmaşık esasında. “Zazaki” referansı çok hoşa giden bir şey değil nedense? Kimse açıkça Zazaki, Dimili olduğunu söyleyemiyor.  Modern Elazığlı kendini daha farklı tanımlıyor. Bir Kürt, bir Zaza olarak değil de modern Türkiye’nin bir vatandaşı olarak tanımlamayı tercih ediyor.[1] Bir Artuklu şehri olan Harput zaman içerisinde değişim göstermiştir. Bu konuda “Elazığ” isminin nasıl doğduğu aşağıdaki “Coğrafya Dünyası“ adlı web sitesinde  anlatılmaktadır:

“Bugün bir bucak olan Harput, Osmanlı devrinde eyâlet merkeziydi. 1834’te İkinci Mahmud Han zamânında Vâli Reşid Mehmed Paşa eyâlet merkezini bugünkü Elazığ (Mezraa)a nakletmiştir. Sultan Abdülazîz Han devrinde 1862’de yeni yerleşim merkezi çok gelişmiş ve îmâr edilmiştir. Vâli İsmâil Paşanın teklifiyle “Mezraa” ismi “Ma’mûrat-ül-Aziz” (Aziz’in îmâr ettiği şehir)e çevrilmiştir. 1879’da burası vilâyet olunca “Elaziz” denmiştir. Cumhûriyet devrinde 1937’de Bakanlar Kurulunun kararıyle ilk önce “Elazık” (Azık diyârı) ismini almış, bilâhare 10 Aralık 1937’de “Elazığ” olarak değiştirilmiştir.”[2]   

Harput tarihi aslında detaylı olarak incelenmemiştir. Kalede yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen bulgular arasında insan kemikleri de vardır. Bu kemikler üzerinde yapılan araştırmalarda Kuzey İran referansı, Azeri referansı vardır. Ben bir dilci olduğum için bir yerin tarihini araştırmanın yolunun dil araştırmalarından geçtiğine inananlardanım. Zazaca/Zazaki/Dimili  kök itibariyle kuzey Farsi dil  ailesi ile benzerlikler taşımaktadır. Üç bin yıl süren bir sentez içinde modern Zazaca’nın kökleri ve yapısı mutlaka bir gün incelenecektir. O zaman bu dille ilgili gerçekler de ortaya çıkacaktır. Bugün kullanılan “Elazığ Ağzı” bölgede konuşulan dillerin bir sentezi olarak karşımıza çıkar. “Gakkoş” kültü de diyeceğimiz bu kültün özelliklerini incelemek için elimde yeterli kaynak yok. Zaten gezip gördüğüm yerlerdeki insanların aksanına bakarak belirli çıkarımlar yapmak da doğru değil. Anadolu halklarının karmaşık yapısı kolayca çözülecek bir yapı da değildir. Kalenin bulunduğu tepenin altında vadinin tabanına doğru inildiğinde bir kilise yapısıyla karşılaşılmaktadır. “Harput Kadim Meryem Ana Süryani Kilisesi” kahverengi levhasını okuyoruz. Sözüm ona burası kalenin restorasyonu sırasında restore edilmiş. Kilisenin girişi, kapalı. Bu “mağara kilise” kaç yılından kalma onu da bilmiyoruz. İnternet ortamında yaptığım araştırmada kilisede çekilmiş bir belgesele rastladım.[3] Demek ki içeri girilebiliyor. Biz oraya kadar gidiyoruz ama kiliseye giremiyoruz. Bu ne anlama geliyor anlamak mümkün değil. Yetkililerin neyi ispatlamaya çalıştıkları konusunda kuşkuluyum. Kiliseye girememenin hayal kırıklığıyla son derece sarp yamaçta bir aşağı yukarı koşuşturup kan ter içinde kalıyorum. Her yer ambalaj atığı dolu.  Herhangi bir bilgi yok. Kalenin restore edildiğini anlıyoruz ama göründüğü kadarı ile henüz işlemler sonuçlanmamış. Berbat bir restorasyon olduğunu da söylemeliyim. Bu yanlış kültürel politikalar, gerçekleri saklamalar ne anlama geliyor? Valilik, belediyeler ve diğer resmi kurumların web sitelerinde sanki sözleşmişler gibi ilkokul ikinci sınıf seviyesinde bilgiler var. “Malazgirt Savaşı sonrası Harput’a gelen Türkmenler,,,vb. “ diye başlayan klişelerle yine bir coğrafyanın tarihi yok edilmeye çalışılıyor. Çubukoğulları, Artuklu, Selçuklu, Moğol, Safavi ve Osmanlı dönemlerinden söz ediliyor. Harput 1890 yıllarından sonra gelişmeye başlıyor. Nüfus artışı yeni bir yerleşim bölgesi gerektiriyor, o vakit “mezra” adı verilen ve ekip biçilen Harput’un gelir kaynağı olan ovaya yeni bir şehir inşa ediliyor masalı anlatılıyor.

Öte yandan Meryem Ana Vakfı Başkanı İshak Tanoğlu çok farklı bilgiler aktarıyor. Kilisenin Arami Asuri geleneklerine göre en eski kilise olduğunu ileri sürüyor. Kilisenin Elazığ kilisesinden kaybolan kitabesinde inşa tarihinin MS. 179 yılı olduğunu, bir çok kez restorasyon gördüğü 1950 yılında malum nedenlerle ibadete kapatıldığını söylüyor. Daha bir çok gerçeği açıklanan kiliseyi ve  tarihini merak edenler aşağıda vereceğim linkten makaleyi okuyabilirler.[4] Yönetimin böylesine “yok sayma” gayretlerinin en azından bazı tarihi gerçekleri değiştirmeyeceğini birinin onlara anlatması gerekli. Kimi kandırıyorlar? Nitekim kilise 2011 yılında yeniden ibadete açılır gibi yapılıyor. Süryanilerin “Tur Abdin”[5] adını verdikleri bölgedeki diğer kiliselerle aynı mimari yapıya sahip olması da dikkat çekiyor.

Bir Urartu uzmanı olan Alman araştırmacı Lehmann Haupt’un bulduğu kitabeler de bölgedeki Ermeni ve Süryani varlığına işaret ediyor. Harput’da  bir Süryani kilisesinin varlığı en azından bölgede yaşayan Süryani ve Ermeni halkların da bulunduğu gerçeğine işaret ediyor. Bu insanlara ne oldu? Kilisenin 1950 yılında kapanmasıyla cemaat nereye gitti? Elimizde kameralar kafamızda bu sorularla kale etrafında dört dönüyoruz. İçinden çıkmak mümkün değil. Harput’un gerçek tarihinin henüz yazılmadığını ben söyleyebilirim. Nereden mi biliyorum? Üç bin yıllık tarih resmi kurumların yaptığı gibi bir paragrafta anlatılamaz. Harput antik yerleşimi aslında iyi korunamamış. Önümüzde Mardin örneği var. Orası da Urartu-Artuklu yerleşkesi. Oradaki yapıların büyük bir çoğunlukla korunabilmesi acaba nasıl oldu? Elazığ’da niye korunamadı? Bu sorular uzayıp gidiyor. Sadece taşlara bakarak okuyamadığımıza göre küçük gerçek parçaları birbirine ekleyerek bir yerlere varmaya çalışacağız. Öncelikle Harput antik kenti zamanının metropolü olmalıydı. Harput’un dağlık alanda kalıp ovaya inmemesi savunma amaçlıydı. Urartu sonrası, Sophane krallığı dönemi başlıyor daha sonra Roma, Sasani ve Ermeni idareleri söz konusu. Harput Bizans döneminde de sürekli değişim göstermiştir. Dolayısıyla Harput ahalisi karma bir ahalidir.  Kilisenin inşası MS. 176 olduğuna göre Roma döneminden söz ediyoruz. Roma imparatorluğu o zamanlar Hıristiyanları tehdit olarak görüyor. Her yerde baskı altında tutuyor. Peki nasıl oluyor da bu kilisenin inşasına izin veriyor? Demek ki o zamanlar Roma hakimiyeti değil de Pers ya da Ermeni krallığı hakimiyeti söz konusuydu. Bazı kaynaklara göre bölgede çok belirgin Ermeni nüfus vardı. Eğin, Arapgir ve Elazığ yoğun Ermeni yerleşim bölgeleri olarak biliniyor. Bölgedeki nüfus yapısı gayri müslim ağırlıklı görünüyor. Bugün baktığımızda durum çok farklı. Eski Harput şehrinden geriye çok şey kalmamış. 1833 yılında Harput ovaya doğru genişleyerek tarım alanlarına binalar inşa edilerek genişlemiş bugünkü Elazığ’ın temelleri atılmıştır.

Eski Harput’u daha iyi incelemek isterdim ama vakit yok. Zaten hava şartları da buna izin vermiyor. 1350 metre irtifadayız ve dondurucu bir rüzgar esiyor. Rüzgar kar kaplı Munzur dağlarından geliyor. Munzur rüzgarı insanın yüzüne bir tokat gibi iniyor. Gözlerimiz yaşarıyor.

Kaleden inip türbe ziyaretlerine başlıyoruz. Önce Seyyid Baba Mansur türbesi, 1198 yılına tarihleniyor. Daha sonra Arap Baba Mescidi ve Türbesi, o da 1280 yılına tarihleniyor. Yoğun bir ziyaretçi akını var.  Bunlar Selçuklu mimari eserleri. Harput Moğolların eline geçmeden önceki dönem olmalı. Karışık yıllar.Farklı din ve mezheplerin ağırlığını koymaya çalıştığı kanlı savaşların yapıldığı yıllar.

Harput’dan ayrılırken bu antik şehrin tam bir etnik mozaik olduğunu düşünüyorum. Binlerce yılda birbirine karışmış halklar, diller ve dinler. Bugünkü idarenin bu muhteşem mozaiği yansıtmadığını düşünüyorum. Yine mozaiğin parçalarını yok etme gayretleri ve çirkin restorasyonlar. Hiç fotoğraf çekmek içimden gelmiyor.

 

————————————

Nişanyan Sözlüğü: Harput mah – Elazığ_M (Harput bucağı) – Elazığ 1660eç: Xarput 1282b: Xartaburt

E1200: Xarpert [ Erm pert “kale” ]

Y1057: Xarberdon

■ 11. yy ortalarından itibaren kaydedilmiş olan Xarpert adının kaynağı verimsiz tartışmalara konu olmuştur. Adın ikinci ögesinin Erm <> (`kale`) olduğu güvenle söylenebilir, ancak ilk ögenin anlamı ve kaynağı belirsizdir. SN

[2] http://www.cografya.gen.tr/tr/elazig/anlami.html

[3] https://www.youtube.com/watch?v=YrCVpiV4Y_g

[4] http://dergipark.gov.tr/download/article-file/263907

[5] Mardin’in doğusunda Cizre’ye kadar olan bölge. Süryani inancında olanların ve Süryani kiliselerinin olduğu bölge.

Harput

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation