(γνῶθι σεαυτόν) Gnothi Seauton:[1]

 

Anadolu (Asia Minor) on iki bin yıllık kültür tarihiyle meraklı araştırmacı için sonsuz gizemler ve açılımlar sunuyor. Hatti ve öncesi, Luwi, Hitit, Klasik Dönem[2], Pers, Grek, Roma, Bizans, Selçuklu-Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri birbiri ardından sıralanıyor tarih çizgisinde.   İnanç düzeyinde bir ipucu yakalasanız da zaman ekseninde meydana gelen siyasi değişimlerin ve göçlerin etkilediği “senkretik”[3] geçişlere hazırlıklı olmak gerekir. Anadolu   tanrıları arasında en güçlü olanlar hangileriydi? Güçlü tanrı (numen) varsa güçsüz tanrı da mı  vardı? Anu, Enki, Sin, Kybele, Mithra,  Apollon, Dionyssos, Artemis belki de Anadolu’ya başka adlar altında geldiler. Sonra adlarını değiştirdiler. Bundan üç bin yıl önce olabilir mi? Yani MÖ. 1018 yıllarında hangi tanrılar vardı? Biliyor muyuz? Elimizde belge hem var hem yok. Ama kadim tapınak kalıntıları  var, kült merkezleri var, ritüeller var.Antik çağ tarihçilerinin eserleri var.  Bu belgelerle zamanı ölçebiliyor muyuz? Tanrıların eski adlarını öğrenebiliyor muyuz? Yaratılış mitosu anlatan ilahileri dinleyerek çözüyoruz bulmacaları.

Antik çağda insanlar tüm “kötülüklerin” tanrılardan geldiğine inanıyorlardı. İnsanlar hata yaptıklarında tanrılar onları hastalıkla, kıtlıkla, sel ile, şimşek ile, depremle, vb. cezalandırıyorlardı. Antik çağ insanının korku dolu dünyası tanrıların isteklerini öğrenmeye endeksliydi. Bir iş yapılmadan önce tanrılara kurban kesilmeli ve kahinlere danışılmalı, onların tavsiyesi dikkate alınmalıydı. Bu danışma işlemini de sadece rahipler yapabiliyordu. Geleceği okuma, gelecekten haber verme bir yetenek işiydi. Ancak hafızası kuvvetli olanlar, ateşten gelenler kahin olabilirdi. (Yunanca. μαντική (mantikē), Latince. divinatio). Zamanla kehanet o kadar önemli bir ritüel haline geldi ki  krallar bile  kahinlere danışmadan karar alamaz oldular.

Antik çağda zaman kavramı filozofların çok yoğun mesai harcadıkları bir konuydu. Bugünkü filozofların da aynı şeyi yaptığından hiç şüphem yok.  Malum o zamanlar saat yok. Akrep yok yelkovan yok. Antik Mısır (MÖ. 4 bin) güneş saatini kullanıyordu. Daha sonra Yunanlılar “Gnomon” adını verdikleri yere dikilen bir kazık sayesinde güneşin hareketlerini takip etmeye başladılar. Su saati, kum saati, ateş saati MS. On beşinci yüzyıla  kadar kullanıldı. Zemberekli saat için aradan beş bin yıl geçmesi gerekti.  Sonuç itibariyle ölçülebilen bir zaman zaten biliniyordu. En belirgin olan ise gece ve gündüz ayırımı idi. Mevsimler de güneşin hareketine bağlı olarak değişiyordu. Antik çağ insanı bu farklılıkları biliyor, yaşıyor ama nasıl olduğu konusunda bir bilgiye sahip değildi. Güneş doğarken, güneş tepedeyken, vb. gibi kavramlar zamanın ölçüldüğünü kanıtlayan şeylerdi ve herkese gerekliydi. Zamanın olabilmesi için bir hareket olması gerekiyordu. Antik çağda güneşin ya da ayın hareketleri izlenerek zaman ölçülebiliyordu. Bu zaman kavramına Yunanlı filozoflar “Khronos” adını verdi. Yunanlı filozoflar zamanı belirli bir tasarım olarak tanımlamayı tercih ediyordu. “Apeiros “. Farklı düşüncede olanlar da vardı. Örneğin Sakız doğumlu Pythagoras’çılar ise zamanı daha farklı yorumluyorlar onun döngüsel olduğunu ileri sürüyorlardı. “Aion” zamanı. Neydi bu aion zamanı? Kısaca söylemek gerekirse döngüsel zaman. Gezegenlerin dönüşünden yola çıkılarak yapılan bu bakış açısı bir çok filozof tarafından ruhun ölümsüzlüğü, zamanın sürekli bir dönüş içinde olduğunu ve hafızası kuvvetli olanların geleceği hatırlayacağı şeklinde kuramsallaştırıldı.

Üç filozof Aristoteles, Sokrates ve Platon her filozof gibi zaman kavramı üzerinde çalışmışlar ama farklı yerlere varmışlardır. Aristoteles ve Sokrates “Khronos” zamanı yani ölçülebilen zamandan söz ederken Platon gezegenlerin döngüsel hareketinin zamanı “Aion ‘u belirlediğini söyler. Bunu da matematiksel formüllerle izah eden Pythagoras olur. “Zaman döngüseldir, öyleyse gelecek hatırlanabilir.” Diyor büyük düşünür. Hatırlamak aslında geçmişte yapılan bir eylemin hafızaya yansıması ise nasıl oluyor da gelecek geçmiş gibi hafızada yer alabiliyor? Geleceği yaşayan biri ancak hatırlayabilir. Kim bu kadar uzun yaşayabilir? Sorular çok. Eks-aionios, eis-aiona yani ezelden beri ve ebediyete kadar uzanan bir döngü bu.

Burada Yunan felsefe tarihini gözden geçirmeyeceğiz. Ana konumuz olan “kehanet” konusunun felsefi altyapısını ortaya çıkarmaya çalışacağız. Neydi acaba bu düşünce?

Öncelikle Delphoi kehanet merkezinden söz etmek gerekir. Bu antik çağın en önemli inanç merkezinin sırrı neydi acaba? Parnassos dağları eteklerinde kurulmuş bir kutsal şehir Delphoi. MÖ.1200 yıllarından itibaren bir Apollon tapınım merkezi olarak biliniyor. Burada  yer tanrıçası Gaea’ya ithaf edilen bir  tapınak bulunuyordu. Tapınağın bulunduğu yer dünyanın merkezi kabul edilen “ampalon” taşının bulunduğu yerdi. Kutsal taş  “Python” adı verilen  Hera’nın Leto’yu takip etmesi için yerleştirdiği bir ejderha tarafından korunuyordu. Zaman içinde Gaea kültünün etkisini kaybetmesiyle Apollon kültü önem kazandı.  Apollon tapınağa geldi ve  annesi Leto’ya hamileyken işkence eden  ejderhayı ateşten okuyla  Python’u öldürdü. Tapınağın vahiy tanrısı olarak bilinen Apollon’a ithaf edilmesiyle  kehanet geleneği de başlamış oldu. Ampalon taşının etrafına inşa edilen Apollon tapınağının altında kutsal su ve kutsal buhar çıkaran bir yer çatlağı vardı.  Pytha adı verilen rahibe bu çatlaktan sızan kutsal buharla[4] kendinden geçiyor ve kehanetlerde bulunuyordu. Rahibenin söylediklerini kaydeden yorumcu yardımcıları vardı. Yorumcu rahipler/rahibeler neredeyse bir metafor bulmacası haline getirdikleri mısraları kehanet sahibine verip ritüeli tamamlıyorlardı. Kehanet önceleri yılda bir kez yapılıyordu.  Kehanet için gelenler o kadar arttı ki kehanet ritüeli yılda  ikiye çıkarıldı. Ziyaretçilerin getirdikleri hediyelerle Delphoi kenti  giderek zenginleşti. Tapınağı ziyaret eden antik çağ tarihçileri  Plutarchos şöyle yazmıştır:

“Herakleitos’a göre Sibyl kendi sesiyle bin yıl ötesine kadar uzanabilir.”

Pythia yani Sibyl kehanetin tanrıçası MÖ. 1200 yılından MS. 400 yıllarına kadar geçen bin altı yüz yıl Apollon tapınaklarında Sibyl’ler kehanetlerde bulunmuşlardır. Bu kehanetler kitaplar halinde saklanmış ve bunlara “Sibyl Kitapları” adı verilmiştir. Mistik güçler atfedilen bu kitaplarla ilgili bir çok rivayet vardır. Bu rivayetlere de daha sonra değineceğiz. Küçük Asya’da (Anadolu) acaba kaç Apollon tapınağı vardı? Tapınakların yapımı uzun yıllar sürüyordu. İki yüz yıl, üç yüz yıl süren tapınak inşaatları var. Hiç bitmemiş olanlar bile var. Bu devasa yapıları antik çağ teknolojisiyle inşa etmek kolay değildi. İonia kent devletlerinin  en önemli kehanet merkezlerinden biri Didyma’daki Apollon tapınağıdır. Bu tapınak kutsal yol ile Miletos’a bağlanmıştır. 17 kilometre uzunluğundaki bu yol özel günlerde ziyaretçilerle dolar taşarmış. Yolun iki yanında belirli aralıklarla heykeller bulunuyormuş. Bugün bu heykeller tüm Avrupa müzelerinde sergilenmektedir. Aydın belediyesi kutsal yolu temizleyerek doğa yürüyüşçülerinin kullanımına açmıştır. Miletos’dan başlayan yürüyüş Apollon mabedinde sonlanmaktadır.

Anadolu’daki diğer kehanet merkezlerinin bulunduğu   yerler aşağıda belirtilmiştir. Bu kehanet merkezlerinin hangi yıllar arasında faal olduğu ne gibi ritüellerin izlendiği konusu oldukça karmaşık ve uzun süreli bir araştırmayı gerektirmektedir.

  • Didyma Apollon Tapınağı
  • Hekatonnesoi(Apollonnesoi), Ayvalık Adaları
  • Hierapolis, Pamukkale-Denizli
  • Khryse, Ayvacık’a bağlı Gülpınar beldesi,
  • Killa
  • Klaros, İzmir
  • Klazomenai, (Urla sınırları içindedir)
  • Milet
  • Myra, Demre
  • Patara, Kalkan
  • Pergamon, antik Bergama şehri
  • Sardes, Lidyanın Başkenti, Manisa
  • Tenedos, Bozcaada
  • Telmissos, Bodrum, Gürece Tepeleri
  • Side, Manavgat,Antalya

————————————————————————

[1] Gnothi seauton yani “Kendini bil” (Yunanca: γνῶθι σεαυτόν)

[2] Krallıklar dönemi, Lidya, Likya, Clicia, Cappadocia, Kommagene, Pontos, vb.

[3] Senkretizm (Türkçeye Fransızca syncrétisme ‘den, o da modern Latince syncretismus ‘dan, o da Yunanca sunkrētismos,sözcüğünden gelmiştir), sıklıkla çeşitli düşünce okullarının uygulamalarını ve yollarını karıştırarak ayrı veya çelişkili inançları birleştirmek veya birleştirmeyi denemektir. Özellikle teolojide ve din mitolojisinde başta birbirinden farklı olan geleneklerin birleştirilmesi ve kıyaslanmasına yönelik olan, böylece farklı inançlarda temelde yatan bir birliği öne sürerek farklı inançlara karşı daha kapsayıcı bir duruşu savunan hareket ve denemeler için de bu terim kullanılabilir. Kaynak: http://www.felsefe.gen.tr/felsefe_akimlari/senkretizm_bagdastirmacilik_nedir_ne_demektir.asp

 [4] http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=35114

 

Anadolu’nun Kehanet Merkezleri

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation