Merdin ne kadar eski bir şehir acaba? Mardin çok eski bir şehir. En az on bin yıllık bir şehir olduğu ileri sürülüyor. Şehrin ismi konusunda farklı görüşler de var. Hıristiyanlık öncesi güneş (Şemsi)  ve ay (Sabii) kültleri inanışlarının hüküm sürdüğü konusunda güçlü belgeler mevcut. Manastır ve kiliselerin güneş ve ay tapınakları üzerine kurulduğu aşikar. Sonrasında bazı kiliselerin üzerine de camilerin  yapıldığı bilgisi var. Şehre  Süryanilerin  “kaleler kenti” anlamında  demek olan “Marde”, Romalıların Süryanilerden alarak ‘Maride’, Arapların  ‘Maridin’ dedikleri biliniyor.  Ünlü tarihçi  Plinus’a göre  Nusaybin civarında yaşayan Mardanî adlı Arap kabilesinden Maridin adını aldıkları ileri sürülüyor. Ortaçağ’ın ünlü yazarı Prokopios şehrin adını  Margdis olarak yazıyor. Daha sonraki dönem Bizans yazarlarına göre, kentin adı Mardes’ti. Diğer kaynaklara göre Persler Marde, Ermeniler Mardi, demişlerdi. Çoğu kaynaklarda; Mardin’in gerçek adı “Merdin” diye geçiyor. Mardin’in yerli halkı “Merdin” ismini kullanıyor. En azından işgüzar bürokratların saçma sapan bir isim takmadıkları için sevinmeliyiz. Meraklı bürokrat zaten sınır bölgelerinden uzak duruyor. Yaklaşamıyor. Güney Doğu Anadolu çok karmaşık bir yer. Voyvodalar döneminde de her yıl voyvoda değiştiren bu bölgelerde hiçbir zaman idari dikiş tutmadı.

Havaalanından şehre gelirken yeni Mardin’in yeni binaları arasından geçiliyor. Tam bir TOKİ cenneti buralar.Geniş alabildiğine uzanıp giden Mezopotamya ovasına büyük bir iştahla sarılan TOKİ her yeri beton ve asfaltla kaplamış. Canım ovadaki betonlaşma Anadolu’daki diğer şehirlerdeki yapılaşmadan  farklı değil. Mardin’de değil de sanki Bursa’da, Ankara’da ya da Trabzon’dayız. Fark yok. Uzaktan eski Mardin görünüyor. Güneşin altında pırıl pırıl parlıyor on bin yıllık şehir. Sapsarı ışıklar saçıyor. Sanki altından bir şehre doğru gidiyoruz. Mimari açıdan belki de “Barok” denebilecek bir tarzda özel Mardin taşından yapılmış iki katlı yapılardan oluşuyor eski şehir. Tam bir orta çağ kasabası görünümünde.  Kiliseler ve camiiler belirgin. Belli ki farklı inançlara hoşgörü gösteren bir halkı varmış bu şehrin. Şimdi yeni Mardin’de bu hoşgörülü halk var mıdır acaba? Anlamak zor. Dört günde bunu anlamayı da umut etmemek gerek. Eski Mardin yer yer bozulmaya başlamış. Sağda solda çarpık “laz inşaatı” tabir ettiğimiz yapılaşmalar var. Şehrin eski dokusuna uygun olmayan bu yapılar hemen sırıtıyor. “Lazlar buraya da gelmişler.”diyoruz. Bir tarihi şehri ancak dağıtılan rant bozabilir.  Söylediklerine göre belediye bu uyumsuz yapıları işaretlemişmiş, yıkacakmışmış. Gel de inan. Hiç sanmıyorum. HDP’nin çoğunlukla belediye seçimlerini kazandığı Mardin’i şimdi kayyumlar idare ediyor. Kimdi Mardin büyük şehir belediye başkanı? Ahmet Türk. Bir sabah güvenlik güçleri kapısına dayandı. Zırhlı toplu tüfekli anlı şanlı güvenlik güçleri Mardin’i kurtarmak için halkın çoğunluğunun seçtiği Ahmet Türk’ü tutukladı.[1]   Şehir ciddi sayıda yerli ve yabancı  turist alıyormuş. Bana kalırsa herkes bu eski ortaçağ kasabası  Mardin’e geliyor. Hoşgörü şehrinde hoşgörüyü görmek istiyor. Verilen bilgilere göre Mardin’i ziyaret eden turist sayısı 600 bin civarındaymış. Sokaklarında yürümek, teraslardan ovayı seyretmek ve özel yemeklerinden yemek güzel şaraplarından içmek, tarihi ve dini merkezleri görmek için geliyorlar buraya. Mardin Prag gibi bir ortaçağ şehri. Prag’ı bir yılda ziyaret eden turist sayısı yedi milyon. Mardin’in turizm potansiyeli bu sayının kat be kat üstünde.  Mistik havası ve muhteşem Mezopotamya ovasıyla, tarihi ve arkeolojik mirası çok zengin. Eğer yerel idareler bozulmanın önüne geçemezlerse bir balon gibi sönüp gidecek. Zaten bu gidişle iktidarın uyguladığı ağır baskıyla bir hapishaneye dönüşecek. Hasankeyf’în yok edilişini, yıkılan kiliseleri hiç saymıyorum.

Mezopotamya ovasından tepelere doğru tırmanıyoruz. İrtifa sekiz yüz metrelerde. Mardin coğrafyası ile ilgili bir alıntı yapalım:

 “Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Mezopotamya havzasında bulunan Mardin, güneyinde Suriye, doğusunda Şırnak ve Siirt, kuzeyinde Diyarbakır ve Batman, batısında Şanlıurfa ile çevrilidir. Kuzeydeki Diyarbakır havzası ile güneyde Suriye’nin kuzeydoğusundaki düzlükleri birbirinden ayıran Mardin-Midyat ekseni kuzeybatıda Karacadağ’ın güney uzantıları, doğuda ise  Cudi Dağı’nın güney uzantıları belirler. Dağların yüksekliği 1.500 m. Civarındadır.  Mazı Dağları Mardin Ovasını doğudan batıya doğru kat eder. Abdülaziz Dağı, Maşion Dağları diğer kayda değer dağlardır. Güneybatıda Hazar Tepe, merkez de Ziyaret Tepe (1.160 m.) ve  Timurlenk Tepe vardır.  Kuzeydoğu, doğu ve güneydoğuda Dicle Irmağı, batıda da Büyükdere ilin doğal sınırlarını oluşturur. Kızıltepe ile Derik ilçeleri arasında 700 km2.lik bir alanı kaplayan Kızıltepe Ovası, il merkezi ve Nusaybin ilçesi arasında 1.350 km.lik bir alana yayılmış olan Mardin ve Nusaybin ovaları ilin başlıca düzlük alanlarıdır.”

Coğrafyası “Bereketli Hilâl”[2] adı  verilen bölge içinde olan  Mardin, çok kültürlü bir yapıya sahiptir. Etnik olarak bakıldığında tarihsel süreç içinde Arap, Kürt, Ermeni, Yahudi ve Türk halkların bir arada yaşadığı bir mozaik göze çarpar. Bazı dönemlerde halkların oranı eksilmiş veya artmış olabilir. İnanışlar da çok çeşitlilik göstermiştir. Müslüman, Süryani Ortadoks, Yakubi, Keldani, Nasturi, Yezidi, Şemsi, Yahudi ve pagan inanışlar bölgede görülmektedir. İlkçağdan itibaren egemen güçlerin ilgi alanı olan Mezopotamya (İki nehir arasındaki topraklara verilen ad) Sümer, Asur, Urartu, Makedon, Pers, Roma, Abbasi ve Osmanlı özellikle Sasanilerle Romalıların uzun yıllar boyunca süren savaş alanı olmuştur. Nedeni ise nehirlerin suladığı bu topraklarda (fertile cresent) bolluk ve bereketin hiç eksik olmadığı, her egemen gücün göz diktiği zenginliklerdir. Günümüzde bu terim (bereketli hilal)  artık geçerli değildir. Sebebi de nehirler üzerine yapılan HES adı verilen barajlarla ovaların bereketi kaçmıştır. Barajlar bu verimli toprakların çölleşmesine sebep olmuştur. Suriye çölü son bin yılda meydana çıkmıştır. Bugün  Dicle ve Fırat nehirleri üzerine yapılan barajların  sayısı altıdır. Azalan sular, tarlaların sulanamaması, ormanların yok edilmesi bu bölgede çölleşmeyi hızlandırmış, günümüzde tüm güney doğu neredeyse çöl haline gelmiştir. Kuraklık ve çölleşme orta doğunun değişmez kaderi olmuştur. Bir zamanlar dünyanın en bereketli toprakları şimdi çöle dönmüştür. Bu gerçeği göremeyen idareciler şimdi Hasankeyf’e sanki marifetmiş gibi bir HES oturtarak çölleşmeyi hızlandırmayı amaçlıyorlar. Buralardan göç eden insanların çoğu fakir fukaradır. Yiyecek ekmek bulamayan Mardinlilerdir.

Bugünkü tablo hiç te iç açıcı değil. Örneğin Midyat  eskisinden çok farklıdır. Bir zamanlar, sekiz kilise ve iki cami bulunan kasabada Hıristiyan nüfus çoğunluktaydı. Bugün ise yerel kaynaklardan alınan bilgilere göre Midyat’ta yakın köylerden göç edenlerle birlikte ancak 70-80 Hıristiyan aile kalmıştır. Müslüman ve Hıristiyan topluluklar dışında küçük bir Yezidi topluluğu da mevcuttur. Midyat merkezde sadece iki Yezidi aile (toplam altı kişi) bulunmaktadır. Onların da ciddi oranda baskı gördüğü konuşulmaktadır. Mardin’de bir zamanlar çoğunlukta olan Hıristiyanlar ve Yezidiler göç etmek zorunda kalmışlardır. Onların yerine Suriyeli ilticacıların kampları kurulmuş, bölgenin dar olanakları Suriyelilere aktarılmaktadır. Midyat sokaklarında çıplak ayak gezen ve dilenen Suriyeli çocuklar hazıra konmayı, çalmayı ve dilenmeyi öğreniyorlar.

İsveç’te bulunduğum yıllarda Süryaniler’in ve Kürtlerin siyasi sığınma talepleri olduğunu duymuştum. Mardin’den gelen aileler çoğunluktaydı. Onların anlattıklarına göre Müslüman çoğunluktan baskı ve şiddet gördükleri idi. Bugün İsveç’te yüz binden fazla Süryani olduğu söyleniyor. Mezopotamya artık eski Mezopotamya değil. Mardin de eski Mardin değil. Lafta “hoşgörü” deniyor ama gerçekler bambaşka. Göç kaçınılmaz. Verimli topraklar artık yok. Baskı ve şiddet kol geziyor. Bu gidişle çok kısa bir sürede çölleşme her yeri kaplayacak. Roma İmparatorluğu döneminde yemyeşil olan ovaların şimdi çöl olduğu ve Suriye ve Irak’daki savaşlar da düşünülünce orta doğunun savaş rüzgarlarının her yere yayıldığını söyleyebiliriz.

Mardin’i diğer Anadolu kentlerinden ayıran en önemli özellik  eski Mardin’de bulunan  yerel taş ev dokusudur. Sarımsı bir renge sahip olan “Mardin Taşı” işlenebilir olması özelliği ile taş ustaları tarafından tercih ediliyor. Bir tür kireç/kalker taşı olan Mardin taşından yapılan evler iklim şartlarına da uygun. Binlerce yılda geliştirilen bu malzeme  bina fiziğini, yerel kullanıcıların termal konforunu ve iklim şartları ile uyumu gibi kriterleri karşılamaktadır.

İlk bakışta eski Mardin’in  eğimli bir tepede bulunması koruma amaçlı olduğu kadar sıcak aylarda ovadan esen ve serinleten meltemden faydalanma amacını da taşımaktadır. Evler  avlu ve teraslamalardan oluşan basamaklı  taş yapılardır. Bu evlerin en önemli unsurları manzaranın tepe eğimi dikkate alınarak kot altında bulunan evin manzarasını kapatmayacak şekilde inşa edilmiş olmasıdır. Tüm yapılar güneye Mezopotamya ovasına bakmaktadır. Mardin’de güneş, rüzgâr ve manzara yönüne bağlı olarak kare şeklinde kapalı alanlar, “eyvan”, “revak” ve “abbara”lar kullanılarak özel bir tarz geliştirilmiştir. Bu da yıllar içinde  bir plan dahilinde büyüdüğünü ve şehir idarecilerinin bu konuya büyük bir önem verdiklerini göstermektedir. Ovadan başlayarak kaleye kadar binlerce alternatif sokak oluşmuştur. Bu dar sokaklar abbara adı verilen üstü kapalı tüneller kullanılarak güneş, yağmur ve kar etkisinin minimuma indirilmesini mümkün kılmaktadır.

Yarı açık alanlar olan “eyvan” ve “revak” mimari unsurları  kapalı alanların işlevlerine bağlı olarak inşa edilmiştir. Böylece birden çok çekirdek ailenin barındığı Mardin evlerinde kapalı alanların paylaşıldığı yarı açık oturma odaları oluşturulmuştur. Evin avlusu tüm odaların içine baktığı alana ana unsur olarak yerleştirilir. Eyvan, yarı açık geçiş alanlar olmakla birlikte Mardin evlerinin tipik bir unsurudur. Üç tarafı kapalı olan dikdörtgen alan avluya açılır. Çatısı kemerli, tonozlu veya kubbeli olarak çeşitlenebilmektedir. Eyvan, birbirine bitişik odaların giriş alanı anlamına gelir. Bu eyvan denilen  alanlar (avlular) aynı evde yaşayan bireylerin ortak yaşam alanlarıdır.

Hava bacaları veya pencere camlarının eyvanın arka duvarı üzerinde bulunması, iç mekânda doğal bir soğutma sistemi sunmaktadır. Eyvan, su havuzları içeren avluya bakar. Giriş kısmı mevcut güney rüzgârına dönükken, çıkış tam aksi yöne bakmaktadır. Hâkim rüzgârı yakalamak için çoğu eyvanın güneye doğru yönlendirilmiş olmasının nedeni bundan ileri gelir. Bu nedenle su, eyvanın içine yönlendirilen avludaki havayı sık esen rüzgâr sayesinde soğutur. Serin hava eyvana girer ve arka cam veya hava bacasından geçerken ısınır. Yılın büyük bir bölümü sıcak geçen bu iklimde hiçbir şey esen serin rüzgardan daha değerli değildir.

Mardin şehri esas itibariyle kale etrafında sur içi tabir edilen alanda kurulmuş ve gelişmiştir. Kalenin tam olarak ne zaman inşa edildiği konusunda kesin bilgiler yoktur. Tahminlere göre ilk kalenin Pers ordularından korunmak için yapıldığı daha sonraki yıllarda hem geliştirilip hem de tamir gördüğü konusunda belgeler vardır.[3]

Süryanilerin kökeni hakkında ileri sürülen üç görüş vardır. Bunlardan ilki Süryanilerin “Arami” olduğu görüşüdür. Daha çok kilise ve taraftarlarınca savunulan bu görüşün yanında ikinci olarak daha sivil ve laik anlayıştaki Süryaniler tarafından savunulan Süryanilerin “Asuri” olduğu görüşü de yaygın olarak ileri sürülmektedir. Üçüncü olarakta Süryanilerin Mezopotamya halklarının devamından başka bir şey olmadığı, ne Asurlu, ne Babilli, ne Keldani, ne de Aramidirler. Süryanilik tüm eski Mezopotamya halklarının kültürel temeline dayanan ve bu arada Helenistik Uygarlığı da özümseyerek ortaya çıkmış yeni bir sentezdir. Bu görüşlerden hangisi doğru?

(Devam Edecek)

 

Mardin Seyahatnâme Kaynakları:

  • Monsieur De Thevenot, The Travels of Monsieur de Thevenot into the Levant, London 1687.
  • Carsten Niebuhr, Travels through Arabia, and other Countries in the East, C. II, London 1792.
  • Guillaume Antoine Olivier, Türkiye Seyahatnamesi, Çev. Oğuz Gökmen, C. 2, İstanbul 1991, s. 126.
  • Nejat Göyünç, XVI. Yüzyılda Mardin Sancağı, Ankara 1991.
  • Suavi Aydın, Kudret Emiroğlu, Oktay Özel, Süha Ünsal, Mardin, Aşiret-Cemaat-Devlet, İstanbul 2001.
  • Tudelalı Benjamin ve Ratisbonlu Petachia, Ortaçağ’da İki Yahudi Seyyahın Avrupa, Asya ve Afrika Gözlemleri, Çev. Nuh Arslantaş, İstanbul 2001.
  • Marco Polo, Geziler Kitabı, Çev. Ömer Güngören, İstanbul 1985, s. 5.
  • İbn Cübeyr, Endülüsten Kutsal Topraklara, İstanbul 2003.
  • Ebu Abdullah Muhammed İbn Batuta Tanci, İbn Batuta Seyahatnamesi, 2 Cilt, İstanbul 2010.
  • Josaphat Barbaro, Anadolu ve İran’a Seyahat, Çev. Tufan Gündüz, İstanbul 2009, (2. Basım)
  • Jean Baptiste Tavernier, XVIII. Asır Ortalarında Türkiye Üzerinden İran’a Seyahat, Çev. Ertuğrul Gültekin, İstanbul 1980.

 

[1] Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk, bu sabah İçişleri Bakanlığı kararı ile görevinden alınırken, yerine Mardin Valisi Mustafa Yaman, kayyum olarak atandı. Sabah saatlerinden itibaren Mardin Büyükşehir Belediyesi binasını zırhlı araçlarla abluka altına alan polis binaya giriş çıkışları da yasakladı.

BirGün’ün aktardığına göre, Ahmet Türk görevden alınmasının ardından şunları söyledi:

 “AKP ve saray iktidarı şok etkisi yaratarak herkesi sindirmek istiyor, ancak başaramayacaklar. 12 Eylül ve 90’lı yıllarda da benzer bir saldırı ve faşizm uyguladılar. Başaramazlar, bizi asla sindiremezler, o gün nasıl boyun eğmediysek bugün de eğmeyeceğiz. Bu tür şok saldırılar ve baskılarla toplumu sindirmek istiyorlar, ancak Kürt halkı bu tür saldırılara cevap verecek ve boşa çıkartacak örgütlülüktedir.”

 Ağır bir baskı ve saldırı süreci ile karşı karşıya olduklarını söyleyen Türk, “Her ne pahasına olursa olsun mücadeleye devam edeceğiz ve direneceğiz” dedi.” https://tr.sputniknews.com/turkiye/201611171025855209-mardin-belediye-baskani-ahmet-turk-kayyum/

[2] Bereketli Hilâl: Bu terim İngilizce olarak , “The fertile cresent”; Egyptologist James Henry Breasted tarafından bir kitapta kullanıldı. 1916 yılında yayınlanan  “Ancient Times: A History of the Early World” adlı kitapta “the fertile crescent, the shores of the desert bay.”  Şeklinde kurulan cümle benimsendi ve bölgeyi tarif etmek için kullanıldı. Türkçe’de de tercüme edilerek kullanılmaya başlandı. “This fertile crescent is approximately a semicircle, with the open side toward the south, having the west end at the southeast corner of the Mediterranean, the center directly north of Arabia, and the east end at the north end of the Persian Gulf.”

[3] Bu konuda kaynaklar bölümünde verilen seyahatnameler dikkate alınmıştır.

Mardin, Merdin

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation