Dört günlük fotosafari için Mardin’e gidiyoruz. Kafamda hayaletler dolaşıyor. Yıllar içinde biriktirdiğim bölük pörçük fotoğraflar, filmler. Her şeyden önce Dicle suları altında kalan batık bir şehir; Hasankeyf. Sonra bir ortaçağ şehri olan Mardin, Süryaniler, Mor Gabriel Manastırı, gizemli Midyat, dizi filmlerin özneleri olan zengin ağalar, fakir köylüler, ezilmiş kadınlar, taş konaklar. Bütün bu önyargıların karşılığını bulabilecek miydim?

Çekmek istediğim fotoğrafları kafamda kurguluyorum: Sular altında Hasankeyf, Mezopotamya ovası ve ışık denizi, Mardin kalesi ve eski konaklar, Dara antik kenti, dar sokaklar ve abbaralar.

Mardin’e gittim. Ama “Merdin”i gördüm. Benim ön yarılarımdaki Mardin yoktu. Yok olmuştu.

Mardin fotoğraf seyahatinin en tatsız yanı hiç şüphesiz Hasankeyf’i darmadağın edilmiş şekilde görmek oldu. Raman dağlarının güney eteklerinde Dicle nehrinin iki yakasına kurulan Hasankeyf on iki bin yıllık tarihiyle dünya arkeoloji mirasıdır. Raman dağına oyulmuş mağaralarda geçtiğimiz yıllara kadar ailelerin yaşadığı biliniyor. Zeynelbey kümbeti, Artuklu hamamı gibi bir çok tarihi eser su altında kalacaktır. Roma döneminde yapılan ve bugün Artuklu köprüsü olarak bilinen taş köprü korunamamış restore de edilmemiştir. Eğer köprü korunabilseydi bu köprünün turizme katkısı  şimdi yapılmaya çalışılan HES’in yaratacağı katma değerden kat be kat fazladır. Kayalıklar üzerinde bulunan büyük saray aslında bir kaledir. Roma lejyonlarının barındığı kaledir.

Binlerce yıllık kültür mirası HES çılgınlığına kurban ediliyor. Dicle (Tigris) tüm suskunluğuyla kaderini bekliyor. Diyarbakır’ın Akçayurt köyü sınırları içerisinden Kara Deresi ile Aktoprak Çayının birleştiği noktadan itibaren akarsu “Dicle” nehri olarak adlandırılır. Her dönem adı değişen bir nehir Dicle. Sümerler’in  “İdigna”sı ,Elamlar’ın  “Tigira” sı, Hellenler’in  “Tigris” i, Akatlar’ın , “İdiklat”ı, İbraniler’in “ Hiddikel”i, Süryaniler’in  “Diklat”ı hep aynı kutsal nehir. Tevrat’a göre cennetten çıkan üç nehirden biri. Diğerleri Fırat ve Nil. Üçü de Ortadoğu’da. Amazon değil, Yangtze değil, Missisiphi değil, Yenisey değil, Ganj  hiç değil. Bu da cennetin Ortadoğuda olduğunu mu gösterir? Nehirlerin kutsallığı konusu hemen hemen tüm kültür tarihçilerinin üzerinde birleştikleri bir konudur.

Hangi dinden olursa olsun inananlar nehirlerin kutsallığını çok ciddiye alırlar. Dicle de binlerce yıldır kutsal kabul edilen bir nehir. HES inşaatı nedeniyle insanların kutsalına saldırılıyor ve bu saldırganlar bunu devlet desteğiyle yapıyor. Cengiz İnşaat 800 milyon avro bedelle yüklenici firma ilan edilmiş. Teknik detaylar konusunda bir alıntı yapalım:

“Barajda elektrik üretimi  6 adet 200 MW kapasiteli türbin marifetiyle sağlanacak. Toplam  3 milyar 833 milyon kilovatsaat elektrik enerjisi üretilmesi planlanmaktadır. Baraj, bu üretim miktarı ile 2016 yılı elektrik tüketim verilerine göre Türkiye elektrik enerjisi ihtiyacının yüzde 1,39’unu karşılayabilecektir.

Baraj Gölü altından önemli kültür hazinelerinden Hasankeyf başta olmak üzere birçok yerleşim yeri ve tarımsal arazi su altında kalacaktır. Yapılan açıklamalara göre baraj altında kalacak gayrimenkul sahiplerine yaklaşık 1 milyar TL’den fazla istimlak bedeli ödenecektir.

Diyarbakır, Batman, Siirt, Şırnak ve Mardin il sınırları içerisinde yer alan 199 yerleşim alanı (1 ilçe merkezi, 4 belde, 95 köy ve 99 mezra) barajda su tutulmasıyla birlikte kısmen ya da tamamen etkilenecektir. 2005 yılı Mart-Nisan aylarında yapılan çalışmada 52 bin 423 kişinin projeden etkileneceği hesaplanmıştır.”[1]

 Hasankeyf Yaşatma Girişimi yıllardır bu konuda uyarılarda bulunuyor.[2] Yazılan raporlar, açılan davalar projeyi durdurmaya yetmiyor. Yetkililer bu seslere kulaklarını tıkamış durumdalar. On iki bin yıllık tarihi yok etme yetkisini kendilerinde görüyorlar.

“Hasankeyf’in baraj suları altında kalmasını önlemek için yıllardır mücadele eden Hasankeyf Yaşatma Girişiminin 03.08. 2017 tarihini taşıyan raporunda Ilısu Barajı Projesi’nin bitmesi ile 250’ye yakın höyük, 5 binden fazla mağara, tarihi camiler, minareler, kilise kalıntıları, sahabe kabirleri, türbeler, tarihi köprüler gibi eşsiz değerler sular altında kalacağı dile getirildi.

Hasankeyf ilçesinin yüzde 90 gibi büyük bölümü barajdan etkileneceğinin, aralarında köy ve mezraların da bulunduğu 199 yerleşim yerinin sular altında kalacağının altını çizildiği raporda,  sular altında kalacak yerleşim yerleri sıralandı; “Batman’ın Beşiri, Hasankeyf ve Gercüş ilçeleri, Diyarbakır’ın Bismil ilçesi, Siirt’in Merkez, Kurtalan ve Eruh ilçeleri; Şırnak’ın Güçlükonak ilçesi ile Mardin’in Dargeçit ilçesine bağlı köy ve mezralar. Barajın bitmesi ile 10 bini aşkın kişinin büyük kentlere göç edeceği tahmin edilmektedir”.

Tarihte bir çok savaşa konu olan Mezopotamya’yı oluşturan iki kutsal nehirden biri olan Dicle (Tigris) nehri Basra Körfezine dökülür. Ortadoğu’nun hayat kaynaklarından biri olan Dicle’nin Hasankeyf ‘te meydana getirdiği görsel şölen ve doğal yaşam bir ay sonra yok olacak. Kayalıklarda yaşayan yırtıcı kuşlar göç edecek, doğal denge bozulacak. Üzerine üç HES yapılan Dicle derin bir yara daha alacak.Altmış bin insan evsiz kalacak.  Göz göre göre cereyan eden bu doğa katliamı hesap bilmeyen idareciler tarafından yok ediliyor. Önemsiz ve kısa süreli bir rant için Dicle ekosistemi yok ediliyor. İşin en kötü tarafı herkes seyrediyor. (Devam Edecek)

[1]http://www.enerjiatlasi.com/hidroelektrik/ilisu-baraji.html

[2] https://140journos.com/hasankeyf-e83d3fa0d8be

 

 

Merdin

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation