Tahtalı dağı antik çağda “Olympos Oros” olarak anılan dağ mıdır, yoksa dostumuz hemşehrimiz Strabon’un ileri sürdüğü gibi Solyma’ mıdır?

Likya bölgesi dağları konusunda akademik çalışmalar yapan Burak Takmer (Akdeniz Üniversitesi Yüksek Lisans tezi, 2012)  antik kaynaklar ve modern literatürde yaptığı araştırmaların sonucu olarak Tahtalı dağının Solyma sıradağları kapsamında “Olympos Oros” olduğunu düşünüyor.

Bu durumda Tahtalı dağı tek bir dağ değil, Solyma sıradağlarının  yüksek olanıdır.

Bu da bizi Amasyalı dostumuz Strabon’un görüşüne yaklaştırır.

İlkçağ coğrafya tarihçileri  arasında belirli bir yeri olan Strabon kadar Sallustios da ünlü Romalı consül /general Servillius’un Olympos Oros’a çıkıp oradan korsan Zennikis’in kalesini ve Olympos kentini nasıl fethedeceğini düşündüğünü  yazar. Bu dağ tüm Pamphyllia ve Lykia bölgesine hakimdir. Gelidonia beş adaları da bu dağdan çıplak gözle görülebilir.

Olympos Oros zirvesi bugünkü ölçümlere göre 2365 metredir.

Zirveden bulutsuz bir günde antik çağdaki adlarıyla  Pamphyllia, Pisidia, Lykia ve Milas bölgeleri görülebilir. Servillius’un korsanlar kampanyasını (savaşını) bu zirveden yönettiği de söylenir.

Olympos zirvesine on iki dakikada çıkan teleferik düşünüldüğünde bundan iki bin yıl önce bu zirveye tırmanan Consül Servillius’un katır üzerinde mi yoksa yürüyerek mi zirveye tırmandığı konusunda elimizde bir kaynak yok.

Akdeniz bölgesine ilk geldiğim günü hatırlıyorum. Yıllar önceydi :1974 yılıydı sanırım. Antalya’dan Kemer’e gidiyordum. O zamanlar kemer yolu  toprak yoldu. Otomobil yer yer çamurlu su birikintilerine girip çıkıyordu. Hava yağmurluydu. Kemer yat limanında  İsveçli kız arkadaşımla buluşacaktık. Çam ormanlarının içinden kıvrıla kıvrıla giden toprak yol bir türlü bitmek bilmiyordu. Birden güneş açtı. İşte o zaman gördüm Olympos Oros’u. Bulutların arasından süzülerek çıktı. Karlarla kaplı zirvesi bulutların arasından göz kırpıyordu. Otomobili durdurup uzun süre bu güzelliği seyrettiğimi hatırlıyorum.

Dağlar beni hep büyülemiştir. Özellikle de yüksek dağlar. Kutsal olan bir şeyler vardır o doruklarda. Sizi çağırır.

Olympos’un zirvesinden kuzeydoğuya Pisidia’ya doğru bakarsanız ilerde tüm ihtişamıyla Dedegöl Dağı (3000 m.) sizi selamlar. Anamas sıradağları grubundan olan bu muhteşem dağ dağcıların gözde  dağlarındandır. Melikler yaylasında kamp kurulur (atılır) ertesi gün sabah altıda tırmanmaya başlanarak öğleye doğru zirveye ulaşılabilir. Bu çok keyifli bir tırmanıştır. Bir yanda Beyşehir Gölü diğer yanda ise Eğirdir gölü manzarası eşliğinde tırmanılır.

Bu güzelim dağ ne yazık ki tehlike altında. Maden/taş ocakları ruhsatları havalarda uçuşuyor. Pisidia dağları hunharca katlediliyor. Yerel STK’ların sesi çıkmıyor. Bir direniş de yok. Tüm göller bölgesi artık neredeyse tümüyle maden ocakları açılarak tahrip ediliyor.  Dedegöl Dağı’nın dünya çapında bir “kaya tırmanış” parkuru olduğunun kimse farkında değil. Yerel idarelerin ise umurunda değil.

 

 

Pisidia bölgesi dağlık olması itibariyle yaşam koşullarının zorlu olduğu yörelerden. Tarıma elverişli alanlar kısıtlı. Bu da yöre halkının daha farklı geçim alanlarına örneğin hayvancılığa yönelmesine neden oluyor. Antik çağda savaş ganimetleriyle geçinen paralı asker olarak uzak diyarlara giden Pisidialılar’ın köle ticareti yaptıkları da biliniyor. Strabon ve diğer coğrafya tarihçileri Pisidialılar için çok olumlu şeyler söylemiyorlar.

Yerel idareler ve bölge insanı doğal kaynakları yeterince koruyamıyor. Geçim olanaklarını yaşadıkları bölgede değil de büyük şehirlerdeki iş olanaklarında arıyorlar. Köyler neredeyse tümüyle boşalmış durumda. iki bin metrelerdeki yaylaların turizme kazandırılması yönünde çabalar var. Bu çabaları bir üst boyuta taşıması gereken yerel idareler ve STK’ları ise ilgisiz. Yeterli bilgi ve tecrübe birikimi yok.

Devlet ise (Bakanlıklar, valilik, kaymakamlık,vb.) turizm teşvikleri ve programları geliştirmek yerine doğayı tahrip eden HES ve Madenci taşeronlara cüzi bedeller karşılığında ruhsat veriyor. Bölge insanına iş vadinde bulunarak direnişi kırmayı amaçlayan taşeronlar iki üç güvenlik görevlisi istihdam ederek paçayı sıyırıyorlar. Böylesine cahil ve çaresiz olan yerel ahali çaresiz seyrederken canım göller, dağlar, yaylalar, ormanlar yok oluyor.

Bugün gözü dönmüş aç gözlü kişilerin tacizine  uğrayan bu coğrafyadan kimler geldi kimler geçti. İskender’in Likya ve Pisidia kampanyalarında ilerleyen ordularına yol açmak için baltalı taburlar kullandığı, sedir ormanı içinde ağaçları keserek yol açan baltacıların ardından orduların ilerlediği söyleniyor. Bir zamanlar sedir ormanlarıyla kaplı bu dağlar ve tepeler şimdi çıplak. Ağaçlar bitti, şimdi sıra kayalara geldi.

Bir çok yerde görülen tahribat şimdi Anamas yaylalarına da sıçradı. Nedense doğal güzelliklerin tam orta yerinde açılan bu maden ocakları derelere ve havaya mermer ve kaya tozu karıştırmakta bölgedeki her canlının yaşamını tehlikeye sokmaktadır. Göller bölgesindeki tüm göller tehlike altındadır. Beyşehir Gölü, Burdur Gölü, Eğirdir Gölü, Yarışlı Gölü, Salda Gölü ve diğer göller  göçmen kuşların konaklama alanlarıdır. Bu ekosistemlere  maden ocaklarından gelen mermer ve kaya tozları karışmaktadır. Tüm Pisidia  ekosistemi ciddi anlamda bozulmuştur. Ekonomik olarak ne bölgeye ne de bölge insanına bir katkısı olmayan maden ocakları ve HES’lerin doğaya verdikleri zararlar geri dönülmez noktalara gelmiştir. Önümüzdeki on ila yirmi yılda tüm bu doğal alanların çöle döneceğine kesin gözle bakılabilir.

İlgili okuyucu için aşağıda verdiğim linklerden daha kapsamlı okumalar yapılabilir.

Olympos Oros

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation