Bu yıl da kış gündönümünde Olympos’da denize bücürümlerimi[2] döktüm. Yılın sonuna doğru bücürümler giderek artmıştı. Özellikle de yaşadığım coğrafyadaki uyumsuzlukların çoğalttığı, zaman zaman tahammül edilmez hale gelen bu canavarlar denize girince eridi gitti. Deniz mevsimi geçeli epey oldu ama su sıcaklığı halen yirmilerde. Soğuma daha yeni başlıyor. Olympos Antik Kenti girişinde buluştum denizle. Alakır Çayı’nın bir kolu olan Kavşak Çayı eski adıyla söylersek Phoinikus  Olympos yerleşimini  ikiye bölüyor.  Antik çağdan bu yana bu coğrafyada kuruyan akarsuların, göllerin haddi hesabı yok. Başgöz çayı (Arykandos), Göksu (Limyros) ve daha bir çoğu. Efsane Alakır Çayı’nın  günümüzde  denizle buluşuncaya kadar ciddi miktarda su kaybettiği hemen fark ediliyor. HES’ler, TES’ler derken şimdi içinde ördeklerin yüzdüğü komik bir su birikintisi haline gelmiş. Oysa iki bin yıl önce küçük gemilerin nehir ağzından içerilere kadar girebildiği ticari kayıtlarda var. Şimdi  Alakır cılız bir dereye dönmüş durumda.  Antik çağda üç yüz altmış metrelik köprüyle geçilebilen Gages (Alakır) şimdi de maden ocaklarının tehditi altında.  Alakır vadisi için verilen mücadelelerin boş yere olduğu da bir kez daha belli oldu. Çünkü nehir kenarında ve vadide yaşayan ahali ve onların seçtikleri yöneticiler sularına ve topraklarına sahip çıkmıyorlar. Bunlar hiçbir şeyin farkında olmayan Araplaşmış lümpen tabakası. Hep söylüyorum ama dinletemiyorum göz yaşları içinde “köyümüz köylümüz canımız ” türküleri çığıran popülist yarı entellere bunlardan hayır gelmeyeceğini. Onlar romantik “benim saf köylüm” fikirlerini nedense değiştirmek istemiyorlar.  Bu ahali bir torba menfaat için her naneyi yemeye hazır. HES ve maden ocağı mafyası buraları gözüne kestirmiş durumda. Bu aç gözlü ahaliyi de ufak ufak yemliyorlar. Biraz din, biraz para, biraz yalan derken senaryo tamam. Küçük menfaatler karşılığında doğa tahribatı sürüp gidiyor. Olympos Antik Kenti civarında yaşayan ahali de farklı değil. Bölgeye gelen turistlerden sağladıkları geceleme, gözleme paraları onlara sınıf atlatmış vaziyette. Köylü ahali birden turizmci oluvermiş. Kültürel altyapı sabit. Lümpen.

Olympos Antik Kenti bana hep gizemli görünmüştür. Hellen döneminde adının Korykos olduğu söyleniyor. Öncelikle kentin yer aldığı vadi bir kanyon gibi uzayıp gidiyor. Sepet Dağı ya da Musa dağı ardında Adrasan yer alıyor. Antik kentin bir bölümü özellikle de nekropol, tiyatro ve diğer kamu binaları ve kutsal alanları güneydeki Sepet (Musa ) Dağı’na yaslanmış durumda. Buraya neden Musa Dağı dendiği de ayrı bir konu esasında. Dağda bir Mithra tapınım alanı var. Beş yüz altmış sekiz metre yüksekliğindeki dağdaki tapınağın  dört asır süreyle Mithra “tauroktoni” törenleri için kullanıldığı ileri sürülüyor.[3] Anadolu’daki sayılı Mithra tapınım alanlarından biri Musa Dağı’ndaymış.

Mithra kültünün nasıl olup da buralara geldiği konusunda farklı görüşler var. Ünlü korsan Zeniketes’in Kilikyalı olduğu üzerinde duruluyor. Mithra tapınımının en yaygın olduğu yerlerin başında da Kilikya geliyor. Yaklaşık yirmi yıl süren korsan krallığı süresince Zeniketes Mithra kültünün yaygınlaşmasına yardımcı oluyor. Korsanların tüm Akdeniz’de cirit atmasıyla menfaatleri tehlikeye giren Roma bir kampanya başlatma kararı alır.  Romalı general Publius Servilius Vatia Roma senatosu tarafından korsanlarla mücadele etmesi için görevlendirilir ve beş legion kara gücü (bir legion circa 25,000 zırhlı piyade) ve ciddi bir donanmayla Kilikya’ya çıkartma yapar (MÖ.78-74). Kilikya bölgesini korsanlardan temizleyen Srvilius bu kez yönünü kuzey batıya Olympos’a döner.  Phaselis, Korykos  ve Olympos liman şehirlerinde korsanlık yapan Zeniketes ve korsan ordusu da Servilius karşısında tutunamaz. Strabon bu kampanyadan uzun uzun söz eder. Zeniketes’in yenildiğini anlayınca oturduğu kaleyi ateşe verdiği ve tüm ailesi ve mahiyetiyle birlikte yanarak can verdiği söyleniyor. Roma hakimiyetine geçen Olympos ve Phaselis  kısa sürede birer ticaret limanı haline dönüştürülüyor. Bölgede yetiştirilen safran tüm dünyaya ihraç ediliyor. Zenginleşen Olympos görkemli Roma kamu binalarıyla doluyor.

MS. 141 yılında bölgede çok şiddetli bir deprem meydana geldiği biliniyor. Bu depremde şehrin kamu binalarının çoğu yıkılıyor. Örneğin antik tiyatro. Bugün dikkatle bakılmazsa yapıdan geriye kalanları tiyatroya benzetmek çok zor. Küçük bir tiyatro ama dikkat çeken yanı nekropol alanına yakın olması. Olympos’da üç farklı inancın izleri görünüyor. Hephaistos, Zeus Olympios ve Mithras. Hepahistos kültü Khimeira efsanesiyle bağlantılı. Başı aslan, gövdesi keçi ve kuyruğu yılan(ejderha)  gibi olan Khimeira ateş solumasıyla efsaneleşmişti. Homeros destanlarında hikayesi anlatılan canavarı kral Belerophon tarafından kurşun uçlu mızrakla öldürülüyor. Bugün Çıralı Yanartaş bölgesinde sürekli yanan topraklar(Kayalar) geceleri çok uzaklardan bile gemiler tarafından görülürmüş.

Kış gündönümü  kuzey yarımküresinde yaşayan tüm uygarlıklar tarafından binlerce yıldır en kutsal dönem olarak kabul edilmiştir. Sebebi de güneşle alakalıdır. Tarıma ve hayvancılığa dayalı antik çağ uygarlıklarının güneşin her geçen gün gücünü yitirmesini fark etmeyecekleri düşünülemez. Nesilden nesile kutsal adamlar (rahipler) tarafından aktarılan kadim bilgiler doğrultusunda güneşin ve ayın yıllık döngüsü ve tarıma etkileri biliniyordu.  Güneş yani “Ra”, “Helios”, “Mithra” ya da “Apollon” baş tanrı olmayacaktı da kim olacaktı?

Dünyanın kendi ve güneşin etrafındaki dönüşünün oluşturduğu kozmik olayların başında  kuzey ve güney kutupları arasında oluşan 23.27 derecelik eğimle  değişimlere yol açtığını, mevsimlerin ve gece gündüz arasındaki farkların da oluşmasına neden olduğunu kadim uygarlıkların akil adamları  keşfetmişti.

Sümer ve Babil kültü, astronomi konusunda  en ileri düzeyde bilgilere sahipti. Güneşin, ayın ve yıldızların hareketlerine göre kurgulanan dini ritüellerin hemen hemen dünyanın her yöresinde benzer şekilde icra edildiğini de biliyoruz. Bugün kuzey yarımkürenin  21 Aralık 2017, saat 19:28 itibariyle  güneşe en uzak konuma geleceğini artık Google marifetiyle bir çırpıda öğreniveriyoruz.

Güneş Kuzey yarımküreden Güney yarımküreye geçerken Oğlak dönencesinde bir süre sabit kalır gibi olur.[2] Eski dilde bu olaya “Tahavvülü Şemsi”[3] ya da “Kış Solstisi” adı verilmekteydi. Tarıma dayalı toplum yaşamının  olmazsa olmazı olan güneşin hareketleri hayati değer taşımaktaydı. Hasadını yapıp bitiren, tarlalarını ve hayvanlarını bir sonraki mevsime hazırlayan kuzey yarımküre insanlarının kış ayının başlangıcı olan bu günlerde çeşitli kutlamalar yaptıklarını biliyoruz. Arap topluluklarının bu döneme “Erbain”[4] adı verdikleri de bilinmektedir. Kışa hazırlanan insanlar, yoğun hasat yorgunluğunu atmak, yeni bir döneme başlamadan önce biraz olsun eğlenmek için gündönümünü bayram ilan etmişlerdir. Öte yandan güneş kültleri bu dönemde göğün kapılarının açıldığını ve tanrılara ibadet edilmesi için en uygun zaman olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Bu dönemin  ayrı bir önemi olduğunu da savunanların sayısı hiç te az değil: “Gnostik” düşüncenin yayıldığı yıllarda Batı mitolojisi ve Kabala, Tasavvuf gizemlerinin ötesine geçmek isteyen bazı düşünürler, Hindu Sina ve Tantra öğretilerini birleştirerek ayrı bir kült oluşturdular.

“Saturn-gnosis” Gregor A. Gregorius tarafından fark edilip geliştirilen Okült, esrarlı ve mistik kozmolojik konsepttir. Bu karmaşık sistemde, henüz başlangıcında bulunduğumuz Kova Çağı açıklanır. (Peter Joseph’in Zeitgest belgeselinde anlattığı İsa’nın temsil ettiği Balık Çağı‘nın ardından gelecek olan yeni çağ. Maya takviminin 2012 yılına kadar sürüp bu tarihte sıfırlanması, bazılarınca yeni kova çağının başlangıcı olarak yorumlanmıştır.)”[5]

 

“Saturnalia”

Roma İmparatorluğu beş büyük dinin resmen tanındığı ve inananlarının hoşgörüyle karşılandığı bir dünya imparatorluğuydu. İki bin yıldan daha uzun süren bu imparatorluğun kutladığı özel günlerden biri de Saturnalia bayramı idi.

Güneş kültüyle alakalı olan özel bayramlardan biri.  Aralığın onyedisinde başlayan kutlamalar bir hafta sürerdi. Roma dininde Satürn ziraat tanrısı olarak biliniyordu.[6] Helen kültünde ise Zeus’un  babası olarak bilinen Satürn’ü (Kronos)  onurlandırmak için düzenlenen festivalde hoşgörü ve çılgınca eğlence esas alınırdı. Kuralların hiçe sayıldığı, sonsuz özgürlüğün hüküm sürdüğü yedi tam gün ve gece .

Her gece sokaklarda, tavernalarda evlerde maske takmış kadınlı erkekli çocuklu  özgürlüğün tadını çıkaran Romalılar, Pompei resimlerinde de görülen çılgınlıkları yapmaktan çekinmezlermiş. Maske takmakla farklı bir kişiliğe bürünmek, bir başkasını oynamak önemsenir, bu bayramın bir özelliği olarak kabul edilirmiş.  Köleler sahiplerinin, işçiler ustalarının, mahkumlar polislerin, hayat kadınları hanımefendilerin yedi gün de olsa   yerine geçerler onlar gibi davranmaya çalışırlarmış.

Aslında bu biraz da festivalin gereği olan yapma bir değişim olarak kabul edilirmiş. Hediye olarak meyveler ve içkiler revaçtaymış. Geceleri meydanlarda yakılan ateşlerin etrafında edilen danslar, yenen yemekler, içilen içkiler  hep maskeler arkasına saklanan insanların yılda yedi gün de olsa özgürlüğü tattıkları günlermiş.

[1]Güneşin Durduğu An.

[2] Bücürüm: Her tür psikolojik sıkıntı, dert, tasa, evham, bıkkınlık, depresyon.

[3] Elif Uğurlu, Olympos Nekropolü, Doktora tezi, Ankara Üniversitesi, 2006

—————————————————————————————————————

[1] Saturnalia festivali

[2] Satürn, sistemin 6. gezegenidir ve Jupiter’den sonra, 119,000 km. ekvatoryal çevresiyle en büyük 2. gezegendir.Roma mitolojisinde Satürn tarım tanrısıdır, Satürn’ün Yunan mitolojisindeki karşılığı Cronus, Uranüs ve Gaia’nın oğlu ve Zeus’un babasıdır.Satürn Tarih öncesi çağlardan beri bilinmektedir. Teleskopla ilk kez 1610’da Galileo gözlemiştir.

[3] Tahavvül:Osm. Bir durumdan başka bir duruma geçme, değişme, değişkenlik, dönüşme, dönüşüm.

[4] Kırk günlerin başlangıcı

[5] http://istanbulmizikcilari.wordpress.com/2011/01/11/165/

[6] Hint tanrısı Satürn (Sati) kötü bir tanrı olarak bilinmektedir. Her türlü kötülüğün kaynağı olarak bilinen uğursuz bir tanrı Helen ve Roma kültlerinde farklı anlamlar taşımaktaydı.

“Solstice 2017 ”[1]

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation