22 Ekim 2017 Pazar günü Lisinia Doğa merkezinde ardıç ağacı temalı bir etkinlik olduğunu ANDOST grubu sayfasından öğrendim. Lisinia Doğa’yı desteklemek amacıyla bir gece Lisinia Doğa merkezinde çadır kamplı iki günlük bir Burdur gezisi düzenleyen Andost grubuna katılarak cumartesi sabah yola çıktık. Önce çok sık sözü edilen Serençay kanyonu ve Teke Sarayı sit alanını da kapsayan sekiz kilometrelik bir sonbahar yürüyüşü yapacak daha sonra Burdur’da öğle yemeği yedikten sonra kamp alanına gideceğiz.

Serençay Kanyonu adı üstünde Serençay tarafından milyonlarca yılda oluşmuş bir kanyon. Yıllar içinde çayın suyu giderek azalmış. Kanyon içinde rahatlıkla yürüyüş yapılabiliyor. Nitekim mevsimin de sonbahar olması sebebiyle iyice azalan sular bize geçit veriyor.

Zaman zaman su ve çamur geçişleri olmasına rağmen rahatlıkla yürünebilen küçük bir kanyon. Büyük bir olasılıkla su seviyesi en az yedi sekiz metre düşmüş olmalı. Bu bir çok kanyonda gördüğümüz bir gerçek.

MÖ. 1. Yüzyıla tarihlenen Teke sarayı olarak isimlendiren arkeolojik sit alanı kanyon yanaklarında insan eliyle açılmış yüzlerce mağarayı kapsıyor. Su seviyesi yedi sekiz metre düştüğü için mağaralar yukarıda kalmış. Bu mağaralarda ilk Hıristiyanların saklandığı rivayet ediliyor.

Kapadokya’da olduğu gibi. Romalı askerlerden saklanan Hıristiyan aileler bu mağaralarda yıllarca yaşamışlar. Sayılarının çok olmadığı ifade ediliyor. Mağaraların birbiriyle gizli geçitlerle bağlandığı ve Teke Sarayı adı verilen bölgenin aslında mağaralardan oluşan bir şehir olduğu zannediliyor. Nitekim CNN’den Güven İslamoğlu burada çekimler yapmış. Meraklı okuyucu aşağıdaki linke tıklayarak Gİ’nun programını izleyebilir.

https://www.cnnturk.com/video/2012/07/27/serencay-kanyonundaki-magaralarin-ozelligi-nedir/index.html

Lisinia Doğa Merkezi

Akşam olurken merkeze varıp çadırlarımızı kuruyoruz. Eğer elimizi çabuk tutarsak gün batımında gölün fotoğrafını çekme olanağımız da olacak. Ama geç kalıyoruz gün batımı yerine gün doğumu fotoğraflarıyla yetinmek zorundayız.

Lisinia Doğa Projesi’nin temelleri doğa gönüllüsü Veteriner Hekim Öztürk SARICA tarafından 2005 yılında Burdur Gölü’nün kıyısında atılmış. Bölgenin antik çağdaki adının    Lisinia olması  (Pisidia dilinde “Lisinia”nın  ay ışığının sudaki pırıltısı anlamına geldiği ileri sürülüyor.) nedeniyle de merkeze (çiftliğe) bu ad veriliyor.

Lisinia Antik kentinin bugünkü İlyas Köyü sınırları içinde olduğu, MÖ. 1. yy. a tarihlenen ve Romalılar tarafından kurulan kentin döşeme yolları üzerinde olduğu, Antalya Pamfilya Antik Kenti’nden başlayıp, Comama (Ürkütlü), Olbasa(Kemer) üzerinden Lisinia’ya, oradan da Askina’nın kuzeyinden geçerek Dinar’a ulaştığı bilgisi Burdur Müzesi arkeologları tarafından ifade ediliyor.  “Kral Yolu’nun üzerinden de geçmesiyle Lisinia’nın önemli bir antik kent olduğu varsayılıyor. Bunu doğrulayacak bir bilgiye , belgeye rastlamadığım için kesin bir şey söylemekten kaçınıyorum. Pisidia’nın önemli merkezleri arasında Lisinia adı geçmiyor. Öte yandan kent kalıntıları arasında antik tiyatro olmaması daha doğrusu bulunamaması da bunu doğrular nitelikte. 1984 yılında bölgede yapılan kurtarma kazılarında bazı heykellerin çıkarıldığı ve müzede sergilendiği bilgisi veriliyor. Bu da Lisinia’nın şehir değil de yol üzerindeki küçük bir askeri garnizon yerleşkesi olduğu ihtimalini doğuruyor.

Lisinia Doğa’nın çıkış noktası doğadaki hızlı bozulma ve kanser olarak tanımlanıyor. Ailesinden birçok kişiyi kanserden kaybeden Öztürk SARICA, insanları bilinçlendirmek için böyle bir proje başlatmış. Tedavi edilen yaban hayvanlardan ötürü “Yaban Hayatı Rehabilitasyon” merkezlerinden birisi olarak Orman Bakanlığı tarafından tanınıyor.

Burada meraklı okuyucu için merkezin web sitesi adresini vermekte büyük fayda var.

http://www.lisinia.com/

Gün doğumunda Burdur Gölü’nü fotoğrafladıktan sonra grup olarak mükemmel bir kahvaltı ediyoruz. Tecrübeli dağcı arkadaşlar ocaklarını getirmişler. Çay, sucuklu yumurta, peynir domates, salatalık,biber ve Burdur’da fırından aldığımız köy ekmekleriyle tam bir ziyafet oluyor.

Belirlenen saatte  merkezde bir tanıtım turuna çıkıyoruz. Biz merkezi gezerken onlarca otobüs ve minibüsün merkeze doğaseverleri taşıdığını görüyoruz. Burdur, Isparta, Antalya ve diğer şehirlerdeki doğa grupları etkinliği desteklemek amacıyla merkeze akın ediyor. Kesin sayını bilmiyorum ama birkaç yüz kişi vardı her halde.

Rehabilite edilen yaban hayvanları arasında, kurt, tilki, leylek, kartal, şahin, doğan, atmaca, vb. var. Bu hayvanların çoğu avcı kurşunlarıyla yaralanmışlar. Rehabilite edildikten sonra yeniden doğaya bırakılıyorlarmış.

Tur sonrasında toplantı yerine geliyoruz. Öztürk Sarıca ardıç ağacını tanıtarak başlıyor konuşmasına. Ardıç ağacın yaşama olan bağlılığını ve en ağır koşullarda bile hayatta kaldığını anlatıyor. Doğa yürüyüşlerinde en olmadık yerlerde karşınıza çıkar ardıç ağacı. Uçurumların kıyısında, kayaların arasında, dağların tepesinde ve akla hayale sığmayan yerlerde sizi karşılar. Hem sıcak yaz hem de ağır kış şartlarında yeşilliğini korur. Ölüme direnen ağaç ardıç ağacı. Öztürk Sarıca’ya örnek olmuş.

Ardıç ağacı ile ilgili teknik bilgiler özetle şöyle:

Ardıç  ağaçları servigillerden(cupressaceae) familyasından JUNİPERUS cinsine ait iğne yapraklı ağaç ve çalı formuna ait toksonların ortak adı.  Nisan ve mayıs aylarında çiçek açan ardıç ağaçlarının yetiştirme işlemi tohumlarını ekerek  yada tohumların toprağa dökülmesiyle gerçekleşmez. Yetişmesi için bir başka türe ihtiyaç duymaktadır. Ağaç tohumlarını yere döker ve bunları ardıç kuşu (karatavuk) yer. Ardıç tohumu karatavuk’un sindirim sisteminde kabukları çatlar ve açılır. Kuşun dışkısı ile toprağa karışan tohumlar çimlenerek büyürler. Bu yüzden çoğu zaman ardıç ağacı altlarında ve çevresinde fideleri görünmez. Ardıç ağacı meyvelerinden yağ çıkarılıyor. Bu yağ çok farklı alanlarda kullanılıyor. Lisinia merkezde ardıç yağı üretimi yapılıyor ve ihraç ediliyor. Ayrıca merkezin arazisinde ardıç ağacı ve lavanta ekimi ve hasadı da yapılıyormuş.

Ardıç ağacı çeşitleri şunlar:

  • Adi ardıç (juniperus comminis)
  • Bodur ardıç (juniperus nana)
  • Kokar ardıç (juniperus foetidissima)
  • Yüksek ardıç (juniperus excelsa)
  • Finike ardıcı (juniperus phoenicea)

 

 

Lisinia Doğa’nın   geliştirdiği projeler şunlar:

  • Zararlı kimyasallar ve kansere karşı proje,
  • Ekolojik üretim ve doğa dostu tarım uygulamaları projesi (Sıfır kimyasallı bitkisel üretimler, sebze ve meyve bahçeleri),
  • Türkiye’ye ait yerli hayvan ve bitki türlerinin üretimi ve gen muhafazası projesi (Eski yerli tohumlardan üretilen sebze ve meyveler her yıl yineleniyor),
  • Yaban hayatı ve rehabilitasyon merkezi projesi (Hasta ve yaralı yaban hayvanlarını tedavi ve rehabilitasyonlarının ardından tekrar doğaya bırakılıyor),
  • Burdur Gölü’nün çekilmesi ve proje alanında suyun tasarruflu kullanılması ve içme sularındaki zararlı kimyasallar üzerine proje (Buproje ile hızla kuruyan göllerimiz için büyükbaş hayvancılığa alternatif olacak, köylülerimizin bulundukları yerleri terketmeden ve doğaya zarar vermeden kazanç elde edeceği, çok az su kullanan gül ve hiç su kullanmadan tamamen yağmur sularıyla beslenen lavanta üretim modellerini insanlara sunmayı hedefliyor),
  • Kullanılan enerji yöntemlerinin doğada yaptığı zararlı etkiler ve yenilenebilir enerji yöntemleri projesi (rüzgâr, güneş vb.),
  • Bitki, hayvan ve insan hastalıklarında homeopati ve bitkisel tedavi yöntemleri projesi,
  • Gönüllü doğa korucusu projesi,
  • Doğa eğitimi projesi (Küçük yaşlardan itibaren ihtiyacımız kadar tüketmeyi, doğanın canlılar için önemini ve doğamıza sahip çıkmayı her yaştan insanımıza görsel olarak anlatmayı hedefliyor)dir.

Lisinia merkezinde yapılan bilgilendirme toplantısının ardından orada çalışan gönüllüler tarafından öğle yemeği servis  ediliyor. Piliç kavurma, beyaz peynir, biber, domates, salatalık, ekmek ve lavanta çayı. Dünyanın her yöresinden buraya gelen gönüllüler var. Aralarında İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerden gelen genç gönüllüler de var. İstanbul Beşiktaş’ ta oturan bir genç kadın insan kalabalığından bunaldığı için buraya ruhunu dinlendirmeye geldiğini anlatıyor.

Yemekten sonra veda edip yola koyuluyoruz. Burdur’a kadar gelmişken Burdur Arkeoloji Müzesi’ni ziyaret etmeden olmaz. Mükemmel bir Pisidia koleksiyonu var. Sagalassos, Kibyra, Kremna ve diğer önemli antik kentlerden getirilen çok zengin bir koleksiyon segileniyor.

Müze ziyaretinden sonra dönüşe geçiyoruz.

Ardıç Ağacı ve Lisinia Doğa

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation