Kaçkar Altıparmak Dağları Ambar Buzul Gölü 3,100 metre:12 Ağustos 2016

Fotoğraf: Yavuz Çekirge , Fotomodel: Eylem Koç ;

Karadeniz’e ne zaman gitsem genç yaşta vefat eden Kazım Koyuncu’yu  hatırlarım. Ruhu şad olsun…

Yukarıdaki fotoğraf benim için çok özel. Hani insanın nefesini kesen bir şeyler olur ya, büyülenmiş gibi; ne konuşabilirsin ne de hareket edebilirsin. İşte öyle bir zamandı bu fotoğrafın zamanı. O Kaçkar dağları’nın  büyüleyici  vahşi coğrafyasına  biraz da insan unsuru katmak adına Eylem Koç’tan fotomodellik yapmasını rica etti Faruk Akbaş.

İşte bu fotoğrafta uçurumun kenarında duran cesur kadın, gönüllü fotomodellik yapan fotoğrafçı yol arkadaşımız, Eylem Koç.  Karşıda  Ambar Gölü’nün arkasında  Marsis Dağları sisler arasından bize gülümsüyordu. Uzun bir tırmanıştan sonra  gölü daha iyi bir açıdan görebilmek için “kılçık” geçişi  yaptık. Yaklaştıkça heyecanımız arttı. Büyülü zamanlardı. Şimdi tam bir yıl sonra bu fotoğrafa bakarken o heyecanı hatırlıyorum. Neydi beni o kadar heyecanlandırıp büyüleyen?

En önemlisi o uçsuz bucaksız göz alabildiğince uzanıp giden dağlar, ovalar ve çanak içindeymiş gibi pırıl pırıl parlayan buzul gölü. İnsanın yüreğindeki tüm sıkıntıları alıp götüren bu genişlik, bu ferahlık bir sonsuzluk duygusunu, bir yaşam coşkusunu da birlikte getiriyor. Üç bin metrede irtifa sarhoşluğu içinde göğe doğru yükseliyorsunuz. Her şeyi görüyor, her şeyi duyuyor, her şeyi hissediyorsunuz. Beşparmak Dağları’nın kartallarının çığlıklarını da duyuyorsunuz. Dağın doruklarından aşağıya göle doğru süzülen kartalı izlerken ruhunuz kartalın kanatlarında uçuyor. Zaman duruyor işte orada. Zaman o kartalın kanatlarında göle doğru süzülüyor.

 

Bu gölün adını da “Ambar Gölü ” olarak belirlemişler. Kim veriyor bu adları? Neden Ambar? Neden Altıparmak Gölü değil, ya da Marsis Gölü değil. Farsça bir kelime anbar. Depo, mağaza anlamına geliyor. Böyle bir çanak içinde olan buzul göllerine halk arasında belki de su deposu anlamında ambar gölü deniyor olabilir.  Kaçkarlarda bir çok yerde var ambar gölleri. Verçenik , Kavron göllerine de alakasız isimler takılmış. Fotoğrafa baktığımızda Altıparmak dağlarından süzülen kar sularının toplandığı bir çukur gibi görünüyor. Zaten karların hepsi de henüz erimemiş durumda. Ağustos ayının neredeyse ortalarındayız ama hala kar var. Bir iki hafta sonra buralara yeniden kar yağmaya başlar. Zaten küresel ısınma öncesinde buraların buzul olma ihtimali de çok yüksek. Hiç erimeyen karların oluşturduğu belki de yirmi bin yaşında buzullar vardı buralarda. Canım Kaçkar buzullarından da geriye ne kaldı zaten?

Buzul göllerini bir çok yerde gördüm. Doyumsuz güzellikte göller. Yüzlerce göl var. Kışı ayrı, yazı ayrı hele baharları çok daha farklı . Bir çoğunda  endemik  bitkiler ve canlılar var. İnsan ayağının çok seyrek bastığı bu göllerde yaban hayatı hala endemik özelliklerini koruyabiliyor. Kırmızı benekli alabalıklar var. Göl kıyıları ender bulunan aralarında orkide türleri de bulunan binlerce tür çiçeklerle  kaplı.  Göller üç bin metrenin üzerine çıkıldığı zaman görünüyorlar.  Karçallar, Kaçkarlar, Sat Dağları, Cilo dağları, vb. Bunlar benim gördüklerim. Bir de görmediklerim var. Bir kaynaktan alıntı yaparak özetliyorum: Kaynak: http://vagondergi.com/turkiyedeki-buzul-golleri

Uludağ Buzul Gölleri ;

  • KaragölRakımı 2270 m
  • Kilimli Göl: 2330 m rakım,
  • Buzlugöl: Ağustos ayına kadar üzerinde buz kütleleri bulunur.

 

Kaçkar Dağları Buzul Gölleri:

Son yapılan araştırmaya göre üzerinde güncel buzulların da bulunduğu Kaçkar Dağları’nda, Rize’de 76, Artvin’de 25, Erzurum’da 13, Trabzon’da 9, Giresun’da 4, Gümüşhane’de 2 ve Bayburt’ta 1 buzul gölü belirlendi.

  • Deniz Gölü:
  • Libler Gölü:
  • Yedigöller: Kaçkar Dağlarının güneybatısında Verçenik Dağları üzerinde 3100 m. yükseklikte bulunurlar. Erzurum-Rize sınırında Çayırözü alanında yer alır.
  • Karagöl: Kaçkar Dağları’nın doğu kesimi olan Altıparmak Dağları üzerinde bulunan 14 buzul gölünün en büyüğüdür.
  • Kapılı Göller: Verçenik Dağları’nın eteklerinde, birbirine bağlı olan iki göl şeklindedir. Erzurum-Rize arasında dağların zirvelerindeki geçitlere “kapı” adı verilmesi nedeniyle bu isimle anılırlar.
  • At Göl: Gölde alabalık bulunur.
  • Şefkar Buzul Gölleri

Atlas Dergisi’nin de bu konuda çıkardığı bir kitap var: Aşağıda kitaptan bir haritayı buraya alıntı yaptım:  İnternet üzerinden de kitaba erişilebiliyor: http://www.atlasdergisi.com/arsiv/kitaplar/turkiye-goller-atlasi/3/30/1

 

“Türkiye’de başta Kaçkar Dağları olmak üzere;

  • Aladağlar,
  • Bolkar Dağları,
  • Munzur Dağları,
  • Uludağ,
  • Karagöl Dağı,
  • Süphan Dağı
  •  Cilo Dağları’nın  yüksek kesimlerinde çok sayıda buzul gölü bulunuyor.

Bunlar kimi zaman yanlışlıkla “krater gölü” olarak adlandırılıyor. Oysa Türkiye’de toplam krater gölü sayısı sadece 10 civarında. En çok buzul gölü Kaçkar Dağları’nda bulunuyor; burada yaklaşık 150 buzul gölü inci tanesi gibi diziliyor. Bunlar son buzul dönemindeki buzul hareketleri sonucu oluşmuş tatlı su gölleri. Soğuk dönemlerde aşağılara doğru hareket eden buzullar, ılıman dönemlerde eriyerek yükseklere çekilir; üzerinde hareket ettikleri zeminleri de örselerler. Bu hareketlerin yüzlerce yıl devam etmesi ile vadi tabanları yayvanlaşır ve yüksek kesimlerdeki bazı düzlüklerin aşınmasıyla derin çukurlar oluşur. Bu çukurların tabanı da killi malzemeyle dolarak su sızdırmaz hale gelir, çukurda zamanla su birikir ve göl oluşur. Bu göllerin büyük kısmı çok yüksekte olduğundan canlıya rastlanan örnekler çok azdır.

Daha alçak rakımlı göllere atılan alabalıkların yaşayabildiğine dair birkaç örnek biliniyor. Örneğin Verçenik Dağı civarındaki Atlı Göl’de alabalık bulunuyor. Bolkar Dağları’ndaki Çinili Göl ve Karagöl gibileri ise Toros kurbağası gibi tek nokta endemiği canlılara ev sahipliği yapıyor. Buzul göllerinin en yükseği Süphan Dağı’nın zirvesinde, yaklaşık 4 bin metrede. En büyük ve en derini ise Kaçkar Dağı’nın güneyinde yer alan Deniz Gölü; rakımı 3 bin 376 metre, derinliği yaklaşık 60 metre, çapı ise yaklaşık 150 metre. Orta Toroslar’da Aladağlar’da bulunan Yedigöller Platosu bir zamanlar buzul işgali altındaydı. Yüksek zirvelerin buzul örtüsü altında birer ada gibi göründüğü plato, zamanla şimdiki halini aldı ve buzullardan geriye yedi adet göl kaldı. Buzul gölleri, Türkiye’nin en temiz su kaynakları. Bu kaynaklara çok yakın gelecekte gereksinim duyabiliriz, bu nedenle mutlaka koruma altına alınmaları gerekiyor.”

 

 Büyük bir şans eseri “Barış Dönemi’nde” fotoğraf çekme imkanı bulduğum Cilo ve Sat Dağları gezisinden :

 Cilo Buzulu Avaspi Gölü ve orkideler, Hakkari . Fotoğraf: Yavuz Çekirge 2015

 

Dadala Pansiyon’da ilk sabahım. Uyumak ne mümkün. Güneş doğmadan uyandım. Kameramı  tripodumu kapıp kendimi dışarı attım. tarih 12 Ağustos 2016. Bana arkadaşlık eden  dünya iyisi iki gerçek yayla köpeğiyle (Karabaş’la)  fotoğraf çekiyoruz. Bana poz vermek için ellerinden geleni yapıyorlar. Alışık olduklarından değil. İnsanlarla iletişim kurmayı çok iyi biliyorlar. Şimdiye kadar gördüğüm köpeklerden çok farklılar.Yaklaşmıyorlar.  Hep belli bir mesafeyi koruyorlar. Ben yürüyünce onlar da yürüyor, durunca onlar da duruyor. Şehirdeki sokak köpekleri hemen yanınıza yaklaşır yiyecek verip vermeyeceğinizi sizi koklayarak anlamaya çalışırlar. Bu yayla köpekleri hiç bir zaman mesafelerini bozmuyorlar. Yiyecek bile verseniz yaklaşmıyorlar. Yiyeceği bir yere bırakır uzaklaşırsanız o zaman yiyeceğe yaklaşıyorlar.  Pansiyonun yakınındaki tepeye yavaş yavaş tırmanıyoruz. Arkamızda muhteşem Altıparmak Dağları. Sarı çiğdem tarlaları arasından iki dostumla geçip tepeye tırmanıyoruz. Arka planda Dadala Pansiyonu’nun çatısı ve Altıparmak Dağları . Güneş bu dağları aşarak bize ulaşacak. O zaman sis başlayacak. Sis kayalıklara tırmanıp duracak, su gibi kaynayacak. Her dakika değişen bir coğrafya. Tam bir fotoğraf stüdyosu. Set, dekor ve ışık sürekli değişiyor.

 

 

2800 metrede Altıparmak dağları eteklerinde bulunan Dadala Pansiyon’da kalıyoruz. “Faruk Akbaş ile Machael” fotosafarisinin duraklarından biri de burasıydı. İki gece kalacağımız pansiyon çok etkileyici bir yer. Neden etkileyici?

Birincisi burası ıssızlığın tam ortasında 2800 metrede muazzam bir dağın, Altıparmak Dağı’nın eteklerinde bir pansiyon. Elektrik var. Elektriği yakındaki bir buzul deresine kurdukları mini HES’den sağlıyorlar. Su derdi hiç yok. Her yer su. Ama yakacak derdi var. Etrafta hiç ağaç, kuru bir dal bile yok. Yakacak odunu katırlarla Avusor üzerinden getiriyorlar.

İkincisi bir doğa tutkunu olarak insanı çıldırtıcı sürprizlerle dolu bir coğrafya. Nereden başlayayım? Çiçekler, böcekler, göller, dereler, otlar, kokular, yaban hayatı. Her yarım saatte bir değişen bir manzara. Sanki canlıymış gibi bir inen bir kalkan Karadenizlilerin tabiriyle duman yani sis. Vadinin derinliklerinden başlıyor gelmeye. Yavaş yavaş Altıparmak eteklerine kadar geliyor. Sonra geri çekiliyor. yarım saat sonra tekrar geliyor duman. Akşama kadar bu dekor değişimi devam ediyor. Time-Lapse çılgınlığı. Dadala yaylasında yürüyerek dolaşmak gerek. Her çıkılan tepede manzara değişiyor. Bir fotoğraf tutkunu için çıldırtıcı bir şey bu.

Avusor Yaylası’na kadar araçla geldikten sonra yükümüzü katırlara yükleyip yola koyulduk. Beş kilometrelik inişli çıkışlı bir yol. Zor mu, zor. Alışık ve antrenmanlı olduğum için bana kolay  diyebilirim. Ama doğa yürüyüşlerine aşina olmayanlar için çok zordu.  Çıkış onları bitirdi. Panikleyenler oldu.  2,300 metredeki Avusor yaylası’ndan beş yüz metre tırmanarak 2800 metrelerde bulunan Dadala Pansiyonu’na gidiyoruz. İlgilenenler için GPS koordinatları şöyle:

https://tr.wikiloc.com/wikiloc/view.do?id=14346047

Yürüyüş tam üç buçuk  saat sürmüş. Sürekli çıkış olduğu için.  Sis bir geliyor bir gidiyor. Ağustos ayındayız ama yavaş yavaş sonbahara giriyor gibiyiz. Sürekli sis içinde yürümek de hiç kolay değil. Sis bir geliyor bir gidiyor. Bazen göz gözü görmüyor. Sisler sıyrılınca Altıparmak Dağları’nı görüyorum.

Bu “kuş uçmaz kervan geçmez” pansiyon dağcılar arasında oldukça popüler. Zirve yapmak isteyenler burada geceleyip ertesi gün tırmanışa geçiyorlarmış. Burası bir aile işletmesi. Lüks arayanların pek hoşlanacağı bir yer değil. Lüks denince ne anladığımıza da bağlı. Kaçkarlarda hiç bir pansiyonun “lüks” tanımına uygun olmadığını düşünüyorum. Doğada olmak istiyorsanız bazı fedakarlıklar yapmanız gerekiyor. Yemekler kötü olabilir, çarşaflar kirli olabilir, banyoda sıcak su  olmayabilir, vb. Aldırmayacaksınız. Eğer aldırıyorsanız, rahatsız oluyorsanız buralara gelmeyeceksiniz.

Alplerdeki; fransa, İtalya, Almanya, İsviçre, Avusturya şalelerinin standardını burada bulmak mümkün değil. Nokta.

Gece olunca başka bir dünyaya geçiş yapıyorsunuz. Yıldızlara gidiyorsunuz: Bizim bulunduğumuz dönemde meteor yağmurları vardı. parseid göktaşı yağmuru.

 

 

 

Perseid göktaşı yağmuru Swift-Tuttle kuyrukluyıldızının kalıntılarından oluşuyor.  Bu kuyrukluyıldız her 133 yılda bir Güneş etrafında bir tur atıyor. Bu sırada Güneş’e yakınlaşmasıyla geride bazı parçalarını bırakarak yörüngesi üzerinde bir enkaz yığını oluşturuyor.  Dünya’nın yörüngesinin bu kuyrukluyıldızın yörüngesiyle kesişmesi sonucunda bu enkaz yığınının içerisinden geçiyoruz. Aşağıdaki grafik bu oluşumu gösteriyor. Kaynak: http://www.kozmikanafor.com/perseid-goktasi-yagmuru-12-13-agustos/

 

 

Gece her şey değişiyor. Rüzgar duruyor, vadinin üzerine bir sessizlik çöküyor. Yıldızlar birer birer parlamaya başlıyor. Size o kadar yakınlar ki? Büyük şehirlerde hiç bir zaman görmediğiniz yıldızlar. Şimdi 9 temmuz 2017 Pazar günü kırk dereceye yaklaşan yaz sıcaklarında Kaçkar yaylalarında gece uyurken üşüdüğümü hatırladım. Hiç sönmeyen kuzinede kaynayan halis çayın  da, dinlediğim Kazım Koyuncu şarkılarının tadı da  damağımda. Yine Kaçkarlar beni çağırıyor galiba. Gitmemek olmaz.

 

Kaçkar Dağları

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation