Taşeli Platosu ya da diğer antik dönemdeki adıyla Dağlık Kilikya, ( Kilikia Trakheia) belki de Anadolu’nun en tenha, keşfedilmemiş yörelerinden biri. Heybetli dağlar, yemyeşil sulak yaylalar ve vadiler arasına saklanmış  göller her gezginin (trekkingcinin) rüyası. İki bin metredeki platoda en az on karstik göl, tırmanmak için Geyik dağları üzerinde yüzlerce zirve var.

 

 

 

Taşeli  adı verilen  bölge yukarıdaki haritada da görüldüğü gibi Antalya’nın doğusunda, Anamur’un kuzeyinde ve Silifke’nin batısında yer alan bölge olarak tanımlanıyor. haritada da görüldüğü gibi muhteşem Göksu (Calycadnos) nehrinin kollarının doğduğu dağlar Geyik Dağları platoyu  ortadan ikiye bölüyor. Yaklaşık 1500-2000 metre arasında değişen yükseklik kışları yoğun kar yağışı  yazları ise serin bir iklim gösterir. Her coğrafya kitabında bulunabilecek bilgiler özetle şöyledir: 

” Akdeniz bölgesinin iki önemli platosu Taşeli Platosu  ve Teke Platosu’dur. Bu platolar  Karstik oluşumlu platolardır. Maki ve Kızılçamlar yaygınlıkla görülen bitki örtüsüdür. Arazinin kalkerli oluşu , su tutmayışı nedeniyle tarımsal faaliyetler çok sınırlıdır. Başlıca ekonomik faaliyetler : Kıl keçisi yetiştiriciliği , Ormancılık ve Arıcılıktır. Nufus oldukça seyrektir. “

Karların erimesi temmuz ayının sonlarına kadar sürer. 21 Mayıs 2017 tarihinde ziyaret ettiğim bu bölgeye bir ay sonra yeniden geldim. Değişim inanılmaz. Taşeli Platosunda bahar adlı yazımda bölgeyle ilgili bir çok bilgi vermiştim. Meraklı okuyucu verdiğim linki tıklarsa  daha fazla bilgi saibi olabilir. http://www.yavuzcekirge.com/?p=6764

Bölgedeki dağların adlarını saymak kolay değil. En bilineni  Geyik dağı (Giği dağı) 2887 m.  daha sonra Barçın dağı, Karaçal dağı, Delidağ, Papaz dağı, Köse dağ, Musa dağı, Kelce dağ ve Tekelik dağ, vb. gibi dağları sayabiliyoruz. Bu dağlar grup halinde Batı Toros Dağları diye bilinen sıradağları oluşturuyor. Geyik Dağları da Torosların bir parçası.    Taşeli platosuna  asfalt bir yoldan geliniyor. Antalya-Konya karayolundan  Gündoğmuş ilçesine sapıyor sonra Pembelik, Gelisandra yaylası, Susam Beli üzerinden Karın Gölü geçildikten sonra Eğri Göl yaylalarına ulaşılıyor. Buralara  “Yedi Kaza Yaylaları” diyenleri de duydum. Meraklı okuyucu dilerse aşağıdaki kitapçığı indirip okuyabilir:

 http://www.antalyakulturturizm.gov.tr/Eklenti/8687,69-dundenbuguneantalya-1cilt-gundogmuspdf.pdf?0&_tag1=81FD3A07781C793C82F216065AB90C5C2EB6FFF2

Bölgede en tanınmış  yer Eğri Göl. Bence yolu asfalt olduğu için mangalcılar arasında  çok popüler.  Eskiden deve kervanlarının geçtiği bu yollar şimdi asfalt. Yaylacılar da artık atlarla, öküzlerle taşınmıyor buralara. 4X4 her markadan lüks araçları olan yaylacılar aslında hayvancılıkla da uğraşmıyor. Şehirlerde çalışıyorlar yaylaları da yazlık olarak kullanıyorlar. Eski “yaylacı”  halk yok olmuş. Eğri Göl şimdilerde günübirlik mangalcıların balık tutarak, silah ve çöp atarak günlerini geçirdikleri bir piknik alanı. Bırakılan çöp dağlarını toplayan bir kamu kuruluşu da yok. Yöre halkının doğayı kirletme özelliği onların farkında olmadıkları bir şey. Her çöpü dışarıya atıyorlar. Hiç düşünmeden. İkaz edince de kızıp kavga çıkarıyorlar. 

Bölgedeki göllerin adları konusunda da farklı görüşler var. Küllü Gölü, Cemalanı Gölü,. Karın Gölü, Duruca Gölü ve özellikle Nisan Mayıs ayında karların erimesiyle oluşan ama yazın kuruyan göller var. Vadilerde menderesler oluşturan kar suları ve sarı çiğdemler, yabani laleler, dağ sümbülleri görsel bir şölene dönüyor. 21 Mayıs’da buralara geldiğimde aşağıdaki fotoğrafı çekmiştim. Karların erimesinden oluşan sular yaylada menderesler oluşturmuştu. 

Andost Grubu ile Cemal Ertugay rehberliğinde Eğri Göl’de kamp yapmak üzere yola çıkıyoruz. Ramazan Bayramının ikinci ve üçüncü gününü burada geçireceğiz. Programa göre ilk durak  bölgede “Uçan Su” olarak bilinen şelaleler. Çündere Şelalesi olarak da biliniyor. Daha sonra göl kıyısında kamp kurulacak. Dileyenler Giği Dağı zirve çıkışı yapacak daha sonra da platonun diğer gölleri ziyaret edilecek. Bu göllerin harita üzerindeki görünümü rehberimiz Cemal Ertugay tarafından hazırlandı. Yine de yayla yolları çok karmaşık. Gölleri bulmak hiç de kolay olmadı.  Bölgede arıcılık yapan kişilerin tarifleri de her zaman doğru çıkmıyor. Ama serde kaşiflik var. haritada da görüldüğü gibi göller orada duruyor. Vadiler arasında geçiş sağlayan yolların hepsi güvenli değil. Bu bölgeyi etraflıca keşfetmek için en az iki gün gerekli. Yaylalarda çadır kurup yürüyerek keşfetmek gerekli. Ama çadır kurmak ne kadar güvenli?   

Harita: Cemal Ertugay

 

Şelale yolu çok dar ve virajlı. Vadinin dibine kadar inmek gerekiyor. Sıcak ve nemli havada bu döne döne iniş hiç kolay değil. Bindiğimiz minibüs zorlana zorlana iniyor. Şelale yolunda yoğun bir mangalcı trafiği var. Mangalcıların gözde mekanları arasında gelen Çündere şelalesi yolu zaten tek bir arabanın zorla geçeceği kadar dar. İki araba yan yana geçmek için epey git gel yapılıyor. Minibüsten inip yürüyoruz. Kalabalık olduğumuzu gören sürücüler de bize yol veriyor. Zar zor da olsa şelaleye kadar gidiyoruz. Aman tanrım. Mahşer yeri gibi. Suya karpuzlar, kavunlar meşrubat şişeleri atılmış. Çocuklar kumda oynuyor. Testesteron yüklü gençlik şelale yanında çeşitli atraksiyonlar peşinde. Tesettürlü kadınlar yüzleri pancar gibi kızarmış, ter içinde o sıcakta üstlerinde uzun giysilerle ofur pofur yemek hazırlıyor. Onların suya girme hakkı yok. İki tesettürlü genç kız boylarından uzun başörtüleriyle selfi çekme telaşında. Bir türlü istedikleri fotoğrafı çekemiyorlar. Yüzleri görünmüyor. Taş çatlasa on beş on altı yaşında çocuklar bunlar. O kalın örtülerin içine hapsolmuşlar. Bölgede ağır bir taassup havası seziliyor. Bunlar dini gerekçelerle tesettüre girmiş kadınlar. Bu bölgede Süleymancılar Tarikatının aktif olduğunu söylüyorlar. Gözlerimizle gördük. Doğru. 

Gündoğmuş ilçesinde öğle yemeği molasında tüm lokantalar kapalıydı. Mecburen Süleymancılar Yurtları Vakfının “Kermes” adı altında yaptığı organizasyonun yiyecek bölümünde karnımız doyurduk. Kermes deniyor ama sadece yiyecek ve içecek vardı. Ev yapımı tatlılar, kavurma, dürüm, köfte, dondurma, meşrubat. Başarılı bir organizasyon. Süleymancılar Vakfını tanımıyorum ama döndükten sonra araştırdım. Binden fazla yurt sahibi olan bu vakfın hikayesini İsmail Saymaz’ın Hürriyet ‘te yayınlanan makalesinden okuyabiliriz. Meraklı okuyucu linki tıklayarak okuyabilir. http://www.hurriyet.com.tr/kurslar-ve-yurtlar-imparatorlugu-suleymancilar-40303192

 

Kısa bir şelale ziyaretinden sonra aynı virajlı yoldan geriye dönüp Eğri Göl’de günübirlik mangalcıların çöpleriyle ve silah sesleriyle kirlettikleri yerlerden uzağa bir yere kamp kurduk. Yine de sabaha kadar silah atışlarını  ve motorsiklet gürültülerini duyduk. Akşam saatlerinde günü birlik mangalcılar birer birer toparlanıp gittiler. Tüm vadi bize kaldı desek yeridir. Göl kıyısında çadırlar görmüştük. Onlardan uzak durmakta fayda var. Çünkü içki içip içip silahlarla havaya ateş ediyorlar. Bir serseri kurşuna kurban gitmek işten bile değil. 

Bu bölgemin insanında nedense silaha karşı büyük bir bir merak var. Acaba bu merak nereden geliyor? Kilikyalılar antik çağın en acımasız korsanlarıydı ve bu dağlarda saklanıyorlardı. Yöre halkına sorarsanız:  “Yeğenim buralara Yedi Kaza Yaylaları derler, Taşeli Platosu derler, Geyik Platosu derler… ” diye başlarlar. Her şey bir kaos’dur buralarda. Kavramlar, adlar birbirine karışır. neyin ne olduğunu tam olarak bulamazsınız. Yol sorduğunuza pişman olursunuz. Kimse bir şey bilmez ama bilirmiş gibi konuşur. Küllü Göl’ü sorarsınız sizi Duruca Göl’üne gönderirler. Cemalanı yerine “Buralara cemalin yeri derler,” diye Aleviliğini gizlemek isteyen tahtacılara da rastlarsınız.  Biraz daha bilgili birine sorarsanız iyi bir cevap ta alabilirsiniz:

“Yedi Kaza Yaylaları denmesinin nedeni ise yakın zamana kadar Hadim, Manavgat, Alanya, Akseki, Gündoğmuş, Bozkır, Gazipaşa kazalarının ortasında olmasından. Şimdi sanırım 3-4 yeni ilçe daha var civarında. Yani 11 kaza yaylaları olmuş şimdilerde.”

 

Kamp ateşimiz göl kıyısında yandığında çok farklı bir boyuta geçtik. Alacakaranlıkta ıssız vadilerin yumuşak tepelerine vuran kızıllık tam bir doğa şöleni gibi idi. Yıldızlar teker teker çıkarken ateşte ızgara yaptığımız köfteleri sucukları yedik. Gece ilerledikçe de serinlik arttı. Şansımız varmış. Rüzgar yoktu. Kamp ateşinin etrafında gökteki yıldızların büyüsüne kapılmış bir haldeyiz. Astronomiye aşina olanlar tanıdıkları yıldızları tarif ediyorlar. O kadar çok yıldız var ki. Cep telefonuma onlarca astronomi programı indirdim. Hiç birinden verim alamadım. Ücretsiz programlar aslında bir aldatmaca. Daha sonra “upgrade” tacizi başlıyor.  Fotoğrafçıların kullandığı Photopills’i satın almaya karar veriyorum. Ama ne fayda programı öğrenene kadar çok vakit geçecek. Hiç de “user friendly” değil. Eğitim videoları İngilizcesi çok zor anlaşılan biri tarafından yapılmış. Anlaşılmıyor. para verdik ama başımıza iş aldık anlaşılan.   

 

 Benim için en büyük keşif Gelisandra Yaylası, Susam Beli istikametinden Konya’ya kadar giden Via Sebaste’nin bir kolu olan döşeme yolun bir parçasını idi. İki bin yıl önce yapılmış olan bu yol olduğu gibi duruyor. Bir mucize gibi. Ama korumasız. Bu güne kadar yok olmamasının  nedeni çok açık. Kim o sarp kayalıklara yol açmayı düşünür ki?

 

Via Sebaste üzerinde çok araştırma yaptım. Bu iki bin  yıllık yol ağı Romalı konsüller tarafından askeri amaçla Kilikya korsanlarına karşı savaşmak için yapılmış. Bu antik yolun  bozulmadan günümüze kalan bir parçası üzerinde yürümek beni çok heyecanlandırdı. Susam Beli’nin sarp kayalıkları arasında iki bin yıldır öylesine duran bu yol aslında bir hazine. “Via Sebaste” adı verilen antik Roma yolunun kırk sene imparatorluk yapan Augustus (Octavious) tarafından özellikle Kilikyalı korsanlarla mücadele etmek amacıyla inşa edildiği mil taşlarındaki yazılardan anlaşılıyor. Lykia , Pissidia ve Pamphylia şehirleri başta olmak üzere Güney ve Güney Doğu şehirlerini birbirine bağlayan stratejik öneme sahip yolun mil taşlarını deşifre eden arkeologlar bir yerde bölgenin tarihini de anlatıyorlar. daha fazla bilgi edinmek isteyenler için link:

http://www.yavuzcekirge.com/?p=4164

https://www.anatolianroads.org/via-sebaste/

 

 

Kamp kurduğumuz yer, Eğri Göl’ün Güney Batı tarafında gölden bir kilometre uzaklıktaki otluk alandaydı.  On beş kişilik bir grup. Gölün bu nispeten tenha tarafında Geyik dağları’na karşı kamp kurduk. Yakında bir çeşme de vardı. Karanlık yavaş yavaş çökerken vadinin bir başka güzelliği ortaya çıkıyordu.

Bütün gece insanı çıldırtacak kadar yakınınıza gelen yıldızların büyüsüne kapılıp uykusuz kalabilirsiniz. Yıldız pozlama, Samanyolu fotoğrafları çekme niyetindeydim ama teknik donanım eksikliğinden ötürü çekemedim. Artık bir daha ki sefere.

Fotoğraf : Cemal Ertugay

 

Yazı ve fotoğraflar:

© Copyright, 2017 Yavuz Çekirge. All Rights Reserved

 

Dağlık Kilikya (Kilikia Trakheia)

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation