“Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, Yaşamak yani ağır bastığından.” –Nazım Hikmet

“Tur-i Sina’dan çıkan bir ağaç vardır. O (ağaç), yiyecek olanlar için, katık(zeytin yağı) verir.” [MÜ’MİNUN(23)/18-20]

Zeus’un kızı olan Tanrıça Athena, Zeytin Ağacı ile ilişkilendirilmiştir. Athena; tıpkı zeytin ağacı gibi, barışçıl, bilge, kutsal, adil bir tanrıça olarak bilinmiştir. Her dönem barışın sembolü olmuştur.

Kaynak: http://apelasyon.com/Yazi/97-olumsuz-agac-zeytin-kutsal-toren-derleme

Oysa bugün Anadolu’nun tüm zeytin ağaçlarını büyük bir tehlike bekliyor. Zeytin ağacı dikili alanlara konut, sanayi tesisi ve maden ocağı yapmak için devlete başvuran şirketler var. Bu şirketler ekili olmayan ya da ağaçsız alanlara talip değil, ekili alanlara ve ormanlara talip. Doğal bitki örtüsünü korumakla görevli kamu ise bu katliama neden engel olmuyor?

Önce sedir ormanları, sonra çam ormanları daha sonra koruluklar ve şimdi de sıra zeytinliklere geldi. Anadolu coğrafyası bu kadar ağaç düşmanı bir kamu yönetimiyle üç bin yıllık tarihinde hiç karşılaşmadı. Ne krallar geldi geçti. Bu yönetim gibisi hiç olmadı. Taş ve maden ocakları ruhsatları yağmur gibi dağıtılıyor. İş makinaları her şeyi yakıp yıkıyor. Tam anlamıyla bir doğa katliamı. Anadolu’nun doğal kaynaklarının pek yakında yok olacağını ve bir çok yerin çölleşme ve kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya olduğu artık çok aşikar.

Ege’nin incisi antik çağdaki adıyla Magnesia bugünkü Manisa’nın Soma ilçesine bağlı Yırca köyünde üç yıl önce (2014) zeytinlik araziye termik santral kurmak için  sekiz bin zeytin ağacı iş makinalarıyla köklerinden sökülmüş odun haline getirilmişti. O zamanlarda sosyal medyada bu katliama sessiz kalınmamış protestolar birbirini izlemişti. Sonuçta termik santral iptal edilmiş ama şirket yine de iş makinalarını bölgeye gönderip ağaçları sökmekten hiç çekinmemişti. Bir dava açıldı mı, sonuç ne oldu takip eden yok. Olay söndü gitti. Olan da zeytin ağaçlarına oldu. Yırcalı köylüsünün ortak alanı olan zeytinlik artık yok. Köylü önemli bir gelirden mahrum bırakıldı.

Muğla’da, Yeni Foça’da , Bandırma’da, Ayvalık’ta zeytin ağacı dikili her yerde inanılmaz yolsuzlukların sahnelendiği katliamlar yapılıyor. Zeytinlik alanların tapuları el değiştiriyor, imar izinleri çıkarılıyor, kepçelerle yok ediliyor. Yangınlar çıkıyor, iş makinaları, kepçeler durmaksızın çalışıyor. Bu gidişe kimse dur diyemiyor. Meclise getirilen tasarının da kısa süre içinde geçirilmesi için her türlü oyun sahnelenecektir. İktidar partisi aslında inşaat şirketlerine, maden ve taş ocağı sahiplerine imtiyazlar sağlamakla ağaç ve doğa tahribatına sebep olduğunu bilmiyor olamaz.   Muhalefetin bu katliamı önleyecek gücü mü  yok yoksa  niyeti mi yok belli değil. Halk ise zaten her zaman olduğu gibi tepkisiz, sessiz. Korkuyor mu? Yoksa bir beklentisi bir çıkarı mı var? Halk dediğimiz zaten homojen bir grup değil. Elli yıl öncesinin saf köylüsü yok artık.  Köylerden muazzam bir göç oldu son elli yılda. Şehir varoşlarına yığıldı insanlar. Lümpenleştiler. Ne şehirli oldular ne de köylü. Değer yargıları kişisel çıkarları  etrafında sınırlandı. Daha ileri gitmedi. Milli, evrensel değerler onlar için hiçbir şey ifade etmedi. Siyasi partiler bunu çok çabuk kavradı. Lümpen gruba para yağdırarak oy almaya başladılar.  Birileri çıkıp itiraz eden halka para saçıp susturuyor. Bir kilo pirince bile razı olan lümpen halk ta sesini çıkarmıyor.

Zeytin üretimini ve piyasasını incelemek gerek. Üretici kim, kazancı ne? Kaç aile geçimini zeytinden sağlıyor? Piyasanın büyük oyuncuları kimler? Tüm bunlar bellidir. Araştırarak bulunabilir.

Gümrük ve ticaret bakanlığının 2015 yılı zeytin raporunu inceleyelim:[2]

“Oleacea familyasının bir üyesi olan zeytinin (Olea europaea L.) anavatanı, Güneydoğu

Anadolu Bölgesi’ni de içine alan Yukarı Mezopotamya ve Güney Ön Asya’dır. Günümüzde

  1. yüzyılın bitkisi olarak gösterilen ve yüzyıllardır önemini yitirmemiş olan zeytin bitkisinin

anavatanı Mardin, Hatay, Suriye, Filistin ve Kıbrıs adasını içerisine alan bölge kabul

edilmektedir.

Dünyada yaklaşık 9 milyon hektar alanda 900 milyon zeytin ağacından yaklaşık 17 milyon ton dane zeytin elde edilmektedir. Dünya sofralık zeytin üretimi son beş sezon ortalamasına göre 2,87 milyon ton civarındadır.”

Bu rapor bazı soruları cevaplamaktan çok uzak. Zeytin ağaçlarının verimi, cinsi, bakımı, sahipleri, vb. gibi bir çok soruyu cevaplamıyor. Bazı tüketim istatistikleri de veriyor ama benim peşinde olduğum sorunun cevabı yok.

Kamu neden zeytinlik alanları yok etmek istiyor? Neden yedi yıldır bu yasa teklifi temcit pilavı gibi gidip gidip geliyor? Bu soruların cevabını arıyoruz. Basında bu konuda bir çok makale var. Hangisi gerçeği yansıtıyor, hangi satırlar siyaset gereği anlamak zor.

Bu nedenle yasaların başlangıcına gitmek gerekiyor:

 

“3573 SAYILI ZEYTİNCİLİĞİN ISLAHI VE YABANİLERİNİN AŞILATTIRILMASI HAKKINDA KANUN

Kanun Numarası         : 3573

Kabul Tarihi           : 26/1/1939

Yayımlandığı R. Gazete : Tarih: 7/2/1939 Sayı: 4126

Yayımlandığı Düstur    : Tertip: 3  Cilt: 20  Sayfa: 174”[3]

Bu yasa bir çok değişikliğe uğruyor. İlk değişiklik 1995 yılında iki madde üzerinde yapılıyor. Haritalama ve parselleme  çalışmaları ilave ediliyor.

Madde 2 – (Değişik: 28/2/1995 – 4086/1 md.)

Orman sınırları dışında bulunan ve Devletin hüküm ve tasarrufunda olan yabani zeytinlik, Antep fıstığı ve harnupluklar ve her nevi sakız nevileri ile orman sınırları dışında olup da 17.10.1983 tarih ve 2924 sayılı Kanun kapsamında bulunamayan zeytin yetiştirmeyi elverişli fundalık ve makilikler Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca tespit edilip haritalanır.

 

Madde 3 – (Değişik: 28/2/1995-4086/2 md.)

Yukarıdaki madde gereğince tespit edilen alanlar yerel koşullar dikkate alınmak suretiyle Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca belirlenecek esaslara göre en az 25 dönümlük parseller halinde parsellenir ve bilinen araçlarla ilan edilir.

Bu değişiklikle zeytinlik alanlar tespit ediliyor ve devlet teşvikinden faydalandırılıyor.

Bu alanlarda yabani zeytin, fıstıklık ve harnupluk ile sakız nevileri olan menengiç, buttum, yabani sakız, Filistin sakızı ağaçlarını aşılayıp yetiştirecekler ile zeytin yetiştirmeye elverişli fundalık ve makilik alanlarca gerekli temizlemeyi yapıp zeytin dikim alanları meydana getirecekler, dilekçe ile arazinin bulunduğu en büyük mülki amire başvururlar. Başvuranlar arasında Bakanlıkça belirlenecek esas ve öncelik sırasına göre seçilen kişilerden, bu işlemleri yerine getireceklerine dair bir yükümlülük belgesi alınır. Fidan dikecek olanlara devletçe maliyet bedeli üzerinden zeytin fidanı sağlanır.

 

Beş yıl süre ile taşınmazın gayesine uygun olarak kullanıldığı Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca tespit edilenlere mahallin en büyük mülki amiri tarafından tapuları devredilir. Bu yolla verilen taşınmazlar hiç bir şekilde veriliş amacı dışında kullanılamaz. Bu taşınmazlar; miras dahil hiç bir şekilde bölünemez, veriliş tarihindeki yüzölçümü hiç bir şekilde küçültülemez. Aksi takdirde Hazinece geri alınır. Bu hususlarda taşınmaz siciline gerekli şerh verilir.

Bu maddeye göre verilen süre içinde aşılama, temizleme, dikim ve bakım işlemleri yapılmamış olursa verilen izin Bakanlıkça resen iptal edilir.”

 Zeytincilik, Türkiye’ de yaklaşık 500 bin ailenin geçim kaynağını, işlenen tarım alanlarının yüzde 3.5’ini oluşturuyor. Doğrudan ve dolaylı 10 milyon kişinin geçimini sağlayan, tarımsal ve sosyo ekonomik yönden ciddi bir öneme sahip.

Son 2 yıllık ortalamaya göre, zeytinyağı üretimi 165 bin ton ve üretim değeri yaklaşık 600 milyon dolar. 2023’te bu değerin yaklaşık 700 bin ton zeytinyağı için yaklaşık 3 milyar dolar olması hedefleniyor. Sofralık zeytin üretimi yaklaşık 450 bin ton ve üretim değeri yaklaşık 900 milyon dolar.

 

Zeytincilik Yasası 2002’den bu yana tam 6 kez değiştirilmek istendi. Son değişiklik tasarısı Başbakan imzası ile 16 Haziran’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunuldu..

Tasarı her ne kadar zeytinlik alanlar üzerinden tartışılsa da içerdiği sakıncalar sadece zeytinlik alanlar ile sınırlı değil. Tasarıdaki değişiklik önerileri ile zeytinlik alanlar dışında iki önemli doğal alanın daha yatırımlara açılması öngörülüyor.

Tasarıda yer alan Madde 26 kıyıları, Madde 30 ise meraları koruyan kanunda değişikler yapılmasını öngörüyor.

Kıyılar ve meralar tam tabiriyle “kupon” arazileri de bünyesinde barındırıyor. İnşaat şirketleri gözlerini bu kupon arazilere dikmiş vaziyetteler. Tesisler yapılacak. Kıyılara tatil köyleri lüks yazlık siteler inşa edilecek. Meralara Arap turist için tesisler inşa edilecek. Arap turistler için tesisler siyasi olarak da destekleniyor. Trabzon, Rize  başta olmak üzere bütün meralarda yollar, yazlık tesisler planlanıyor. Hes’lerle helak olmuş doğa şimdi de asfalt yollarla tarumar ediliyor. İtiraz edenler tutuklanıyor, baskı görüyor. Yeşil yol projesi her türlü itiraza  rağmen jandarma gücüyle yapılıyor.

Konu sadece zeytin değil. Meralar ve kıyılar da tehlike altında.

Zeytin ağacını her şeyden önce tanımak gerekir. Her gördüğü ağaca “kavak” diyen boyutsuz kuru beyinler belki öğrenir diye biraz sözünü edelim.

Anadolu’nun zeytin yetişen bölgelerine on beşinci yüzyıldan itibaren gelmeye başlayan göçebe halk kültürleri gereği ağacı tek bir amaç için kullanıyordu. Yakacak olarak. Ya da yapraklarını baltayla kesip keçilerine yediriyordu. Zeytin tarımı yapan yerleşik halkları  gördüklerinde  merak bile etmediler. İşin tuhafı hala merak etmiyorlar. Hayvansal ürünlerle beslenen göçebe halk çok uzun yıllar sonra zeytinin anlamını biraz olsun kavramıştır. Hiking yaptığım Toros dağlarında yaşayanlar yabani zeytin ağaçları arasında yaşıyorlar ama zeytini işlemeyi bilmiyorlar. Varsa da yoksa da keçileri.

Doğada  kendiliğinden yetişen zeytine yabani zeytin veya delice (oleaster) denir.[4] Köylülerin dağdaki deli zeytini sıkıp çıkardıkları ve ilaç gibi kullandıkları yağa da “çoral” denir. Delice, aşılanıp-ıslah edilerek, kültür bitkisine (sativa) dönüştürülüp, daha verimli bir hale getirilebilir. Fidandan, dikme olarak yetiştirilen zeytin ağacı, kazık kök yapmaz ve çabuk yıkılır. Oysa dağda, tohumdan üreyen zeytin ağacı; kazık köklüdür, yerinden kolay sökülmez. Bu nedenle köklü zeytin ağaçlarının yerine dikilecek fidanlar hiçbir işe yaramayacaktır. Doğanın mucizesi olan zeytin ağacını kepçeyle kökünden söküp atan zihniyetin veba salgınından daha tehlikeli olduğunu vurgulamak gerek.

 

Zeytin ağacı, üç bin yaşına kadar yaşayabilir. Dört bin  yaşında zeytin ağaçları bulunduğu söylenmektedir. Araştırmalara göre zeytin ağacının uzun yaşamı, yapraklarındaki  “oleuropein” maddesine dayanır. Bu madde, zeytin ağaçlarını, hastalık ve zararlılardan korur. Ayrıca yapraklarından çıkan kalsiyum “elenolaten” maddesi, zararlı virüs, bakteri ve mantarları yok eder.[5]

Yönetim dün itibariyle geri adım attı. Tasarıyı geri çekti. Kamuoyundan gelen yoğun tepkiyi dikkate alan yönetim, belki de taktik bir karar vererek yedinci kez getirdikleri tasarıyı yedinci kez geriye çektiler. Anlaşılan daha uygun şartların oluşmasını bekleyecekler. Tehlike geçmiş değil. İlk fırsatta bir torba yasanın içine tıkıştırılıp gündeme tekrar gelecektir.

Sonuç olarak lümpen oylarla yönetime gelen bu zihniyetin doğal kaynaklara yaptığı saldırılar bitmeyecek. Güç verdikleri inşaat sektörü ve taş ocakları kültü de doğayı kemirmeyi sürdürecektir. Kimsenin şüphesi olmasın. Veba bir geldi mi kolay kolay gitmez.

Devletin halkın çıkarlarına karşı konuma gelmesi hastalandığına işaret eder. Halkın oylarıyla yönetim koltuğunda oturanlar zaman içinde kendilerini halkın üstünde ve ayrıcalıklı görmeye başlarlar. Bu konumunu kullanarak kişisel ve ailevi çıkar sağlama pratiğine eriştiği zaman rüşvet hastalığı sisteme bulaşmaya başlamış demektir.

Anarşistlerin özünde karşı çıktıkları konu da budur. Yönetici ayrıcalığı olmadan bir idare düşünmek isterler. Yunanca “an” (-sız, olumsuzluk eki) “archos” (yönetici)’den türetilen “anarchos”  yönetcisiz anlamına gelir. Toplumsal otoritenin, tahakkümün, erkin ve hiyerarşinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan çeşitli politik felsefeleri ve toplumsal hareketleri tanımlayan sosyal bir terimdir. Anarşizm, her koşulda her türlü otoriteyi reddetmektir. Bu ideolojinin ortaya çıkışının ana dayanağı devletin insanlara ve doğaya zarar vermesidir. Özellikle “sosyal devlet”[6] kavramının ortaya çıkışı da boşuna değildir. Devletin halka rağmen zengini daha zengin fakiri daha fakir duruma getiren politikalar üretmesi, doğayı vahşice yok etmesi kabul edilir bir yönetim biçimi değildir.[7] Ülkenin doğal kaynaklarının heba edilmesi kararını veren yönetimin denetimini kim yapacaktır?[8] Demokrasilerde yüksek mahkemeler bu denetlemeleri yaparlar. Çevre kanununa aykırı yapılaşmanın getirdiği tahribatın incelenerek yönetimin yargılanması gerekir. Bu yapılmadığı müddetçe bir demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Yönetim ısrarla çevre kanununu hiçe sayarak ruhsat vermekte ve doğa tahribatına yardımcı olmaktadır. En son meclise getirilen “zeytin” yasası da göstermeliktir. Doğanın korunması bir “anayasa” mevzusudur. Meralarda ve kıyılarda meclisten kanun çıksa  da çevre dostu olmayan projelerle şavullanan çarpık yapılaşma anayasaya  ve tüm temayüllere aykırıdır.

Mitolojide çok bilinen bir hikayeyle bitirelim:

“Atina’yı kimin koruyacağını belirlemek isteyen Zeus, Tanrılar Meclisi’ni toplar. Alınan karara göre, kente en değerli armağanı veren tanrı, Atina’nın koruyucusu olacaktır. Denizler, depremler ve atlar tanrısı Poseidon meclise savaşlarda çok işe yarayacak bir at sunar. Athena, mızrağının ucunu toğrağa saplar ve topraktan ince dallı, koyu yeşil yapraklı ve yeşil meyveli bir agaç çıkar ve şöyle der: ”Bu ağaç büyüyüp yüz yıllarca yaşayacak, meyvesinin yağı tüm dünya tarafından aranır hale gelecek, gölgesiyle insanları serinletecek, odunuyla ısıtacaktır.” Yarışı Athena kazanır ve ağaç Akropolis’e dikilir. Bir süre sonra ise Poseidon’un Atina’ya hakimi olamamasına içerlenen oğlu Halirrothios, zeytin ağacını kesmek için elindeki baltayı sallar fakat balta ters döner ve Halirrothios’un kafasını keser.”Kaynak: http://sanatkaravani.com/birak-zeytin-agaci-kulagina-fisildasin/

 

[1] Eleia eski yunancada zeytin anlamına gelmektedir.

[2] http://koop.gtb.gov.tr/data/56e95c1a1a79f5b210d91772/2015%20Zeytinya%C4%9F%C4%B1%20Raporu.pdf

 

[3] http://www.zmo.org.tr/mevzuat/mevzuat_detay.php?kod=61

 

[4]  E.oleaster(yabani), E.sativa(kültür) Zeytin ağacı(Olea europaea), zeytingiller(Oleaceae) familyasından; meyvesi yenen, Akdeniz iklimine özgü bir ağaç türüdür. Zeytinin kromozom sayısı, 2n=46’dır. Zeytingiller familyasının, 27 kadar cinsi ve 600 kadar türü vardır.

[5] Kaynak: http://www.yaklasansaat.com/dunyamiz/canlilar/zeytin.asp

 

[6] ekonomik ve toplumsal yönden yurttaşlarının tümüyle ilgilenen, onların yaşam düzeyi, sosyal güvenliği vb. konularında gereken önlemi alan devlet.

[7] Enerji, inşaat ve ulaştırma başta olmak üzere Türkiye’nin son yıllarda hız kazanan büyük projelerinin doğaya verdiği zararlar oldukça büyük. Ayrıca bu projelerin “sürdürülebilirlik” karnesi zayıf. BETAM’ın konuyu irdeleyen araştırma raporuna  göre, kalkınma politikasının idari ve hukuki araçları da çevre dostu değil.

[8]2B düzenlemesiyle orman alanlarının talan edilmesinin önü mü açıldı?…

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) yayınladığı araştırma notunda bu sorulara ne yazık ki olumlu bir yanıt verilmiyor. Doç. Dr. Cengiz Aktar ve Araştırma Görevlisi Barış Gençer Baykan tarafından gerçekleştirilen çalışmada, Türkiye’de sanayileşme ve plansız kentleşmenin, artan nüfus ile birleştiğinde ekosistem üzerinde büyük bir baskı yarattığına işaret edilerek, “Kalkınma politikalarının çevresel ve toplumsal sürdürülebilirliğe olumsuz etkisi her geçen gün daha belirginleşiyor” deniliyor. “Son dönemde  çıkarılan Tabiat Yasası, Kentsel Dönüşüm Yasası, 2B Yasası, Nükleer santral ve HES’ler için idari altyapı, Yürütmeyi Durdurma ve ÇED Muafiyeti örneklerinde görüleceği üzere, kalkınma politikasının idari ve hukuki araçları çevre dostu değil” tespitine yer verilen çalışmada, büyüyen bir ekonominin ve nüfusun ihtiyaçlarını karşılamanın temiz, sürdürülebilir ve ekolojik yöntemlerle de yapılabileceğine vurgu yapılıyor.Kaynak: https://www.emlaktasondakika.com/haber/genel/enerji-insaat-ve-ulastirma-projeleri-cevreye-zarar-veriyor/33455

 

Zeytin’in Çığlığı ya da “Eleia’nın gözyaşları”[1]

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation