Kibyra Antik Kenti , Burdur ilinin Gölhisar ilçesinin hemen batısında yer alır. Antik Kent çok verimli bir ova olan  Gölhisar Ovasını çevreleyen Ak Dağ yamaçlarında kurulmuştur. Deniz seviyesinden yüksekliği, ortalama 1100-1300 m. arasında değişen kent, Gölhisar Ovasını bir uçtan bir uca kat eden Dalaman (İndus) Çayı’nın yanı sıra Böğrüdelik ve Deliyaraz Yaylaları’ndan gelen su kaynaklarına da sahiptir. Tarım ve hayvancılığa oldukça elverişli olan bölge,  geniş bir orman örtüsüne de sahiptir.

Antik coğrafyada bölge “Kabalia” olarak isimlendirilmektedir. Kabalia bölgesi, Pers egemenliği sırasında Kral Dareios’a, Lydia, Lasonia ve Hytenneia ile birlikte beş yüz talent gümüş vergi vermekle yükümlü olan Sardes Satraplığı’na bağlıdır

Kibyra tarihi konusunda dostumuz Strabon’a kulak verelim:

“Kibyralılar’ın Lidyalılar’ın soyundan oldukları söylenir. Kibyralılar Pisidia, Solym, Hellen ve Lidya dilleri olmak üzere dört dil kullanırlardı, fakat Lidya’da Lidyalılar’ın diline ait en ufak bir ipucu yoktur. Bunlar Kabalia’yı ve çevresindeki Pisidia’yı ele geçirdiler ve oraya yerleştikten sonra kenti, çok iyi tahkim edilmiş ve çevresi yaklaşık yüz stadia, olan başka bir yere taşıdılar. Bu kent iyi yasaları sayesinde kuvvetlendi, köyleri Pisidia ve komşusu Milyas’dan, Lykia ve Rhodoslular’ın Peraiası’na kadar yayıldı. Kentin civarında üç kent daha kuruldu, bunlar; Bubon, Balboura ve Oenoanda’dır. Bunların oluşturduğu konfederasyona Tetrapolis adı verilir” Strabon, XIII, 631.

Kibyra Pisidia bölgesinde bulunan en ilginç antik kentlerden biri. Konumu itibariyle dört ayrı dilin konuşulduğu kentte dört ayrı halk bulunduğunun da bir kanıtıdır bu. Bölge deprem fay hattı üzerinde olması itibariyle bir çok deprem görmüştür. Defalarca yıkılan kent yeniden yapılmıştır. Bugün görülen kalıntıların hepsi Roma dönemine aittir. Dikkatlice incelendiğinde bazı yapıların Helen kalıntılar üzerine inşa edildiği gözlenebilir. Bunun en iyi örneği Stadion kalıntılarıdır. Stadion’un oturma duvarlarında iki farklı döneme ait işçilik göze çarpar. Bu diğer yapılar için de geçerlidir. Bölgenin tarihsel gelişimi göz önüne alınırsa diğer antik kentlerde de görülen kronoloji burada da görülür:

  • Pers istilası öncesi (MÖ. 1000-500),
  • Pers Dönemi (MÖ. 500-330),
  • Helen dönemi (MÖ.330-100),
  • Roma Dönemi (MÖ.100- MS.300),
  • Bizans Dönemi (MS.300-1300)
  • Osmanlı Dönemi (MS.1300-1923)

Kibyra üç bin yılda büyük değişiklikler göstermiştir. Oldukça geç başlayan arkeolojik kazılarda elde edilen bulgular bu dönemlere ilişkin önemli ipuçları vermektedir. Gölhisar Belediyesi’nin web sitesinde Kibyra hakkında şu bilgilere rastlanmaktadır:

 

“Kibyra ana kenti birbirinden derin yarlarla ayrılan hakim üç tepelik üzerinde oturmaktadır. Konglamera olarak adlandırılan bir yapıda, küçük kum taşlarının zamanla kaynaşarak oluşturduğu bu tepelik alan üzerinde kamu, sivil ve dini yapıların belli bir bütünlük oluşturacak biçimde, simetrik düzenlendiği görülür. Yapılar, tepelik teraslanarak göl ve ova manzarasına hakim konumda ve hiçbir yapı bir diğerinin manzarasını kesmeyecek biçimde yerleştirilmişlerdir. Kentin çok ve çeşitli mimari tipleri barındıran nekropolü  üç yandan kamu yapılarının yoğun olarak görüldüğü ana tepeliği çevreler. Bu yapılar doğuda Stadion’dan batı uçtaki Tiyatro ve Meclis Binası’nın oturduğu sırt arasında yoğunlaşmıştır. Aynı aks üzerinde, ana cadde, ikincil yollar, yine idari ve yargı binası işlevli bazilika, tapınaklar, sosyal ve ticari çarşı – pazar yeri (Aşağı ve Yukarı Agoralar) yanı sıra; kentin ekonomik yaşamının canlılığını belgeleyen küçük işletmelerin bulunduğu görülür .

 

Antik kaynaklar ve yazıtlardan okunan bilgilere göre; Kibyra özellikle demir işlikleri, dericilik ve at yetiştiriciliğinde ünlüdür. Buna çömlekçilik de eklenmelidir; çünkü Tiyatro tepesinin güney yamaçlarında hemen göze çarpan akıntı seramik parçalarının türü, yapısı ve yoğunluğu buna işaret etmektedir. Bu alanın yüzeyinden toplanan 20 adet mühürlü parçayla, çok sayıda nitelikli unguentarium, terra sigillata, amphora ve tabak, küçük testi gibi Roma Dönemi günlük kullanım kap parçaları değerlendirilmeye alınmıştır. Yine aynı alanda kayda değer sayıda bitkisel bezemeli ve figürlü “Kalıp Yapımı Kâseler” parçalarıyla seramik kalıbı parçaları bulunmuştur. Üretim hatası içeren parçaların çokluğu da Kibyra’nın, en geç Hellenistik Dönem içlerinden başlayarak seramik ürettiği ve atölyelerinin, tıpkı Sagalassos’ta olduğu gibi, tiyatronun arkasındaki tepede konumlandığını göstermiştir. Ele geçen  malzemenin niceliği ve niteliği, seramik üretiminin kent endüstrisinde önemli bir yeri olduğunu belgelemektedir.

 

Kentin su ihtiyacının karşılanmasına ilişkin döşeme kanallar, taş künkler Tiyatro tepesinin batısında, Böğrüdelik Yaylası’na çıkan stabilize yolun her iki kenarında görülebilir. Bu alanda yapılan gözlemlerde kente su sağlayan ve birbirine paralel uzanan iki suyolunun varlığı tespit edilmiştir. Antik dönemde Kibyra’nın su ihtiyacını gideren aynı doğal kaynaklar, bugün Gölhisar İlçesi’nin içme suyunu karşılamaktadırlar. Kentin tarım faaliyetlerine yönelik yapılan gözlemlerde, Tiyatro tepesinin kuzeyi ve batısındaki dağ eteklerine kadar parçalar halinde uzanan küçük düzlüklerde antik teraslama ve çiftlik yerleşimlerine ait mimari döşemeler tespit edilmiştir.” Kaynak: http://www.golhisar.bel.tr/3/33/golhisar/kibyra-antik-kenti/

Uzun bir süredir Kibyra Antik kentini bir kez daha ziyaret etmek istiyordum. Pazar günleri doğa gruplarıyla yaptığım yürüyüşlerden birinde yıllar önce oraya gittiğimizi hatırlıyorum. Yürüyüş grupları genellikle yürümeye odaklanıyor. Antik kentlerde yeterince zaman geçirilmiyor. Oysa hazır oralara kadar gidilmişken bir uzman rehber tarafından yönlendirilmek çok daha iyi sonuç verebilir.

Kibyra Antik Kenti’ne  Gölhisar kasabası içinden geçilerek varılıyor. Benim ziyaret ettiğim gün (10-06-2017) kente zorlukla ulaştım. Yol levhaları karmakarışık, yollar ağır hasarlı, antik kent girişi kapalı idi. Bu bölgenin en önemli turizm merkezinin böylesine ihmal edilmesi anlaşılır gibi değil. Her antik kente bu derme çatma kurulmuş kasabalardan geçilerek ulaşılıyor. Örnek mi? Ksantos, Myra, Sagalassos,vb. Antik kentlerin planlı yerleşimi dikkate alındığında günümüzde adına kasaba denilen bu ucubeleri yaratan lümpen kültürünü eleştirmemek elde değil.

Stadion’u gezerken yaşları yirmi yirmi beş civarında üç gencin basamakların en üst katında oturmuş bira içerek (Ramazan ayındayız) Gölhisar’ı seyrettiklerini gördüm. Stadion yakınlarında bıraktıkları arabalarının teybinden tüyleri diken diken eden bir arabesk müzik duyuluyordu. Mümkün olduğu kadar bu saç baş yoldurucu görüntülerden kaçıyorum. Ama bundan kaçış yoktu. Beni görünce biraz toparlanır gibi oldular. Elimdeki fotoğraf kamerasını görünce ferahlayıp bira içmeye devam ettiler. Belli ki bunlar Gölhisarlı gençler. Bu alanı bira içme alanı olarak kullanıyorlar. Etraftaki boş bira kutu ve şişelerinden de anlaşıldığı gibi burası bir açık hava birahanesi. Yapacak bir şey yok. Oradan hızla uzaklaşıyorum. Hiç kimse bana bu lümpen halkı savunmaya kalkmasın. Her yerdeler artık. Yönetimden de her nedense  destek görüyorlar.

Bugünkü Gölhisarlılarla Kibyralılar arasında acaba akrabalık, kan bağı, DNA ilişkisi var mı? Hiç sanmıyorum. Gölhisarlılar acaba ne kadar vergi ödüyorlar? Antik çağda  Kibyra’yı tiranlar idare ediyordu. M.Ö. 189 baharında Scipio’nun veliahtı Roma konsulü Manlius Vulso, Asia’daki ordunun komutanı olarak müttefikleriyle Antiochos’u bozguna ugratmış ve ardından Galatlar’a karşı cezalandırma seferine çıkmıştır. Ancak daha yararlı gördüğü için seferin ana hedefinden vazgeçer, güneye Karia’ya doğru yönelir. Thebae’den yirmibeş talent ve bin ölçek tahıl aldıktan sonra dağların arasından ilerleyerek Kibyra yakınına gelir. Kibyra tiranı,  Romalı komutan ile yaptığı uzun pazarlıkların ardından, tarlaların yağmalanmasını ve kente saldırılmasını önlemek için bin talent para ve on bin ölçek tahıl ödemeyi kabul eder.

İlkçağ tarihi istilalarla doludur. Güçlü orduya sahip olan kral “yağma” seferine çıkar. Her önüne çıkan yerleşimi istila eder, ya vergiye bağlar ya da erkekleri ve çocukları köle, kadınları da askerler arasında paylaşarak yollarına devam ederler. İlkçağ tarihi şiddet ve gözyaşının hakim olduğu savaşlarla doludur. Kibyra tarihi de bunlardan nasibini almıştır. Muazzam helen ve Roma ordularına karşı direnememiş teslim olmuştur. Bugünkü kazılarda ortaya çıkarılan belgeler ışığında mutlaka antik kent tarihi yeniden yazılacaktır.

 

Kibyra Antik Kenti

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation