Hotel Lago Di Salda  müdürü İz TV’nin ve Doğa Derneği temsilcisilerinin  Yarışlı Gölü’nde kuş gözlemi ve su kuşlarının yaşamını  filme alacaklarını, eğer bu gruba rehberlik yaparsam çok memnun olacağını söylüyor. Memnuniyetle. Çok keyifli bir grup. Doğa Derneği koruma programı koordinatörü Itri Levent Erkol  doktoralı bir deniz biyoloğu, Kuş gözlem topluluğu temsilcisi Atıf  Bey tecrübeli bir kuş gözlemcisi, İZ TV ekibi de işinin erbabı genç bir ekip. Sabah erkenden yola çıkıyoruz. Salda Gölü ile Yarışlı Gölü arası kırk kilometre. Çok yakın. Yarışlı Gölü karstik bir göl. Flamingoların göç yolu üzerinde konaklama ve beslenme alanı. Bu gölde iki yüze yakın kuş türü bulunuyormuş. Göl hakkında çok fazla bilgi yok. Broşürlerde yer aldığı kadarıyla kısa da olsa biraz bilgi topladım:

“Harmanlı, Yarışlı, Sazak, Kocapınar ve Düğer köyleri arasında bulunan gölün kapladığı alan  16 km² dir. Derinliği 4-8 metre  olan karstik göl içinde küçük bir ada yer alır. Göl sodyum fosfat, sodyum klorür ve sodyum sülfat açısından zengin olduğu için suları acıdır. Kümbet, Yarışlı, Kirse pınarları, Kadınca suyu, Başkuyu çayı ve yağışlarla beslenir. Beslenme kaynakları zayıftır. Dışarıya akışı olmayan göle akan derelerin göle karıştığı alanlarda bitki örtüsü gelişmiştir. Göl canlı hayatı acısından zayıftır, dere ağızlarında yalnızca dişli sazan balığı yaşar. Göl suları yazın iyice kurumakta, tuzlu bataklığa dönüşmektedir. Yarışlı gölünün doğusundaki yarımadada M.Ö 6.yydan kalma Frigya yerleşimi olan Tymbrianassus antik şehri bulunur. Yarışlı’da dünyada tehdit altında olan dikkuyruklar  kışlamaktadır. Ayrıca angıtlar  kışlamak için, flamingolar  ise göç sırasında göl alanını  kullanmaktadır.  Önemli Doğa Alanı (ÖDA) ilan edilen sahada koruma çalışması yoktur.” Kaynak:Turizm Broşürleri

Yarışlı Gölü’ne birkaç kez doğa gruplarıyla foto safari ve doğa yürüyüşü için gelmiştim. Özellikle de flamingolar için. Her yıl flamingoların fotoğraflarını çekmek için geliyorum. Geçen yıl flamingolar gelmedi. Giderek te gelenlerin sayıları azalıyor. Gölün yarımadası etrafında on kilometrelik de bir yürüyüş parkuru var. Parkur üzerinde Frigya döneminden kalan tarihi kalıntılar var. Burdur Müzesi Kybele tapınağının olduğu alana bir tabela yerleştirmiş. Definecileri ürkütmeye yeter mi? Bence yetmez. Zaten her yeri patlatmışlar, kaya mezarları üzerindeki kabartmaların bir kısmı da zarar görmüş. Yüzlerini parçalamışlar. Büyük bir olasılıkla tarla açmak isteyen köylülerin marifeti. Tarihi eserlerin bulunduğu tepenin yamacında bu yıl büyük bir tarla açılmış. Tarlayı da sürmüşler. Geçen yıl bu tarlalar yoktu. Belli ki traktörle sürülmüş. Sürülmesine sürülmüş ama her yer irili ufaklı taş ve kaya  dolu. Bu taşlık kayalık zeminde  tarım olur mu? Bence burada bir şey yetişmesi imkansız. Arkadaşların söylediğine göre Ziraat Bankası’ndan kredi almak için yapıyorlarmış. Her halde banka eksperi gelip bakıyor, taşları görmezden geliyor, imzayı basıyor karşılığında ne alıyor bilemem. Göl zaten kapanın elinde kalıyor. Öncelikle göl suyunu pompalarla çekip sulama için kullanan tarla sahipleri var. Sonra esas tehlike taş ocakları. Ocaklardan gelen taş ve mermer tozları gölün zeminine oturuyor. Göl suyunda yaşayan bitki ve hayvanların yaşam alanı mermer tozlarıyla kaplı. Bir tür soykırım denebilir. Oysa su kuşları için besin zincirinin önemli halkası olan bu canlıların yok olması başka şeyleri de tetikliyor. Flamingolar, angıtlar ve dikkuyruklar tehlike altında.  Her yer taş ocağı dolu. Taş ocaklarının bu kadar çok oluşu da nasıl açıklanır? Türlü türlü hikayeler anlatılıyor. Hangisine inanacağımı şaşırdım. Ruhsatı bir şekilde alan alıyor, Çinlilerle anlaşıp taşları ihraç edip sonra ithal ediyorlarmış. Teşvik, kredi ve her türlü dümen serbest. Tüm Pisidia bölgesi taş ocaklarıyla dolu. Yeni geçim kapısı. Taş ocaklarına karşı çıkan çevrecileri de bir şekilde susturuyorlar. Civar esnaf  çok memnun. Birkaç kişi istihdam edildi diye seviniyorlar. Oysa onların geleceği olan bu göl çok büyük bir tehlike altında. İki üç yıl sonra taş ocakları kapanacak işsiz kalacaklar. Gölü de kaybedecekler işlerini de. Çok umurlarında olduğunu sanmıyorum. Gözleri dönmüş hepsinin. Doğaya saygıları yok. Doğaya da şiddet uyguluyorlar. Sonra da şikayet ediyorlar. Ayrıca ekonomik göstergeler Nisan 2016’ya kadar Türkiye’de 12 bin 429 taş ocağı ve mermer çıkarma ruhsatının verildiğini gösteriyor. Yani son 15 yılda verilen 12 binden fazla ruhsat ile ekonomiye katkısı 0,2 puan artmış. Peki bu 12 bin 429 ruhsat ne kadar doğa parçasının yok olması anlamına gelecek? Tam 8 bin 825 kilometrekare. Bu korkunç gerçeği saklamak mümkün değil. Bu tam anlamıyla bir doğa katliamı. Bu katliamı Antalya bölgesi için yorumlayan bir milletvekili röportajında şunları söylüyor:

“Kızılcadağ, Manay, Osmankalfalar, Başpınar ve Taşkesik köylerinin sınırları içerisinde 220’nin üzerinde ocak ruhsat verilmiş, aktif olan ocak sayısı ise 20’nin üzerindedir. Antalya’nın Finike İlçesinde de Alacadağ Köyü sınırlarındaki Kızılcık Yaylası’nda sedir ve çam ağaçlarından oluşan ormanlık alanda, birkaç yıl önce verilen 12 tane taş ocağı ruhsatı  nedeniyle, koruma altında olmasına rağmen, sedir ağaçları taş ocakları tarafından kökünden kesilerek yok edilmiş, taş ocaklarından çıkan mermer tozları, Finike’deki Portakal ağaçlarına zarar verdiği gibi arıların da yok olmasına sebep olmuştur. Bugün, Türkiye‘de ruhsat verilmiş ve faaliyetteki birçok maden ve mermer ocağı Çinlilere devredilmiştir. Özellikle Burdur’da yapılan üretimin neredeyse tamamına Çinliler hakimdir. Büyük bir bölümü yabancılarının eline geçmiş olan mermer ocaklarının ruhsatlandırılmasında ülke menfaatleri dikkate alınmalı ve maden ocaklarının çalışmalarını yasa ve yönetmeliklere uygun yapmaları sağlanmalıdır.” https://www.haberler.com/antalya-bolgesinde-artan-mermer-ve-tas-ocaklari-8233352-haberi/

 

Gölde dikkat çeken bir diğer şey de avcılar için yapılan siperlikler. Av turizmi dört nala gidiyor buralarda. Oysa sözüm ona göl koruma altında. Ama korunmuyor. Avcılar için tur düzenleyen firmalar avcıların rahatça ateş edebilmeleri için taşlardan platformlar yapmışlar. Her yer av tüfeği fişeği dolu. Türkiye’de en büyük gerçeklik kimsenin kanunları dinlemediğidir. Yasak tanımayan bir halk. Nasıl olsa parasını ödeyip kurtulurum diye düşünüyorlar. Trafikte de böyle başka şeylerde de. Hep bir kaçamak aranıyor. Kanun tanımama üstten alta doğru yayılan bir hastalık. Siyasi gücü elinde tutan despot, kendini kanunların üzerinde görüyor ve sürekli kanunları kendine uyduruyor. Ama bu sadece kendisi için olacak. Başkası aynı şeyi yapmayacak. Bunu gören halk da zamanla “Ben enayi miyim?” diye  aynı yola giriyor. Elektrik çalıyor, su çalıyor, vergi kaçırıyor, kaçak inşaat yapıyor, orman yakıp kendine arazi çıkarıyor, kaçak av yapıyor, her şeyin sahtesini yapıp piyasaya sürüyor, çalıyor, rüşvet veriyor, alıyor, tehdit ediyor, kadın dövüyor, tecavüz ediyor, adam öldürüyor ve cezalanmıyor.  Onulmaz bir döngü işte. Toplumdaki çürümenin en belirgin işareti. Selçuklu’dan Osmanlı’ya geçti oradan da Cumhuriyet’e bulaştı. Şimdi geri dönüşü neredeyse imkansız bir gidişat oldu.

Gölde gördüğümüz su kuşları insanlardan korkup kaçıyor. Yüz iki yüz metreden yaklaştığımızı görüp kaçıyorlar. Bir kovalamacadır gidiyor. Bu işte kaçak avcıların bize hediye ettiği bir lanet. Av tur operatörlerinin traktörlerle römorkörlerle getirip göle boca ettiği taşlardan yapılan siperliklere saklanan avcıların laneti.

Kaçak avcıların boy gösterdiği sulak alanların mutlaka kesin koruma altına alınması gerekiyor. Bu da yetmiyor. Koruma altında olmasına rağmen yerel idarecilerin ihmali ile korunamayan sulak alanlarda ciddi kayıplar söz konusu. Göller Bölgesi’ndeki sulak alanların dökümü şöyle:

 

Sıra No Bulunduğu İl Sulak Alan Adı Alanı (Hektar)
1 Burdur Burdur Gölü 25.096
2 Burdur Salda Gölü 4.370
3 Burdur Karataş Gölü 1.190
4 Burdur Yarışlı Gölü 1.400
5 Burdur Çorak Göl 1.150
6 Burdur Gölhisar Yamadı Gölü 1.423
7 Burdur Karacaören Baraj Gölü 4.550
Burdur İlinde 7 adet Sulak Alan bulunmaktadır.
1 Isparta Eğirdir Gölü 48.700
2 Isparta Gölcük Gölü 76
3 Isparta Kovada Gölü 900
4 Isparta Beyşehir Gölü 65.600
5 Isparta Karagöl 0,25
Isparta İlinde 5 adet Sulak Alan bulunmaktadır.
1 Antalya Avlan gölü 850
2 Antalya Aksu deltası
3 Antalya Olukköprü kaynakları
4 Antalya Patara kıyı ekosistemleri
Antalya İlinde 4 adet Sulak Alan bulunmaktadır.

Kaynak: http://bolge6.ormansu.gov.tr/6bolge/AnaSayfa/sulakalanlar.aspx?sflang=tr

Kaçak avcıların neden bu bölgede cirit attığını sorduğumuzda yerli ahali  yüzümüze ters ters bakıyor. Nedenini daha sonra anlatıyorlar:

Geçen ay bir ihbarı değerlendiren jandarma ekipleri, Göl etrafında   avlanan 3 avcının yanında av tüfeği ile vurularak telef edilen bir flamingo bulmuş. Doğa Koruma ve Milli Parklar 6. Bölge Müdürlüğü ekipleri, flamingoyu avladığı belirlenen avcılara “Koruma altındaki yaban hayvanlarını avlamasından” dolayı para ceza işlemi uygulanmış.  Av ruhsatı olmayan avcıların kullandıkları  otomatik tüfeklerin ise ruhsatının bulunmadığı belirlenmiş. İhbarı kim yaptıysa ne mutlu ona. Yerli ahali bizi de ihbarcı zannediyor ondan korkuyor. Büyük bir olasılıkla hepsinin evinde av tüfeği var. Ruhsatlı mı, ruhsatsız mı bilemem. Her yerde özellikle de Pazar günleri motosikletlerinin üzerinde tüfekleriyle dolanıp duran avcıları hep görüyoruz. Yerli halkın avlandığı yetmiyormuş gibi bir de civar illerdeki avcılık kulüplerinin düzenlediği av turları var. Bu göl de sözüm ona koruma altında.

 

 

 

 

Yarışlı gölü’nü birlikte fotoğrafladığımız arkadaşlar: soldan sağa İZ TV ekibi, Kuş gözlem topluluğundan Atıf Bey ve Doğa Derneği koruma programı koordinatörü Itri Levent Erkol .

Yarışlı Gölü

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation