Akdeniz kıyılarında bahar aylarında yürümek büyük bir ayrıcalık. Andost grubu ile Cemal Ertugay rehberliğinde Atbükü -Çıralı etabını yürüyoruz. yaklaşık 12 kilometrelik bir parkur bu. Tekirova’dan Olympos kumsalına kadar yürünen Likya yolunun Maden Koyu Çıralı etabını da yürümüş olacağız. Yürürken sağ yanımızda tüm ihtişamıyla Solyma yani tahtalı dağı, sol yanımızda da türkuaz rengindeki Akdeniz.  Yürüyüş sonunda Olympos plajında denize girmeyi de planlıyorum. Sezonu açmış olacağım. Yürüyüş orman yollarından başlıyor. Bu etap Maden koyuna kadar çok keyifli sayılmaz. Nihayetinde Orman idaresinin açmış olduğu toprak yoldan denize kadar iniyorsunuz. Maden koyundan sonra inişli çıkışlı Likya parkuru başlıyor. Teknik olarak bir zorluğu yok ama yorucu bir parkur. Küçük kireç taşları parkurda yürümeyi zorlaştırıyor. Zaman zaman denize kadar inen sarp yarlardan geçiliyor. Altı yedi koy geçiliyor. En sonunda Olympos’u yukarıdan gören tepeye ulaşıyorsunuz.

 

Bu etabı yürümek çok keyifli. Mevsim itibariyle her yer yabani glayör dolu.

Olympos her bakımdan ilgi çeken bir yer. Birincisi belki de bu kıyıların en güzel denizi burada. İki adım atarsanız hemen su derinleşiyor yüzmeye başlıyorsunuz. Adrasan denizi öyle değil örneğin. Kumsalın sonunda Olympos antik kendi var. Olympos çayı ağzına kurulan şehir kıyıdan görünmüyor. İkinci ilginç konu Solyma dağı, Musa Dağı ve Chimera , Yanartaş bölgesi.

Önce Solyma’ya değinelim. Bu isim konusunda çok tartışılıyor. Solyma Strabon’un Geographica eserinde adı geçen bir dağdır. Bugünkü bilinen adıyla Tahtalı Dağı. Bu dağ konusunda farklı fikirler var. Kimilerine göre de bu dağın adı Olympos Dağı. Bir karmaşadır sürüp gidiyor. Antalya bölgesinde her yerden görünen başı dumanlı ya da karlı dağ odur. 2400 metre yükseklikteki bu dağdan tüm Pamphyllia ovası ve Lykia yarımadası görünür. Aklı evvelin biri bu güzelim dağa bir teleferik sistemi ve restoran kurmuş. Bir dağa teleferikle çıkmak çok anlaşılır bir şey değil. Pasif turistleri için bir program. Buraya teleferikle çıkacak, sonra restoranda yemek yiyip dönecek. Zaten çok yüksek bir dağ da değil. Bir kaç saatte rahatlıkla çıkılabilecek bir dağ ama dağlara çıkmak isteyen turistler farklı.

Şimdi gelelim bu dağın isimlendirme sorunsalına: İlkçağda bölge ile ilgili yazılmış coğrafya kitapları var. MÖ: 800 yıllarından itibaren Lykia coğrafyacıları bölgelerinin isimlerini kayda almışlar.  Daha sonra Hellenler ve Romalılar bu kayıtlardaki bilgileri yenilemişler. Klasik Yunanca isimler on üçüncü asırdan itibaren  değişmeye başlamış. Bölgeye yerleşen Türkmen obaları yerleştikleri bölgedeki akarsulara dağlara Türkçe adlar vermişler. Bazı isimler Türkçeye uyarlanmış bazılarına ise yeni isimler verilmiş.

Türkmen obalarının yazılı bir kültürü olmadığı için isimler sözlü olarak kalmış.  Daha sonra bölgede hakim olan Osmanlı İmparatorluğu aradan geçen yedi asır içerisinde kayıt tutma, tarih, coğrafya gibi alanlarda bir şey üretmemiş. Vergi defterleri dışında kayır tutulmamış.  Bölgedeki dağları, akarsuları, gölleri ve ovaları isimlendirme gayreti içerisinde olmamışlar. Zaten Osmanlı bürokrasisinin en büyük eksiği de bu. Bilimsel bir çalışma yok. Okur yazar ne antik eserlerle ilgilenmiş ne de coğrafya ile.  Bu çok büyük bir karanlık çağ olarak önümüzde durmaktadır. Zaten bugün akademik çevrelerde rastladığımız kaosun nedeni de biraz bu kaynaksızlıktır. İlk çalışmalar on sekizinci asırdan itibaren yabancı arkeologlar tarafından yapılmış. Antik kentlerin yeri tespit edilmiş, kazılar başlamış, haritalar çizilmiş. Antik çağda kurulmuş şehirleri, yerleşimlerin kaydı tutulmuş. Türk üniversiteleri ancak ikinci savaştan sonra arkeolojiye ilgi duymuş. Bugün elde olan bilgilerin çok büyük bir bölümü yabancı arkeologların kazılar, geziler sonrasında yazdıkları kitaplardan alınmıştır. Akademik çalışmalar belirli bir adaptasyon dönemi geçirmiş günümüzde daha yeni yeni özgün çalışmalar ortaya çıkmaya başlamıştır.

Tahtalı dağı antik çağda Olympos Oros olarak anılan dağ mıdır yoksa Strabon’un ileri sürdüğü gibi Solyma’ mıdır?

Önce Burak Takmer’in Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü kurulunca  2002 yılında kabul edilen  Lykia Orograpyası adlı yüksek lisans tezine bir bakalım. Akademik yaklaşım adına Burak Takmer’e kulak verelim.

Takmer antik kaynaklar ve modenr literatürde yaptığı araştırmaların sonucu olarak tahtalı dağının Solyma sıradağları kapsamında Olympos Oros  olduğunu ileri sürmektedir. Bu durumda Tahtalı dağı tek bir dağ değil, aynı adlı (Solyma) sıradağların en yüksek dağı 2400 m. olduğunu bunun antik çağdaki adının da Olympos Oros olduğunu tezinde bir not olarak düşmüştür. Burada Olympos antik kentinin de bulunması ileri sürülen savı güçlendirmektedir.

Bir başka kaynağa bakarsak: Alıntı yapıyorum:

“Olimpus ya da Phoenicus Dağıyla, yine aynı yerde biri pek iyi bilinen ve Faselis’e yakın Solyma Dağını ve yine o yerde İskender’in birçok problemle geçtiği Climax Dağını tamamen bu sahaya katar. Bunların arasında aynı adla anılır bir de şehir bulunan Massicytus Dağını buluruz.

Anti Cragus Dağı Fethiye körfezinin doğusunda yükselerek yedi yüksek çıkıntıyla denize iner. Türkçe’de buna bugün “Yedi Burun” adını veriyorlar (bugün de burası Dodurga-Yediburunlar köyüdür). Bu saha doğuda Xanthus, yani Kocaçay vadisiyle sınırlıdır. Bunu izleyen, doğu tarafında kısa ve dikine inmiş Finike (Phineca) vadisiyle sınırlı bulunan yer ise, Akdağ adı verilen Massicytus’tur. Bu yer birkaç tepeyi ve özellikle Susuzdağ denilen tepeyi içine alır. Bundan sonra bazen yakınındaki kasabaya beğlı olarak Elmalı Dağ ve bazen de Yalnız Dağ adı verilen Solyma Dağı gelir.

Solyma Dağının doğu yamacı, doğu kıyısıyla son sıranın arasında sınır olan Alagir çayını doğurur. Kısacası bu vadiyle deniz arasındaki dağlık şerit, Akova burnuyla ikiye ayrılmıştır. Güney kısmı ise aynı adla anılan Olimpus şehri ve dağıdır. Buraya şimdi Tahtalı adını veriyorlar. Çünkü kereste biçmek için bıçkı yeri vardır.” Kaynak: https://yikaroglu.wordpress.com/…/likya-daglari-akdag-crag…/

 Sonuç olarak Tahtalı Dağı’na ben Solyma isminin daha yakıştığını düşünüyorum. Hellenler bu bölgeye gelmeden önce buralarda yaşayan halka “Solimler” dendiğini unutmamak gerekir. Aynı şekilde bu kıyılarda  İon, Rodos, Finike kolonilerinin de bulunduğunu hatırlamak gerekir. Aldığım notlara göre Koya tepeden bakan yaklaşık 960 metre yüksekliğindeki Musa Dağı da ilginç bir yer. Bu dağa da Küçük Olympos adının verildiği söyleniyor. Olympos antik kenti Seleukos krallarının güçsüz dönemlerinde korsanların eline geçti. Kilikya korsanları tüm doğu akdenizde ticaret yaşamını ele geçirdiler. Bundan büyük rahatsızlık duyan Roma korsanlarla savaşmak üzere ordular ve donanmalar hazırladı. Alıntı:
“Yıl M.Ö. 52.  Zeniketes adında bir korsan, Olympos şehrini ele geçirdi. Bölgede bulunan stratejik bir kalede ( Bu kalenin Musa dağında olduğu sanılıyor.) ikamet etmeye başlayan Korsan Zeniketes, komşu şehirler Phaselis ve Korykos’u da alarak Akdeniz ticaretine büyük bir darbe vurdu. Bölgede bir ‘Korsan Krallığı‘ kurdu ve Korsan Kral Zeniketes olarak anılmaya başladı. Bu küçük korsan imparatorluğu yaklaşık 26 yıl boyunca Doğu Akdeniz’de aktif oldu ve yüzyıllarca dört bir yandan baskı altında kalan Likya halkına geçici bir özgürlük sundu. Nihayetinde Romalı general ve eski bir konsül olan Publius Servilius Vatia Isauricus, arkasına büyük bir Roma ordusu katarak Akdeniz bölgesindeki korsanlık faaliyetlerini bitirmek için yola çıktı. M.Ö. 78 tarihinde bölgeye ulaşan Isauricus, dev filosuyla Zeniketes’in ordusunu dağıttı ve bölgeyi tekrar ele geçirdi. Korsan Kral Zeniketes ise savaşı kaybettikten sonra, Pers saldırısına maruz kalan Ksantos halkı gibi, efsanevi kalesini ateşe vererek kendisini ve tüm ailesini öldürdü. Bölge Roma’nın eline geçince halk cezalandırıldı ve bütün zenginliklerine el konularak Roma’ya götürüldü.” kaynak: https://www.academia.edu/565950/Olympos_ve_Zeniketes_in_Kalesinin_Lokalizasyonu
Solyma

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation