Anemon bir başka değişle “dağ lalesi” Lat. Anemone coronaria, İng. poppy anemone, İspanyolca  marigold, İbranice ,kalanit , Arapça shaga’ig An Nu’man,(1) her yıl aynı zamanda rengarenk insanların ayak basmadığı yamaçlarda orman kenarlarında açarlar. Şubat ayının dördünden sonra  Toros Dağları’nda  anemonların ilk görüldükleri yer hiç şüphesiz Gelidonya Burnu’dur. Şubat ayının dördü bir çok kültürde baharın başlangıcını gösterir.

Gelidonya Burnu’nun Beşadalar’a bakan en yüksek yeri 980 metredeki Markız Dağı’ dır.(2) İşte bu dağın  eteklerinde cyklamenler, nergisler, anemonlar ve irisler birlikte görülürler. Onları görmek, seyretmek insanın içini yaşama sevinciyle doldurur. Şubat ayının ilk haftasında gidip onları görmek daha uygun olur.

Her çiçeğin mitolojik bir hikâyesi vardır. Binlerce yıldır süren mevsimlerin bu döngüsü yazarlara, şairlere ve diğer sanatçılara ilham vermiştir. Ne kadar  farklı olursa olsun  baharın gelişi her kültürde kutlanır. Uzun bir kış mevsimi ardından güneşin tekrar yeryüzünü ısıtması, doğanın uyanışını simgeleyen çiçeklerin açışı, tohumların yeşermesi kutlanır.

Nergis (Narcissos)

Nergis çiçeğinin bir kaç versiyonu var. Bilinen hikâye Narcissos’un bir gün ormanda avlanırken bir dere kenarına geldiğini, dereden su içerken kendi yansımasını görüp aşık olduğudur. Sudaki yansımasını takip etmek için dereye atlar ama yüzme bilmediği için boğulur. Tanrılar tarafından cesedi nergis çiçeğine dönüştürülür. Egosu güçlü ve kendine aşık olanlar için kullanılan bir deyim haline gelir. Narsist eğilimler derken kendini beğenmişlik eğilimlerinden söz edilir. Diğer hikaye ise  şöyle:

“Nergis yani Yunanca söylersek  Narcissos kendini beğenmiş bir delikanlıdır. Çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün Narkissos’u ormanda görür.  Ekho bu gence  ilk görüşte âşık olur. Narkissos bu sevgiye karşılık vermez. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek,  ölür. Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda ‘eko’ dediğimiz yankılara dönüşür. Olimpos dağında yaşayan tanrılar bu duruma çok kızar ve Narkissos’u cezalandırmaya karar verirler. Günlerden bir gün av izindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür. O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir. Yerinden kalkamaz, kendine âşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü. O şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek yiyebilir, aynı Ekho gibi Narkissos da günden güne erimeye başlar ve orada sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşür.”

 

 

 

Anemon

Ölümlü  Adonis ile aşk tanrıçası Afrodit birbirlerine aşıktır. Adonis bir gün avlanırken, Afrodit’in eski sevgilisi olan ve bir ölümlüye olan aşkından dolayı Afrodit’i  kıskanan, savaş tanrısı Ares tarafından  ormanda vurulur. Afrodit yetişine kadar Adonis ölür. Afrodit bir törenle sevgilisinin vücudunu kokular ile ovar ve onu ölüler diyarına götürmek üzere kucaklar, bu sırada Adonis’in  kan damlaları ile  kokular birbirine karışır ve  yeryüzüne dökülerek birer çiçeğe dönüşürler. Bu çiçeğe Adonis ile Afroditin aşkı anısına Anemon denir.

 

İris

Zeus ve Hera’nın habercisi olan  gökkuşağı tanrıçası İris  cennetten aldığı haberleri gökkuşağından geçerek dünyaya taşımaktadır ve latincede adı “cennetin gözü” anlamındadır.  İris çiçeği taşıdığı renkler ve çizgiler nedeni ile adını bu tanrıçadan alır. Göz bebeğimize de iris denir ve  bu nedenle  eski yunanda her insanın cennetten bir parça taşıdığına inanılırmış.

 

(1) Kaynak: Wikipedia: 

The Arabic name is shaqa’iq An-Nu’man translated literally as the wounds, or “pieces”, of Nu’man. One possible source of the name traces back to the Sumerian god of food and vegetation, Tammuz, whose Phoenician epithet was “Nea’man”. Tammuz is generally considered to have been drawn into the Greek pantheon as Adonis, who died of his wounds while hunting wild boar. The deity is transformed into a flower, stained by the blood of Adonis. Tammuz’s Phoenician epithet “Nea’man” is believed to be both the source of “an-Nu’man” in Arabic which came through Syriac, and of “anemone” which came through Greek. Another possible source of the name is An-Nu’man III Bin Al-Munthir, the last Lakhmid king of Al-Hirah (582-c.609 AD) and a Christian Arab. An-Nu’man is known to have protected the flowers during his reign. According to myth, the flower thrived on An-Nu’man’s grave, paralleling the death and rebirth of Adonis. In Hebrew, the anemone is kalanit metzuya. “Kalanit” comes from the Hebrew word “kala כלה” which means “bride“, “metzuya” means “common.” The kalanit earned its name because of its beauty and majesty, evoking a bride on her wedding day. In 2013 Anemone coronaria was elected as the national flower of the State of Israel, in a poll arranged by the Society for the Protection of Nature in Israel (החברה להגנת הטבע) and YnetAnemone coronaria grows wild all over Israel, Palestine and Jordan. During the British Mandate for Palestine, British paratroopers were nicknamed “kalaniyot” for their red beret

(2) Markız Dağı: Bazı kaynaklarda bu dağun adı “Markiz” olarak belirtiliyor. Oysa yerel halk o dağın adının Markız olduğunu söylüyor. Deniz kızı anlamında.

Anemon Günleri

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation