Yurtdışında bir ülkenin hava alanına inersiniz . Giriş yapmak için pasaportunuz elinizde sırada beklersiniz. Sizi diğerlerinden ayrı bir yere yönlendirirler. Tüm giysilerinizi çıkarmanız istenir. Arama tarama derken saatler geçer. Bagajınızı getirirler. Onu da didik didik ararlar . Yine saatler geçer. Sonunda gitmenize izin verirler. Bağlantılı uçuşunuz çoktan gitmiş, randevunuz iptal olmuş orada hava alanının bir köşesinde  kalakalırsınız.

Üçüncü dünya ülkesi vatandaşlarının gümrük kapılarında başına gelen minimum budur. Pasaportunuz kimliğinizin önüne geçer. Eğitiminiz, kültürel birikiminiz, ekonomik gücünüz ve yetenekleriniz yerine elinizdeki pasaportun yarattığı algıyla baş başasınız. Çoğunlukla da gümrük kapılarında eziyet çektiren bir pasaporttur bu.

Ülkenize geri dönersiniz. Akşam trafiğinde saatler süren eziyetten sonra eve zar zor geç saatte gelirsiniz. Sular kesiktir. Doğal gaz kesiktir. Elektrik kesiktir.

Üçüncü dünya ülkesinde yaşamak budur. Mahrumiyettir.

İş yeriniz maaşınızı üç aydır ödeyememektedir. Ev sahibi peşinizdedir. Buzdolabınız bomboştur; üstelik öksürüyorsunuz ve ateşiniz var.

Gidecek yeriniz yoktur.

Üstelik geceleri sokaklarda olanları soyguncular ayakkabılarına kadar soymaktadır.

Üçüncü dünya ülkesi olmak demek işte böyle bir ortamda yaşamak demektir.

“Bizim için yok hükmündedir.” diye demeç veren yöneticilerin size verdikleri cevap:

“Allah beterinden korusun” dur.

Burada kullanılan “Üçüncü Dünya ” kavramı siyasi anlamda değil yaşam kalitesi anlamında kullanılmıştır.

Yaşam kalitesi nedir? Wikipedia tarifine göre aşağıdaki kriterler bir ülkedeki yaşam kalitesini belli etmektedir.

  • 1. Sağlık: Ortalama yaşam süresi
  • 2. Aile Hayatı:
  • 3. Toplumsal Yaşam
  • 4. Ekonomik durum:
  • 5. Siyasi düzen ve güvenlik
  • 6. İklim ve coğrafya
  • 7. İş güvenliği ve  İşsizlik oranları
  • 8. Siyasi Özgürlükler
  • 9. Cinsel eşitlik
  • 10. Basın Özgürlüğü

Bu on kritere ilave edilecek başka önemli parametreler de var. Yukarıdaki sıralamaya göre alınan oranlamada Türkiye on üzerinden 5.02 notuyla elli birinci sırada yer alıyor. Örneğin basın özgürlüğü sıralamasında ise notu on üzerinden bir buçukla iki yüz ülke arasında 192. sırada.

Avrupa Birliği’ne üye olmak için başvuran Türkiye (Yani birinci Dünya Ülkesi olmak istiyorum diyen siyasi irade) Kopenhag kriterleri adı verilen bir dizi reformu gerçekleştirdiği taktirde üyeliğe kabul edilebileceği cevabını alıyor. Nedir bu Kopenhag Kriterleri? (1)

Üç ana başlıkta toplanan kriterlerin ana başlıkları şöyle:

  • Siyasi Kriterler
  • Ekonomik Kriterler
  • AB Müktesebatına Uyumluluk Kriterleri

Türkiye bu kriterlere uymak için çaba göstermek yerine bu kriterlerin tersini uygulamakta ısrar edince doğal olarak ipler kopma noktasına geliyor. Burada bir paradoks oluşmuş durumda. Türk siyasi söyleminde çok geçerli olan paradokslardan bir bu.

Soru: AB’ye üye olmak için başvuran kim?

Cevap: Türkiye.

Soru: AB Türkiye’nin üye olmasını istiyor mu?

Cevap: AB ülkeleri vatandaşları Türkiye’nin üye olmasını istemiyor. Nedeni de Türkiye ile AB ülkeleri arasındaki çok derin siyasi, ekonomik ve müktesebat farkları.

Soru: Bu fark gerçekten çok mu büyük? Yoksa engel olarak mı yaratılıyor?

Cevap:Fark çok büyük. Özellikle siyasi kriterler arasında derin farklar var. Müktesebata gelince buradaki farklar daha da büyük. Genel kültür yapısı olarak eğitim düzeyi çok düşük bir ülke olan Türkiye’nin AB ülkeleri vatandaşları kültürel seviyesi arasında büyük farklar var.

Soru: Mevcut iktidar AB ile müzakereleri neden sonlandırmak istiyor?

Cevap: Mevcut iktidar siyasi kriterlerde taviz vermek istemiyor. Baskı rejimini sürdürmek istiyor.

Soru: AB parlementosu neden oylama yaptı ve sonucu ne oldu?

Cevap: Bazı parlemento üyelerinin TC hükümetinin son aylarda aldığı siyasi kararların ve yaptığı uygulamaların Kopenhag kriterlerine uyumsuz olduğu ve müzakerelerin sonlandırılması gerektiği teklifi üzerine oylama yapıldı. Sonuç olarak oylamada 37’ye karşı 479 oyla müzakerelerin geçici olarak dondurma kararı alındı.

Soru:  Bu karar Türk vatandaşlarını nasıl etkileyecek?

Cevap: Siyasi baskı artacak ve bunun sonucu olarak ekonomik krizler katlanarak büyüyecek. Dolar ve Euro’nun  ciddi değer kazanması ekonominin giderek bozulduğunun bir işareti. Vatandaşları önümüzdeki günlerde benzinden başlayarak bir dizi tüketim maddesinde zamların beklediğine kesin gözüyle bakılabilir. Dar gelirlilerin giderek zor günler geçireceği, siyasi istikrarsızlığa bir de ekonomik istikrarsızlığın ekleneceği işaretleri var.

 

 

 

————————————————-

(1) 22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi‘nde, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği‘nin genişlemesinin Merkezi Doğu Avrupa Ülkelerini kapsayacağını kabul etmiş ve aynı zamanda adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılaması gereken kriterleri de belirtmiştir. Bu kriterler siyasi, ekonomik ve topluluk mevzuatının benimsenmesi olmak üzere üç grupta toplanmıştır.

Üçüncü Dünya Ülkesi Olmak

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation