"Kaçkarların düş patikaları silindi gitti. Yürüyen yok artık bir dağdan bir dağa türkü söyleyerek.." " Bugünlerde “Yeşil Yol” dedikleri bir projeyle patikaları sonsuza kadar yok etme derdinde bir bela dolaşıyor vadide. Projeye göre, “Çat-Elevit-Palovit-Samistal-Kavrun-Huser-Aşağı Kaçkar-Yukarı Kaçkar (Koçdüzü)-Didingola-Eğrisu-Golezena-Tobamgza-Dereyayla-Kayadibi-Şorak-Çatak-Gürcüdüzü” mevkilerindeki patika yolların üzerinden araç yolları geçirilerek buraların offroad’a açılması ya da bu bölgelerde maden aranması öngörülüyor. Eğer bu proje hayata geçerse ne kurtarılacak ne de yürünecek bir patika kalacak. O zaman da bu dağlara, bu kültüre çok yazık olacak, bilmem “yıkıcılar”ın umurunda olur mu?,"

Yukarıdaki fotoğrafı geçen yıl yaz aylarında Elovit Yaylası yolunda çekmiştim. Doğanın bu görüntüsü nefesimi kesmişti. Binlerce yıldır buraları yayla olarak kullanan halkı artık ararsan bul. O yaylacılar artık şehirlere göç ettiler. Şehirli oldular. Şehirlerin “Lümpen” çoğunluğunu oluşturuyorlar artık. Şehir yaşamının değer yargılarıyla düşünüyorlar artık. Beton, otomobil, cep telefonu ve yüzlerce marka yaşamlarını yönlendiriyor. Bilinç altlarında bir özlem var sakladıkları: Yeniden oralara o yeşil yaylalara zengin biri olarak dönüp bir ev yaptırmak ve son model otomobilini evin bahçesine park etmek.

Eskinin yeniyle değiştirilmesi yani eski binaların yıkılıp yerine yenilerinin yapılması işlemine “Kentsel Dönüşüm” adı veriliyor. Bunu bir rant alışverişine dönüştüren yerel idareler, çoğunlukla çevre ve doğa hassasiyetinden çok kısa vadeli çıkarlar oluşturarak bazı zümreleri zengin etme yoluna gidiyor. Tüm Karadeniz sahili boyunca uzanıp giden çirkin ve saldırgan betonlaşmanın yarattığı çevre felaketleri zinciri sık sık haberlere konu oluyor. Heyelan, sel, toprak kayması gibi insan eliyle yaratılan trajedileri yağmura bağlayan fanatik anlayışın alıcısı başta yandaş medya olmak üzere iktidar siyasi temsilcileri.

Fırtına deresine yapılan HES ve kum çekme gibi müdahalelerden sonra bir de derelerin denizle buluştuğu noktaların doldurularak yapılaştırılması işlemiyle akacak yer bulamayan derelerin düşman gibi gösterilmesi de bir başka yöntem. Doğal alanların hızla talan edildiği Rize sahillerinden sonra sıra şimdi de yaylalara gelmiş durumda.

Ayder Yaylası’na TOKİ müdahalesi : 

Ayder Yaylası son bir kaç yıldır Arap Ülkelerinden gelen turistlerin çekim merkezi oldu. Batılı turistlerden çok farklı olarak ziyaret ettikleri bölgede çöp dağları bırakarak çevre kirliliğine sebep olan bu turistler için devre mülk usulü konut satışının başlatılacağı Yeşil Yol projesi kapsamında yine Arap turistler için otel ve villaların tüm Çamlıhemşin yaylalarında yaygınlaştırılarak ekonomiye katkı sağlanacağı ifade ediliyordu. Yerel halkın oluşacak çevre katliamı nedeniyle karşı çıktığı bu projenin hayata geçirileceği T24 ‘de yer alan bir haberle teyit ediliyor. T24’ün haberi şöyle:


“Rize Valisi , Ayder Yaylası’nda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan himayesinde, TOKİ aracılığıyla kentsel dönüşüm ve değişim projesinin çalışmalarına başlandığını da kaydederek, “Yeşil yolun ve Rize-Artvin Hava limanının tamamlanmasıyla bölge turizmi hızla canlanacak. Turist gittiği yerde rahat etmek ister, konfor ister. İşte bizlere düşen görev turistlere kaliteli hizmet sunabilmek adına kalifiye eleman yetiştirmektir.” ifadesini kullandı.”

Kaybolup giden binlerce yıllık döşeme patika göç yolunu Amlakit ile Hazindağ arasında ormanın içinde bulabilirsiniz. İşte orada döşeme taşların üzerinden akan suların arasında yabani roka yaprakları yetişiyor. Onlardan yiyeceğiniz kadar köklerini koparmadan toplayın. Bulut denizine bakarak o yaprakları yiyin.

 

Bu haberin anlamı üzerinde biraz düşünmek gerek.  Burada sihirli kelerimeler “Kentsel Dönüşüm” , “TOKİ”, “Turizm”.

Öncelikle kentsel dönüşüm üzerinde duralım. Yaylalarda kentsel dönüşüm nasıl olacak? Binlerce yılda oluşturulan mimari tarzı değiştirip betonlaştırmak mı dönüşüm. Çamlıhemşin kasabasının yapılaşmasına bir kez bakmak yeterli. Hayatımda gördüğüm en çirkin kasabalardan biri. Eski ahşap yapılar yok edilip yerine beton ucubeler dikilmiş. Hiç bir şekilde çevreyle uyumlu olmayan çirkin beton yapılar yolun iki yanına sıralanmış. Güzelim Fırtına deresi bu çirkin yapılarla maskelenmiş, görünmüyor. Ayder Yaylası da farklı değil. Otellerin mantar gibi bittiği yayla artık yayla özelliğini de yitirmiş durumda. Her yer çöp dağlarıyla dolu. Ayder çayırlığına yayılmış piknik yapan Arap Ülkeleri turistleri kara çarşaflarıyla, cüppe ve sarıklarıyla buraları Arap çöllerine dönüştürmüş durumda. “Arap turizmi” anlayışı da çok farklı. Bu turistler kendi geleneklerini sürdürüyorlar. Marketlerden alışveriş yapıyor, çayırda piknik yapıyor çöplerini doğada bırakıyorlar. Erkekleri de faltaşı gibi açılmış gözleriyle modern kıyafetli Ayderli kadınları süzüyorlar. Kültür şoku yaşandığı kesin. Yerel halk para uğruna bir çok şeye katlanıyor, göz yumuyor. Ayder’in Araplaştığı artık bir bakışta görülüyor. Şimdi de TOKİ devreye giriyor. Bakalım ne gibi bir dönüşüm sağlayacak? Kaç ağaç kesecek? Hangi doğal alanları yok edecek? Hangi estetik yapıları bölgeye kazandıracak.

Gördüğüm kadarıyla TOKİ tüm Türkiyede yaptığı uygulamalarla hiç bir estetik kaygı taşımayıp “ucuz olsun ama olsun” mantığıyla hareket ediyor. Arazileri istimlak edip banka desteğiyle konut yapıp  satışa sunuyor. Bu kadar mimar varken TOKİ’nin yaptığı yapıların hiç ama hiç bir estetik, kültürel unsuru dikkate almadıklarını görüyoruz.  Anamur’dan Sinop’a , İzmir’den Kars’a kadar tüm çalıştığı bölgelerde beton ucube binaları yaparak anlayışını belli etti. Bu toprakların kültürüyle hiç alakası olmayan bu mimari tarzın çirkinlik abideleri yarattığı bir gerçek. Doğayı katlederek, ormanları yok ederek ilerleyen bu felaketi durduracak bir siyasi güç de yok.

Bakıyorum da sosyal medya bugün “Öğretmenler Günü ” kutlamakla meşgul. Sosyal medya dediğimiz de aslında on bilinmeyenli bir denklem. Onu bunu  “tıklayarak” fark yarattığını sanan parçalanmış bireyler ordusu. Tıklamaktan başka güçleri yok. TOKİ’yi durdurmaya da güçleri yetmez, diğer yanlışları düzeltmeye de. Hamaset ve cehalet artık en geçerli akçe bu topraklarda.

_DSF0291

 


“Kaçkarların düş patikaları silindi gitti. Yürüyen yok artık bir dağdan bir dağa türkü söyleyerek..”
” Bugünlerde “Yeşil Yol” dedikleri bir projeyle patikaları sonsuza kadar yok etme derdinde bir bela dolaşıyor vadide. Projeye göre, “Çat-Elevit-Palovit-Samistal-Kavrun-Huser-Aşağı Kaçkar-Yukarı Kaçkar (Koçdüzü)-Didingola-Eğrisu-Golezena-Tobamgza-Dereyayla-Kayadibi-Şorak-Çatak-Gürcüdüzü” mevkilerindeki patika yolların üzerinden araç yolları geçirilerek buraların offroad’a açılması ya da bu bölgelerde maden aranması öngörülüyor. Eğer bu proje hayata geçerse ne kurtarılacak ne de yürünecek bir patika kalacak. O zaman da bu dağlara, bu kültüre çok yazık olacak, bilmem “yıkıcılar”ın umurunda olur mu?,”

YEŞİL RİZE’NİN TOKİ AŞKI…

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation