İlkçağın en önemli kehanet merkezlerinden biri de Didyma (Didim) idi. Diğer iki önemli kehanet merkezinin “Delphoi,Delphi” ve Klaros olduğunu söyleyelim. Söylendiğine göre Panionion’(Güzelçamlı) Zeus mağarası da bölgedeki Miletetus’daki ve Priene’deki  Apollon kehanet kültünün rahibeleri tarafından arınma merkezi olarak kullanılıyormuş.  Apollon, Leto ile Zeus’un oğlu olarak bilinir. Güneş tanrısıdır. Apollonun ikizi Artemis’dir.  Leto Hera’nın takibinden kaçarak Apollon’u  Delos adasında, ikizi  Artemis’i  ise  Efesus’da  Ortygia tepesinde  doğurmuştur. Gerek Apollon gerekse de Artemis Ionya’nın ve Karia’nın en önemli tanrılarıdır. Adlarına yapılan tapınak sayısını kestirmek çok zordur. İkisi de külttür. Bu ikisine eşdeğer üçüncü kült ise Dyonysos kültüdür.  Kehanet geçmişte ve günümüzde insanın geleceğiyle ilgili endişelerini ve merakını gidermek için esas itibariyle tanrılara veya tanrılarla ilişkili olduğu düşünülen dağlara, sulara, taşlara, kemiklere,  vb. ve yıldızlara danışma olgusudur. İonlar bu coğrafyada şehirler ve tapınaklar kurmadan önce kehanet merkezleri ve Kybele kültü vardı. İonlar yerel halkla kaynaşmak adına onların inanışlarını İon inanışlarıyla bir sekretizme gittiler. Edindiğim bilgiler doğruysa İonlar Karia’ya gemileriyle geldiklerinde yanlarında kadınlar yoktu. Kolonilerini kurarken oranın yerli ahalisi ile  evlenmekten başka çareleri de yoktu. Karia’lı kadınlar İonlarla evlenip onlara çocuklar doğurdular ve çoğaldılar. Efsaneler de böyle başlar aslında. Bir yerlerden gelen savaşçı erkekler işgal ettikleri coğrafyada yaşamlarını sürdürmek için yerli halktan yardım isterler. Yerli halk karşı çıkarsa savaş olur. Ünlü Pers komutan Harpagos ordusuyla Batı Anadolu’ya Lykia’ya geldiğinde Xantos halkı direndi. Yenildiklerini anlayınca da ortak bir kararla tüm kadınları öldürdüler ve sonra da şehri ateşe verdiler. Harpagos’un askerleri işgal ettikleri diğer şehirlerde aynı direnişle karşılaşmadılar. Daha sonra İskender ordularıyla bölgeye geldiklerinde benzer şeyler oldu. Bu muazzam ordular nasıl toplanıyor? Hepsi geri dönüyor mu? Geride kalanlar ne yapıyor? Bu sorular ayrı bir araştırma konusu. Biz yeniden Zeus mağarasına dönelim. Antik çağda kutsal olanın nasıl belirlendiğine ilişkin farklı yaklaşımlar olabilir ama bir yerin kutsallığını belirleyen o yerin nasıl bir yer olduğuna bağlı. Kült yapılarının sahip olduğu kutsallık aslında bulundukları alana ait bir kutsallıktır. Akarsular, ormanlar, mağaralar, su kaynakları, yaşlı ağaçlar, dağlar, göller ve denizler, adalar kutsalın olmazsa olmazı olarak karşımıza çıkarlar. Tapınaklar genellikle kutsal alanlara inşa ediliyor. Dini ritüellerin çok önemli bir unsuru olan su kaynağı, su kutsal kabul ediliyor. Rahip tören sırasında kutsal sudan bir yudum içer ve sonra törene katılanlara da içirir. Su olayı tüm dinlerde en önemli unsur olarak karşımıza çıkar. Su bir arınma aracıdır. Günahlarının affını dileyecek olan inanan önce suyla arınacaktır. Günümüzde de Hıristiyanlıktaki vaftiz, ve kilise içindeki ayazma ile Müslümanlıktaki abdest ve zemzem suyu ilişkilerini göz ardı etmek mümkün değildir.

Mağaranın girişi  çok iri granit kayalarla kaplı. Kayaların arasından inerek mağara içindeki turkuaz göle ulaşıyorsunuz.  Mağara gölü ayaklarınızın altında. Deniz suyu sanırım burada mağaranın tavanından sızan dağ suyuyla tatlı suyla karışıyor.  Turkuaz rengi su mağaranın derinliklerine  uzanıp karanlıklara karışıyor. Güneşin ışıklarının aydınlattığı berrak sulardan mağaranın suyunun temiz olduğunu anlıyoruz. Antik çağda Panionion (Güzelçamlı)  yerleşkesine yakın olan bu mağaranın kutsal olduğuna inanıldığı için bazı arınma ayinlerinde kullanıldığı bilgisi var. Aslında arınmak için ideal bir yer. Her ne kadar Poseidon’un hışmından korunmak için Zeus’un saklandığı yer olarak da tanıtımı yapılsa da bence kültlerin arınma yeri olması daha kuvvetle muhtemel. Ayrıca Priene ve Miletus ‘daki Delphinion Apollon Kutsal alanının kehanet merkezi olarak da uzun süre kullanıldığı söyleniyor. Bu seyahatte kutsal kabul edilen sularda arınma fırsatını kaçırmak istemiyorum. Hep duyarım “kutsal topraklar” tanımını. Neresi kutsal topraklar.? Hangi dine inandığınıza göre değişiyor kutsal topraklar. Yahudiler için Kudüs, Sünni Müslümanlar için Mekke, Şia fırkası için Kerbela, kutsalın kutsalı olarak biliniyor. Bundan iki bin beş yüz yıl önce burada yaşayanlar için uzaklardaki kutsaldan çok yakındaki kutsal önemliydi. Yerli halkın tanrıçası olan Kybele ile İonların Artemis kültü aynı şehirde iki farklı tapınakta, iki farklı kutsalda inananlarıyla buluşabiliyordu. Madem ki bu topraklara geldim öyleyse geçmişteki insanlar gibi arınmak için kutsal sulara girmek şart oldu.

Bafa Gölü’nden sonra Zeus Mağarası’nda da arınmak için zamanımız var. “Vaftiz” adı verilen Yunanca “vaptizo” kelimesi suya batırmak ve suyla yıkanmak/yıkamak anlamına geliyor. Özellikle de kutsal sulara girerek bütün vücudun yıkanması tam arınma töreni olarak tanımlanıyor bir çok dinde. Uzun beyaz giysileri içinde nehir sularına girerek arınma Hindu geleneğinde de var, Zerdüşt geleneğinde de. Ancak arınırsan, tanrıyla konuşabilirsin;  bir dilek tutabilirsin ya da bir soru sorabilirsin. Antik çağdan günümüze kadar gelen kadim geleneklere göre özellikle gündönümlerinde, ekinokslarda kutsal sularla arınmanın  vaftiz olmanın ruhu temizlediğine inanılıyor. Bu mağara da kutsal suyu sayesinde bir arınma yeri olarak inananlara hizmet veriyor. Antik çağda kehanet merkezlerinin nasıl olduğunu izah eden bazı araştırmacılar var. Prof. Dr. Nuran Şahin kehanet merkezlerine ilgi duyan ve Klaros’da kazı yapan bir araştırmacı. Onun bir makalesinden faydalanarak kehanetin nasıl gerçekleştiği ile ilgili bilgi ediniyorum.[9]

Kehanet yapacak kişi önceleri tapınakta doğan bir  bakire kadın iken sonraları tapınakta doğan erkeklerden seçilmeye başlanmış. Aslında mağaranın içindeki suya girerken düşündüğüm tek şey: dünyanın hiçbir yerinde böyle bir suda yüzme imkanımın olmadığını, her yerde yüzebileceğimi ama bu suyu soğuk kutsal mağarada yüzmenin bana çok farklı duygular yaşatacağını düşünüyorum. Sabahın erken saatlerinde aynı amaçla mağaraya gelen yedi kişiyiz. Herkes suya dalarken dilek tutmayı ihmal etmiyor. Suyun sıcaklığı sanırım on beş bilemedin on altı dereceden fazla değil. Suya girer girmez her yanımı ateş basıyor. Dalıp suyun altından biraz yüzüyorum. Dileğimi aklımdan geçiriyor Zeus’un dileğimi kabul edip etmeyeceğini düşünüyorum. İki bin yıl önceyi hayal etmek kolay değil. Okuduğum kehanet ritüelleri aklıma geliyor: Her şeyden önce arınmak için bu suya çıplak girmek gerekiyor. Arınma ritüelini gerçekleştirecek olan rahibe de çıplak. Uzun saçlı ve çok alımlı bir bakire. Yüksek sesle ilahiler okuyarak seni başından tutup suya daldırıyor. Sonra bir süre suyun altında kalman için başını suya bastırıyor. İlahiler okuyarak bunu birkaç kez tekrarlıyor. Rahibe defne yaprakları çiğniyor. Sana da ağzından çıkardığı bir yaprağı çiğnetiyor. Tadı acı ama uyuşturucu özelliği var. Hafif bir sarhoşluk içindesin. Artık Miletus’a Apollon kutsal alanına gidip kurban kesebilir, rahiplere hediyeler verebilirsin. Orada tapınakta Apollon’a yüz boğa hediye etmen gerekiyor. Bu boğalardan biri tören rahibi tarafından seçilip kurban edilecek.   Kahin kadın “Manto” sana kehanetini yazılı olarak verecek. Dörtlü kafiyeli mısralara yazılan kehaneti sadece senin okuyup yorumlaman gerekiyor. Ritüel böyle imiş. Suda daha fazla kalamayacağımı hissediyorum. Sudan çıkıp giyinip kahvaltı ettikten sonra  Miletus’a  hareket edeceğiz. Tuttuğum dilek bende saklı.

 

Zeus Mağarasında Arınma

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation