Bir tekne ile adaları gezmek üzere hareket ediyoruz. Gece kaldığımız pansiyonun teknesiyle yola çıkacağız. Göl üzerinde 5 ada bulunuyormuş. Sırasıyla; Kahveasarı Adası, İkizce Adası, Menet Adası, Kargıasarı Adası, Tavşan adası.

Adaların dördü  üzerinde Bizans dönemine ait kale ve manastırlar varmış. Ayrıca İkizce adası ve kumsalı göle girmek için en uygun yermiş. Efsanelerin  topraklarındayız. Önce İkizce ada kumsalına inip “kutsal” sularda yüzecek, sonra Menet adasındaki tepeli pelikan ve karabatak kuşlarını fotoğraflayacağız. Plan bu.

Tekne ilerlerken göl ufkuna bakıp geçmişi düşünüyorum. İonia ile Karia arasında bulunan Bafa Gölü (Eski Latmos Körfezi)  ve Latmos (Beşparmak) Dağı,  sekiz bin  yıldan günümüze kadar gelen süreçte, pek çok uygarlığı  içinde barındıran ve sayısız  tarihi olaylara tanıklık etmiş önemli bir yerleşim alanı. Ion denizinin (Ege)en güzel körfezlerinden biri olan  Latmos körfezinin Meander (Menderes) nehri tarafından tıkanması sonucunda körfez bir lagüne dönüşüp göl halini alıyor. Gölün suyu zengin yosun türlerinden ötürü yeşilimsi.  Bir zamanlar deniz olan gölde tekneyle giderken gnays kayaların binlerce değişik formunu görüyoruz. Tekne çok eski. Takma motor büyük bir gürültüyle çalışıyor. Motordan çıkan egzoz gazı derme çatma plastik boruyla küpeşteden yüzümüze geliyor. Boru belli ki bir nalburdan alınma basit bir plastik su borusu. Tekne yolculuğu bir keyif yolculuğu olması gerekirken egzoz gazı sayesinde bir ıstıraba  dönüşüyor. Bu altmış kilometre kare büyüklüğündeki gölde bol rüzgar var ama bir tane bile yelkenli yok. Oysa bir yelkenliyle rüzgarın ve deniz  kuşlarının sesini dinleyerek adaları gezmek vardı. Egzoz gazından mümkün olduğu kadar kaçarak yolculuktan zevk almaya çalışıyorum. Deniz kuşlarının fotoğraflarını çekmek için ciddi bir teleobjektife ihtiyaç var. En az 500 ya da 1000. Tepeli pelikanlar yaklaşan tekneyi fark ettiklerinde hemen kaçışıyorlar.

Efsaneler( Söylenceler) çok uzun zaman öncesinden dilden dile nesilden nesile geçip geliyor. Gelirken de mutlaka değişiyor. Ege bölgesinde tarih öncesine ait dağ kültüyle ilgili bir düzineye yakın efsane var. Bunlardan biri de Çoban Endymion’un Ay Tanrıçası Selene ile aşkı. Çoban Endymion  Latmos dağının yamacında uyurken Selene onu görüyor ve hemen aşık oluyor. Selene Zeus’dan bir dilekte bulunuyor. Endmion hiç uyanmasın, hep uyusun. Genç ve güzel kalsın. Zeus Selene’nin dileğini kabul eder ve onu ölümsüzlükle ödüllendirir. Selene ve Endymion evlenirler ve elli çocukları olur. Sonsuza kadar mutlu yaşarlar. Heraklia  halkı da Endymion için bir tapınak inşa eder.

Efsane bu.

Tekne kaptanı gölde yaşayan balıklardan[8] söz ediyor. Yılan balığı, kefal ve levrek gölün üç temel balığı imiş. Yılanbalıkları üremek için Bafa gölünden Meksika’nın Saragosa körfezine kadar giderlermiş. Dünyanın her yerinden yılan balıkları bu körfeze üremek için gelirmiş. Bu da yılanbalığının gizemi.  Saragosa körfezinde yumurtadan çıkan yavrular bir yıl kadar körfez sularında kaldıktan sonra tersine göç hareketine başlarmış. Bafa gölünden giden yılanbalıklarının yavruları tekrar Bafa gölüne geri dönermiş. Yönlerini nasıl buldukları, bu mesafeleri nasıl kat ettikleri de Bafa gölünün gizemi olarak çözülmeyi bekliyor.

Öte yandan Bafa gölü hızla kirleniyormuş. Her yıl avlanan balık miktarı azalıyormuş. Kaptanımıza göre sayıları sürekli artan su kuşları bütün balıkları tüketiyormuş. Karabatak ve pelikan gibi su kuşlarının azaltılmasını istiyor. Haklı mı diye düşünmüyorum bile. Haksız olduğu çok açık. Bu insanlar sadece kendilerinin yaşama hakkı olduğunu düşünüyor. Üremek için Meksika’ya kadar giden yılan balığını ya da gölün çok önemli bir eko dengesi olan su kuşlarını  düşünmüyor. Hızla kirlenen göl ve civar köylülerin sulama amaçlı olarak gereğinden fazla su çektikleri gerçeği, gölde gözle görünür şekilde yüzen ambalaj atıkları  göze batmıyor da bir karabatağın avlayarak yediği balık gözlerine batıyor. Oysa gereğinden fazla balık avlayan balıkçıların gözü doymuyor. Balık avına bir kısıtlama getirdiklerini kaptan duymamış. Herkes dilediği kadar balık avlarmış. Suyun zeminine çöken balçık ve sanayi atıkları balık yaşamını tehdit ediyormuş aslına. Bunu da dönüşümde öğreniyorum. Bafa gölü çok büyük bir eko tehlike altındaymış.

Yaklaşık 1400 m ye kadar yükselen Latmos (Beşparmak ) Küçük Asya`nın kutsal dağlarından biriydi. Her yönden görülebilen tepesi Tekerlekdağ`da neolitik çağdan (Yeni Taş Devri`nden) itibaren Anadolu iklim tanrısına tapınıldığı düşünülmektedir. Daha sonra bu tanrının yerini Eski Yunanların iklim tanrısı olan Zeus almıştır. Daha da öncesinde dağın tepesi çok eski bir taş ve yağmur kültünün merkeziymiş.  Orta Çağ`a kadar kurak zamanlarda dağın tepesine kadar giderek dini alaylar düzenlenip yağmur duaları okunurmuş. Bu gelenek yakın zamana kadar da korunmuş. İklim tanrısı ve dağ tanrısı kaya resimlerinde de görülüyor. Dağa tapınma yaygın bir gelenek. Kutsal kabul edilen bir çok dağ var. Kutsal dağlar o yörede yaşayan insanların bilincinde olduğu yaşamlarıyla ilgili olaylarla bağlantılı olarak oluşuyor. Dağlar her şeyden önce yükseklikleriyle değil sakladıkları suyla değer kazanıyor. Yaşam için çok önemli olan “tatlı su” dağlarda  süzülen yağmur ve kar sularından oluşan oyuklarda saklanıyor. Yaz mevsiminde dağdan gelen su bir mucize olarak değerlendiriliyor. Yüksek dağların doruklarının sürekli bulutlu ve yağışlı olması da bir iklim olayı olarak görülüyor. Dağ zirvelerine çıkmaktan büyük bir keyif alan amatör bir dağcı  olarak her zirvede dağın gücünü hissettiğimi söyleyebilirim. Zirveden aşağıya ovalara ve kanyonlara bakarken, şiddetle esen rüzgarın sesi size kendinizle ve dünyayla ilgili çok şey anlatır. Milyonlarca yaşındaki dağın zirvesinde  varlığınızı sorgularsanız kim olduğunuzu daha iyi anlarsınız.

Ionya ve Karia’daki kutsal dağlardan bazıları şöyledir:

  • İda (Skepsis),
  • Tmolos (Sardis),
  • Spylos (Magnesia),
  • Pion (Efes)
  • Zeus Akraios (Smyrna),
  • Latmos (Heralkia)

 

Bafa Gölü

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation