Latmos adını ilk kez duyuyorum. Eski ve yeni adların birbirine gelişigüzel karışması cumhuriyet geleneğinde tarih bilincinin oluşmadığını gösteriyor. Aslında bu bilincin oluşması için kimse gayret etmemiş. Uydurdukları Orta Asya’dan gelen kurtlar masalını yeterli görmüşler. Bu coğrafyada yaşayan insanlar geçmişleriyle bir bağlantı kurma şansını yitirmiş durumdalar. Eski adlar yeni saçma sapan, uydurma adlara karışıyor. Kimse nereden söz edildiğini anlamıyor. Yüzlerce “Akdağ”, “Karadağ”, “Babadağ”  var. Eski adları da yeni adlarla birlikte ezberlemek zorunda kalıyor insan. Hafızayı çok yoran gereksiz bir gayretkeşlik işte. Sayılmayacak kadar çok yerin adı bir bürokratın kalem oynatmasıyla sözüm ona “İslamlaştırılıyor, Türkleştiriliyor”. Ulusalcı idarecilerin ideolojik amaçla oynadıkları bu dangalakça  oyun, büyük bir karmaşa yaratıyor. Antik çağda şehirlere kahramanların adları veriliyor. Savaşı kazanan komutanın ödülü bu. Günümüzde de bütün bu eski isimler çöpe atılmış (sadece kahverengi tabelalarda yaşıyor).  Beşparmak Dağı Latmos’un Türkçeleştirilmiş  adı. Oysa buralar antik çağda Latmos Herakleiası olarak biliniyor. Heraklia bir çok yere verilen bir ad. Herakles adlı mitolojik kahramanın adını onurlandırmak için verilen bir ad. Herakles Zeus ile Miken kralının kızı Alkmene’nin oğlu. Yarı tanrı.  Bafa gölünün kuzey-doğu kıyısında Milas’a 39 km. uzaklıktaki Latmos dağlarının (Beşparmak)  eteklerindeki Kapıkırı Köyü’nün bulunduğu yerde. Heraklia adı Yunanca olduğu için her halde silinmiş Kapıkırı adı konmuş. Ne demek olduğunu anlamak çok zor. Köyde sorduğumuzda da ismin nereden geldiğini bilen yok. Eski köklü isimlerin yerine kondurma  kurgulama  isimlerin  binlere  yaklaştığı bir ülkede yaşıyoruz.  Kaç kişi bu eski adlar için mücadele verecek? Turisti soyarak para kazanmayı düşünen, çevreyi kirleten ve kendi ambalaj atığını bile temizlemeyen eğitimsiz uyanık köylü mü başvuruda bulunacak? Hiç sanmıyorum.  Eski Çağda Latmos dağlarının  sarp kayalıklarla ve ormanlarla kaplı olduğu söyleniyor. Bugün İyon (Ege) denizinin bir körfezi olan Latmos Körfezi  iki bin yıl önce  alüvyonlarla denizle bağlantısı kesilerek  (Latmikos Kolpos) lagün halini alıyor. Bugün burası Bafa Gölü olarak bilinmektedir.

Latmos kelimesinin kökeni üzerinde farklı görüşler var. Bazı broşürlerde ismin  Hellen/Grek  diline uyarlanmış  bir kelime olduğu ifade ediliyor.  Antik çağlarda bu bölge Ana Tanrıça Lada’dan ötürü bu isimle tanınıyormuş. Bir hipoteze göre Hellenler Lada ismini Latmos olarak değiştirerek kente de bu ismi vermişler. Bunun ne kadar doğru olduğunu bilemiyorum. Bana bu tür söylenceler kurgulanmış gibi geliyor. Belgelere bakmak gerek. O dönemin tarihini yazanlardan okumak lazım. Elde bu hipotezi destekleyecek bir belge yok. Bir şaheser değerinde olan Talbert Barrington’un “Atlas of the Greek and Roman World” adlı haritasına bakıyorum. Princeton baskılı 1600 sayfalık harita son derece detaylı. Haritada Karia bölgesinin Latmos, Grion, Idrias gibi coğrafi bölgelere ayrıldığı açıkça görülüyor.

Herakleia isminin nereden geldiği konusunda kesin olmamakla birlikte MÖ. IV.yüzyılda Mausolos’un (Karia bölgesinin Pers satrabı)   bir hileyle ele geçirdiği kenti Perslerin çıkarları doğrultusunda değil de hayranı olduğu   Hellen (Yunan) çıkarları doğrultusunda yeniden kurmaya çalıştığı  ve Latmos adını da Herakleia’ya çevirdiği ileri sürülür. Bu Yunan/Helen hayranlığı meselesi üzerinde durmak gerekir. Bir medeniyete hayranlık duyulabilir mi? Evet duyulabilir. Yaşanılan çağa hangi güç egemense onun kültürü yaygınlık kazanıyor ve bir hayranlar kitlesi oluşuruyor. “Amerikan hayranlığı”,” İngiliz hayranlığı”,“Alman hayranlığı”, “Fransız hayranlığı”  gibi. Satrap Mausolos’un ölümünden sonra M.Ö. III.yüzyıl başlarında on yıl kadar Ptolemaios sülâlesinden Pleistarkhos’un yönetiminde kalan kent bu devrede “Pleistarkheia” diye, daha sonra da Lysimakhos tarafından” Latmos kıyısındaki Aleksandreia” diye isimlendirilmişse de bunlar kalıcı olmuyor.

Daha sonra  aynı adı taşıyan başka kentler de olduğundan, bunu diğerlerinden ayırmak için Latmos Herakleia’sı denilmiş. Herakleia Antik Kenti, bugünkü Kapıkırı Köyü ile iç içe. Antik yerleşimin köyle iç içe olması ziyaretçiler için büyük bir engel. Köy yolları hayvan gübresiyle dolu ve ambalaj atıkları her yerde karşınıza çıkıyor. Arıcılık ve besicilik yapan köy ahalisinin  kökeni oldukça karmaşık. Evlerinde  adam başı 10 Tl. ye kahvaltı ettiğimiz aile  çok zengin bir kahvaltı menüsü hazırlamıştı. Bir iki saatlik uykuyla ulaştığımız Kapıkırı köyü zeytin ağaçları arasında eski ve yeni iki katlı geniş avlulu evlerin ve dar sokakların  dikkat çektiği bir yer. Bazı evler mimari tarzı olarak çift bacalı taş Rum evleri ama acemice tamir edilmişler. Belli ki ahalinin bir kısmı dışarıdan göçle gelmiş yerli halkla karışmış. Eski taş evi olanlar değerini bilmediklerinden mi, yoksa farklı yaşam biçimi olduklarından mı bilinmez canım ocakları tahrip etmişler, avluların biçimini bozup ahır yapmışlar. Köyün ahalisi maalesef hala bronz çağı (MÖ.1200) kafasıyla düşünüyor.

M.Ö.4.yüzyılda
 Latmos Kenti üzerine yeni Herakleia Kenti kurulmuş̧.  Kent burçlarla ve uzun surlarla koruma altına alınmış. Pers satrabı Mausolos 7 km. uzunluğunda kalın surlarla koruma altına aldığı şehirde kapsamlı imar faaliyetleri yapmış. Bunlardan tahribatlardan kurtulup günümüze kalanlar  oldukça az. Büyük Agora’nın üstünde  Athena Tapınağının kalıntıları iyi korunmuş̧ kalıntılardan birisi. Ayrıca daha sonra Arapların önünden kaçan keşişlerin inşa ettikleri  manastırların  kalıntılarına da  rastlanıyor.

MÖ. 1000 yıllarında kurulduğu tahmin edilen, Latmos’un güneyinde ve Bafa Gölü’nün kuzey doğusundaki Latmos  şehri MÖ. 700. yy.’dan beri Lidya Krallığı’na bağlı Karia kentlerinden biri iken, MÖ. 546′da Lidya Pers Satraplığına bağlı Karia şehirleri içine alınmış. MÖ. 499′da İonia şehir devletlerinin, işgalci Pers yönetimine karşı başlatmış oldukları isyan döneminde Latmos’un güneyinde çok kanlı savaşlar olmuş. 5 yıl süren bu direniş ve karışıklık döneminde Latmos Şehri de karşı komşusu Ilbıra Dağı’ndaki Pedasa ile birlikte büyük felaketler görmüş ve yıkıma uğramış. Sonradan Attika Deniz Birliği’ne katılan Karya kentleri, zamanla Atina’nın istikrarsızlaşması ve savaş gücünün zayıflaması üzerine yeniden Pers egemenliği altına girerek ayrı bir Karya satraplığı çatısı altında toplanmışlar. Bu yeni dönemde, Hekatomnos ailesinden satraplarca sağlanan huzur ve ülke barışı, M.Ö. 333-34′de Büyük İskender’in bölgeye gelişine kadar sürmüş. Bu satraplar arasında en ünlüsü olan Mausollos, (M.Ö. 377-351) Karya’da reformist bir düzenlemeyle pek çok köy ve küçük yerleşimlerin ahalisini şehirlerde zorunlu iskana tabi tutarak, yerli “leleg” nüfusun Yunanca konuşmasını ve helenleşmesini sağlamayı hedeflemiş. Çünkü kendisi Karia’lı olmasına rağmen Helen diline ve kültürüne büyük hayranlık duyuyormuş. Mausollos, Yunan dünyasının en iyi mimar ve heykeltraşlarını ülkesine getirterek, inanılmaz büyüklükte inşaat faaliyetlerine girişmiş. Onun zamanında Halikarnassos, Labranda ve Mylasa gibi Karia yerleşimleri muhteşem tapınaklar, anıtlar, binalar ve heykellerle donatılmış. Halikarnassos şehri Karia’nın yeni başkenti olmuş. İşte bu dönemde Herakleia’nın güçlü surlarını Pers satrabı Mausollos’un inşa ettirdiği bazı kaynaklarda ileri sürülse de bununla ilgili elimizde bir belge yok.

Büyük İskender Asya seferine çıkarken kral naibi olarak donanma komutanı Antipatros’u Makedonya’da bırakıyor. M.Ö. 323′de Büyük İskender’in Babil’de ölümünden sonra, onun komutanları toprak paylaşım kavgalarına girişiyor  ve bazıları kendi aralarında koalisyonlar kurarak İskender’in mirası için savaşmaya başlıyorlar. (MÖ. 315). Kassandros (MÖ. 358-297), Büyük İskender’in annesi Olympia, dul eşi Roksana ve oğlu IV. Alexandros dahil bütün kraliyet ailesini öldürterek Makedonya kralı olabilmek için önündeki engelleri kaldırıyor (MÖ. 311). Bu cinayetleri ile haklı olarak namı “kan dökücü ve acımasız”a çıkıyor. Bütün bunlara rağmen Makedonya tahtına oturabilmesi ancak MÖ. 305 yılında gerçekleşiyor.

Kilikya’da yapılan İpsos muharebesinde (MÖ. 301) Antipatros’un oğulları Pleistarkhos ve Kassandros’un da içinde bulunduğu koalisyon, Antigonos’a karşı kesin bir zafer kazanınca İpsos savaşından büyük bir ganimet ile Karia’ya dönen zengin Pleistarkhos, bölgenin büyük bir bölümünü ele geçirerek, Latmos’un hemen yanı başında, mükemmel bir liman ve etrafı çok kuleli, etkileyici surlarla çevrili, ızgara planlı Pleistarkheia adını verdiği bir şehir kurarak kendisine başkent yapıyor.

Kısa zamanda burası, Latmos Körfezi kıyısında, dış ticaret faaliyetlerinin oldukça yüksek olduğu zengin bir liman şehrine dönüşüyor. Byzantion’lu Stephanos, eserinde “Pleistarkheia bir Karia şehriydi. Ama daha sonra adını Herakleia olarak değiştirdiler” demektedir. Bu bize her ikisinin aynı şehir olduğunu gösteren tek belgedir. Pleistarkhos, Karya’da bulunan yazıtlara bakılırsa yerel bir yöneticiden öte bir hükümdardı. Karya’da MÖ. 301-295 yılları arasında hüküm sürdüğü zamanda Pleistarkheia’yı kurmuş olduğu tahmin edilmektedir.

M.S. 305′de Karia Romanın Asya Eyaleti sınırları içine alınınca, bölge yeniden huzura kavuşuyor ve ekonomik olarak toparlanmaya başlıyor. Ancak M.S. 3. yy.’da Anadoluyu korkunç şekilde yağmalayan Gotlar Karya’yı da yakıp yıkarak buradaki barış ve huzura son veriyorlar.M.S. 5-8. yy.’larda bu topraklara tekrar huzur geldiyse de bu kez Ege Denizi sahillerini düzenli olarak yağmalayan Arap korsanların saldırıları ve salgın hastalıklar nedeniyle Latmos çevresi gene bir kaos ve gerileme dönemine giriyor.

M.S. 650 yıllarında, Arap yarımadasından ve Afrika’dan Araplardan kaçan  hıristiyan keşişler, dinsel hayatlarını en sakin şekilde yaşayabilecekleri Latmos Dağı’na yerleşiyorlar. Anayolların dışında, kayalık ve erişilmesi zor olan, bu dağın kuzeyi onlara güvenli bir sığınak oluyor. Önceleri kaya altı mağaralarda yaşarlarken, sonraları burada dinsel merkezleri sayılabilecek küçük bir köy kuruyorlar.

900′lü yıllarda, Genç Aziz Paulos, Latmos dağının kuzeyinde Stylos Manastırı’nı kuruyor. Bu yer bugün bile Suriye’den gelmiş olan ilk hıristiyanların kökenini belirten “Arap Avlusu” adıyla anılmakta.

 

Latmos Bölgesi Tarihi

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation