Cilo Dağlarındaki rengarenk kelebeklerin kanatlarından “kaos teorisi”ne kadar geldim.

Niye?

Edward Lorenz’in Pekin^de kanat çırpan kelebeğin kanatlarının oluşturduğu dalgaların New York’da fırtına oluşturma ihtimali olduğunu söylediğini düşündüğüm için. Bazı olayların  çok daha büyük olaylara neden olabileceğini ifade ettiği için belki de.

Bu içinde yaşadığımız cenderenin  ve moral bozukluğunun  nereden kaynaklandığını düşünürken ihtimallerin çokluğu karşısında insanın aklı tutuluyor. Medyanın koro halinde söylediği kan ve gözyaşı çaresizlikleri akıyor her kanaldan.

Nereye kadar gidecek bu saçmalık?

Kimse fark etmiyor mu felaketin ve kıyım günlerinin yaklaştığını?

Bu yaşadığımız günler “kaos” günleri değil de nedir?

Bu karmaşanın kaynakları belli ama nereye gittiği yani gelecek katsayısı  belli değil.

Matematiksel ya da fiziksel verilere dayanarak üretilen  “Kaos Teorisi” olup biteni açıklamaya yetecek mi?

Uzaklarda bir yerde bir kelebeğin kanat çırpışı bütün soruların cevabı olabilir mi?

Mitolojinin ilk bilinen tanrısı “Khaos” ve onun ardından gelen “Kosmos” . Kaosdan düzene (Kosmos)  geçişi anlatır.

“Ordo ab chao”  ise latince olarak söylendiğinde daha farklı anlamlara geliyor. Birileri önce ortalığı karıştırıyor ; yani düzeni bozup kaos yaratıyor, daha sonra da farklı bir düzen getiriyor. Sürekli akıp giden zamanın müdahalelerle durdurulup yönünün değiştirilmesi olarak da söylenebilir.

Şimdi uzun bir süredir ara verilmiş olan “iç savaş” yeniden başladı. TSK  PKK ve IŞİD ile savaşıyor.

PKK ile ateşkes 2013 yılında sağlanmıştı. 1984 yılından bu yana süren kanlı savaşta ateşkes sağlanabilmişti. Medya rakamlarına göre bu süreçte 40,000 insan öldü. Çözüm süreci adı verilen demokratikleşme paketi 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin %15 oyla barajı geçip (MHP milletvekilleri kadar)  80  milletvekilini parlementoya sokmasıyle işler değişti.

Bir yerlerde alarm zilleri çalmaya başladı. Taraflardan (AKP iktidarı ile HDP aracılığıyla PKK görüşüyordu) biri anlaşmaya uymadı. “Çözüm süreci” adı verilen siyasi görüşmeler kesildi. Silahlara sarılındı. Şimdi yeniden jetler havalanıyor,  bombalar patlıyor, keskin nişancılar can almaya devam ediyor. Her gün onlarca insan (belki de yüzlerce) ölüyor. Her savaş kıyımdır. Her savaşta annelerin çocukları ölür. Yandaş medya şehit cenazeleri üzerinden siyasi propaganda yapıyor. Kimilerine göre erken seçim yatırımı. Kaosun nasıl ve kimin tarafından başlatıldığı tartışmalı. Yeniden ateşkes sağlanabilir mi? Seçimlerden önce ateşkes olmayacağına kesin gözüyle bakanlar var.

IŞİD konusu ise daha da karmaşık. “Irak ve Şam İslam Devleti ” adı altında iki yerde birden örgütlenen radikal İslam (Selefi) unsurların kimin tarafından finanse edildiği konusunda farklı görüşler var.

Suriye krizinin başladığı günlerde “direnişçiler”, “muhalifler”, gibi tanımlarla medyada boy gösteren gıcır gıcır Japon jiplerinin üzerinde tepeden tırnağa siyahlar giyinmiş “ninja” görünümlü adamların turuncu elbiseler giydirdikleri Batılı gazetecilerin kafalarını kesme törenleri internette yayınlanmaya başlayınca işler değişti. Dünya yeni bir “radikal İslam” örgütüyle tanıştı. Türkiye kamu oyu her zaman olduğu gibi ağzının içine baktığı kişilerce yönlendirildi. IŞİD İslam bayrağı taşıyan Esat rejimine direnen bir örgüt olarak lanse edildi. Tırlar dolusu silahın bir kısmı  IŞİD’e ulaştırılırken yakalandı. Gizli servisler marifetiyle desteklenen radikal İslam unsurlarla iktidarın ilişki içinde olduğu öne sürüldü. Karşılıklı suçlamalar sonucunda yine zaman aşımına uğrayan skandal söndü gitti. Şimdi yeni skandallar gündemde. Ama aldıran yok.

 

Kaosun iki ana damarı bu ise  diğer iki önemli damarı ise kimsenin uymadığı ve artık kalbura dönen 1980 anayasası ile  hukuk devleti kavramıdır. Tutuklamalar, önce verilen müebbet hapis kararlarının sonra beraata çevrilmesi hukuka olan güveni de sıfır noktasına getirdi. Buna doların hızlı yükselişi de eklenince sıcak bir yaz mevsimi yaşandığı söylenebilir.

Şimdi bu yaratılan kaos ortamının bir mimarı var mıdır sorusunu sorabiliriz.

Komplo teorilerine göre cevap çok net.

Vardır.

Siyasal açıdan bakıldığında ise bu ortamın en çok kimin işine yaradığı sorusuna cevap vermek gereklidir.

Siyasal kur  partilerin  iktidar gücüyle ölçülmektedir. 7 Haziran seçimlerinde hiç bir siyasal parti tek başına iktidar vizesi alamamıştır. Koalisyon görüşmeleri ise  neredeyse komedi filmlerini aratmayacak kadar aşikar bir kısır döngüde cereyan etmektedir. Büyük bir olasılıkla bu sonbaharda seçimler tekrar edilecektir. Bunu isteyen taraf mevcut iktidar partisidir.

Koalisyonlarla çalışmak  her şeyden önce uzlaşı kültürünün “konsensüs oluşturarak  düşünebilme”  siyasal formasyonunu  ve empati yeteneğinin üstünlüğünü  gerektirir.

Bu iki parametrede mevcut siyasal partilerde bulunmamaktadır. Liderlerin mutlak söz sahibi olması  esasına dayalı bir gelenekle  çalışan siyasi partiler kendi iç bünyelerinde demokrasiyi sağlamaktan acizdir. İdeolojik anlamda siyasi partilerin belirgin farkları yoktur.

Geleneksel olarak “din” siyasette son derece belirgin bir rol oynamıştır. Dini söylemlerin laik söylemlerden daha fazla taraftar topladığı bir seçmen kitlesine “milliyetçi, ulusalcı”  ve “dinci (Sünni İslam)” yaklaşımla etkili oluna bilineceği kanıtlanmıştır. Seçmen kitlesinin ekonomiye mi yoksa dini söylemlere mi ilgi duyduğu sorusunun cevabı tartışmasız olarak ekonomi olarak belirlenmelidir.

Ekonominin kötüye gittiği bu aylarda artan savaş maliyetiyle daha da sıkıntılı günlerin ilerde göründüğünü söyleyen ekonomistlere kimse kulak vermemektedir. Eylül Ekim aylarında yapılacak bir seçimin sonucunu da ekonomik gidişatın belirleyeceği konusunda hiç şüphe yok. PKK ile başlatılan  savaşın  iktidarın göstermelik oy çalma manevrası olduğunu ileri süren yorumcular vardır. Özellikle de Batılı saygın medya organlarında yayınlanan başyazılarda kaosu başlatan kişinin Cumhurbaşkanı RTE olduğu dillendirilmektedir. Bu yorum ne kadar doğrudur söylemek zor. Elimizde bu konuda bir kanıt yok. Yorum olarak öne sürülmesinin siyasal sonuçları mutlaka vardır. Bunu da zaman gösterecektir. Seçmen eğer kaosu başlatan kişileri tanımlayabilir ve tercihini ona göre yaparsa seçimlerden kimsenin tahmin edemeyeceği sonuçlar çıkabilir.

Kaostan düzene geçmek için iki ihtimal var. Birincisi kısa süreli de olsa (En az bir yıl 2016 sonbaharına kadar)  koalisyon hükumetinin kurulmasıdır. Koalisyonun kısa süreli olması kaosun devam edeceğini göstermektedir.

İkinci ihtimal  ise tekrar  seçimlere gidilmesidir. Bu seçimlerden çıkan sonuç eğer 7 haziran seçim sonuçlarından farklı çıkmazsa kaos sürüp gidecektir.

Diğer iki ihtimal ise kaosun daha da derinleşmesine neden olacaktır.

Sonuç itibariyle yaratılan bu kaostan ( Artık kaosu kim yarattı ise)   çıkış yakın gelecekte mümkün görünmüyor.

Türkiye’nin kaostan çıkışı Orta Doğu’daki gelişmelerden bağımsız olarak değerlendirilemez.

Suriye ve Irak’taki  gelişmeler, Kürt sorunu, Kobani ve PYD dengeleri, İran ve İsrail politikaları Türk dış politikasının içine düştüğü çıkmazlardan kurtulmasına bağlıdır. İncirlik üssünü açarak ABD yanlısı politika izleyen mevcut iktidar inandırıcı olmaktan çok uzaktır.

Suriye hedefli gizli operasyonları planlayan ve uygulayan bir devletin iki zıt yönde dış politika yürütmesi görülmüş bir şey değildir. Böylesine gülünç ve safiyane şark politikası Türkiye Cumhuriyetinin yüz yıllık tarihinde de görülmemiştir.

Belki de uzun sürecek bir kaos içinde yaşamayı öğrenmek zorundayız.

Bu da bizi yeniden kelebeklerin kanatlarına götürecektir.

Kaos Teorisi

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation