Polis ve Vatandaş İlişkisi

Fotoğraf: Radikal 

Radikal Gazetesi artık gazete olarak değil de internet sitesi ortamında yayınlanıyor. Yukarıdaki fotoğraf da o siteden indirildi. Fotoğrafı son derecce çarpıcı bulduğum için yazının başlığına yerleştirdim. Bu fotoğrafta üç belirgin insan unsuru var. Yere kapaklanmış orta yaşlı bir vatandaş. Onun arkasında aşırı güç uygulayan polis gücü ve fotoğrafın sağ tarafında olayı seyreden kitle. Yine fotoğrafta dikkat çekici nesneler var. Yere kapaklanmış olan vatandaşın boyunbağı ya da atkısı, yerlere atılmış pet su şişeleri, Copunu havaya kaldırmış olan genç polis, biber gazı  bulutu, polislerin gaz maskeleri, seyircilerin elindeki fotoğraf makinaları. Bütün fotoğraf tek bir mesajı taşıyor. Polisin vatandaşa uyguladığı aşırı güç ve bu eziyete seyirci kalan halk kitlesinin çaresizliği.  Artık son bir kaç yıldır çok sık rastlanan görüntüler bunlar. Biber gazı fişekleriyle gözünü kaybedenler, yaşamını kaybedenler, aşırı güç kullanımı sonucu hayatını kaybedenler. Ali İhsan Korkmaz, Berkin Elvan ve diğer masum polis şiddeti kurbanları. Mahkemeler bu cinayetlerin katil zanlılarını yargılayamıyor. Savcılar bin bir dereden su getirerek iddanameleri hazırlamıyor, hakimler velhasıl tüm yargı mekanizması bu tür davaları geciktiriyor, evraklar kayboluyor  bir türlü suçlular adalet önüne çıkarılmıyor. İşte yeniden bir kaos ortamı yaratılıyor, yeni kurbanlar, yeni katiller sahnede. Bu fotoğraf 1 Mayıs 2015 itibariyle güvenlik güçlerinin vatandaşla olan ilişkisini gösteriyor. Bu fotoğrafın arka planında nelerin olup bittiğine ilişkin kuramsal da olsa bazı düşünceleri ortaya koymaya çalışalım.

Halka karşı şu veya bu şekilde  bir veya birkaç hukuk kuralıyla bağlı olan   yöneticilerin hukuk tanımayan tutumları rejimin değiştiğinin kanıtıdır. İktidarı elinde tutan güç,   Devlet adına yetkilerini kullanırken  hukuki sorumluluk  taşımaz. Kimseye hesap vermez. İktidarın  emirlerini uygulayan memurlar da halka karşı hiçbir hukuk kuralıyla bağlı değildir. İktidarın emirleri birer hukuk kuralı sayılır; halkın kayıtsız şartsız bunlara uyması gerekir. Devlete vergi vererek tüm bu rejimi finanse eden halkın bu rejime tahammül etmesi de ancak Orta Çağ’da hakim gücün tanrı tarafından atandığı inancına dayalıydı. Din adamları bu inancı güçlendirmek için mucizeler yaratmak zorundaydı. En bilinen yöntem ise inancını kaybedenleri şeytanla işbirliği suçlamasıyla yakarak bertaraf etmekti. O zamanlarda böylesine bir yalanı halk doğru olarak kabul edebilirdi. Oynanan tiyatroyu gerçek sanan eğitimsiz yığınların aklını çelmek  mümkün olabilirdi. Eğer bu günümüzde olabiliyorsa o vakit o halkın Orta Çağ kafasında olduğu mu ortaya çıkar?

Hamasetle bunun aksini söyleyen siyasetçi her gün daha büyük yalanlar söylemek zorunda kalır. Yalanın en büyüğü de halk adına halka baskı uyguladığını inkâr etmektir. İktidarla ve devletle  halkın haberleşmesini sağlama görevini üstlenen sisteme günümüzde medya adını veriyoruz. Orta çağda bunu sağlayan din adamlarının görevi bitmiş değildir ama yeterli değildir. Medya kağıt üzerinde halkın haberleşme ihtiyacını karşılama misyonuyla yola çıkan yazılı, sözlü görüntülü veya sesli araçların tümüne verilen genel ad olarak tanımlanabilir. Baskı rejimlerinde medyanın mutlak kontrolü esastır. İktidarlar bunu iki yolla yaparlar. Birinci yol medyanın  sansür marifetiyle ikincisi ise maddi güçle kontrol edilmesidir.

Sansür baskı rejimlerinde doğrudan veya dolaylı olarak uygulanır. İktidarın hoşuna girmeyen haberleri yapan medya organlarına ekonomik baskı uygulanarak sonuç alınmaya çalışılır. Bu genellikle etkili olur ve medya organlarının borçlandırılarak el değiştirmesi sağlanır. Buna paralel olarak medya çalışanlarına özel kişilerce baskı uygulanır. Gizli istihbarat elemanlarından sözü dinlenen kişilere kadar geniş bir grup tarafından o medya çalışanlarının  kulaklarına tehditler fısıldanır.

Liberal Batı demokrasilerinde baskı rejimlerinin artık yaşama şansı yok. Avrupa seçimle yani halk oyuyla iktidara gelen Hitler kabusundan  sonra modernitenin en büyük darbesini ikinci dünya savaşında yitirdiği insan kaybıyla ödedi. Milliyetçilik ve etnik temelli dikta rejiminin tüm dünyayı kana boyamasından sonra baskı rejimlerinin sonu geldi. Öte yandan üçüncü  dünya bir şiddet ve baskı sarmalının içine düştü. Önceleri ideolojik temelli daha sonra din ve mezhep temelli baskı rejimleri tüm üçüncü dünya ülkelerinde orta çağ siyasi kurumlarının doğmasına neden oldu. Üçüncü dünya halkları Batı ülkeleri gibi bu rejimleri bertaraf edecek insan potansiyeline sahip değildi. Giderek şiddet, yolsuzluk  ve din belirleyici siyasi unsurlar olarak önem kazandı.

Bu paradokstan ne zaman çıkılır sorusunun cevabı kolay değil. İç savaş, mezhep çatışmaları önümüzdeki on yılın değişmeyecek unsurları olarak karşımızda duruyor. Göç hareketleri Doğudan Batıya doğru artarak çoğalıyor. Can güvenliği olmayan yığınlar kitleler halinde göç ediyor. Göç hareketiyle Batılı toplumlar kültürel ve ekonomik sonuçları olan farklı bir döneme giriyorlar. Bu sarmaldan çıkış yolu da pek görülmüyor.

25 Mart 2015 Arkeoıloji Müzesi İstanbul Turkey 042

Baskı Rejimi

Yavuz Çekirge


Freelancer


Post navigation