6 Nisan 2014 Via Sebaste Sarıhacılar 079

Anadolu’nun antik tarihi konusunda kaynak bulmak hiç de kolay değil. Arkeolojik  belgelere dayanarak oluşturulan hipotezlere göre farklı Hellen öncesi döneme ait üretilen hipotezler hiç te inandırıcı değil.

Anadolu daha doğrusu “Küçük Asya” tarihi sekiz bin yıllık bir süreç içinde inceleniyor. Likya ve Pisidia bölgelerinde yer alan antik şehir kalıntılarını gezerken binlerce ipucuyla karşılaşıyorsunuz. Bütün bu antik şehirler MS.dokuzuncu bilemedin onuncu asırdan sonra terk ediliyor. Şehirlerin ahalisi sanki sihirli bir güç tarafından yok ediliyor. Tarih sahnesinden siliniyor. Bu insanların nereye gittikleri, ne oldukları da bilinmiyor.

Anadolunun en eski halklarından olduğu söylenen Luviler M.Ö. 2300-1400, Likya uygarlığı ise M.Ö.1450-350 yılları arasına tarihleniyor.Luvi uygarlığı dokuz asır, Likya uygarlığı ise on bir asır süren çok ciddi biçimde incelenmesi gereken uygarlıklar. Üniversitelerde her iki uygarlık üzerine tezler hazırlanıyor, yapılan kazılarla eski kazılarda elde edilen belgelere dayanan tarih tasarımları yapılıyor.

M.Ö.400 yıllarından itibaren Anadoluda önce Pers daha sonra da Hellen uygarlığı etkisini göstermeye başlıyor.Limitli bir askeri güce sahip olan şehir devletleri sayıları yüzbinleri bulan ordulara karşı direnemeyip teslim oluyorlar. Hakim olan güç ilk önce inanç temelinde asimilasyona neden oluyor. Tapınaklar yeni inanç sistemine göre yeniden inşa ediliyor. Eski ya yıkılıyor ya da yıkılmaya terk ediliyor. Çoktanrılı panteonlara yeni tanrılar ilave ediliyor.

Pisidia bölgesindeki Adada antik şehri tipik örneklerden sadece biri. Termessos, Selge, Sagalassos, Ariassos, Kremna, Parlais, vb. gibi bölgedeki önemli şehir devletlerinin birbirleriyle olan münasebetleri hiç te dostça değil. İskender’in ordularıyla bölgeye gelişi tüm dengeleri allak bullak ediyor. Şehir demokrasileri diktatörlüklere dönüşüyor. Ticaret ve tarımla geçinen zengin şehir devletleri asker yetiştiren garnizonlara dönüştürülüyor.

Adada şehri bu değişimi yaşayan şehir devletlerinden biri. Termessos şehir devletiyle imzaladıkları bir anlaşma metninde demokrasiyi korumak amacıyla güç birliği yapmaya söz veriyor. Fakat güçlü ordular karşısında baş eğmek zorunda kalıyorlar.Halkın bir kısmı korsanlık yapmak üzere Kilikya bölgelerine göç ediyor.  Önce Hellen sonra Roma diktatörlükleri halkın yaşamını kökünden değiştiriyor. Elde edilen belgelerden anlaşıldığı kadarıyla antik Roma yolu “Via Sebaste” (1) üzerinde yer alan Adada, Romalı komutanların Kilikyalı korsanlarla yaptıkları savaşta önemli bir üs olarak kullanıldığını gösteriyor. Adada hakkında hazırlanmış olan bir turist broşüründe yer alan bilgilerden bir alıntı yapalım:

“Kentte Helenistik döneme ait kalıntılara rastlamak pek mümkün değil. Şehirde bugüne kadar tespit edilebilen erken Roma dönemine ait 3 tane tapınak bulunmakta ve şehir çok görkemli, yaklaşık 1.000 kişilik bir odeona (açık toplantı yeri) sahip. Odeonun avlusunda ise yerdeki taş döşemeler hala yerinde duruyor. Şehrin bir zamanlar sütunlarla süslenmiş olduğunu bilmek için de yerlerdeki sayısız sütun kırıklarını görmek yeterli.  3 tapınağın ve tiyatronun yanında, şehrin en önemli kalıntılarından birisi de şüphesiz, halk dilinde kral yolu diye adlandırılan, Anadolu’da eşi benzeri olmayan, vadiden şehrin güneyine bağlanan antik yoldur. Şehri yaklaşık olarak 1.200 metrerakımda kurulmuştur. Çok ilginçtir ki, şehrin belirgin surları olmadığı gibi, kuzeyden çok korunaksız bir görünümdedir. Kentin tiyatrosu ise ayrı bir özelliğe sahiptir. Roma tarzında yapımına başlanmış olan bu tiyatro, nedense hiçbir zaman bitirilmemiş ve oturma sıralarının sadece 7 sırası tamamlandıktan sonra toprağa gömülmüş. Sahne binası ise hiçbir zaman yapılmamış. Bu tiyatro Anadolu’daki antik tiyatrolar arasında günümüze kadar en iyi korunmuş tiyatrolar arasında yer alır. İyi korunmuş olmasının sebebi ise tiyatronun hiçbir zaman bitirilmeyip, henüz eski çağlarda toprağa gömülmüş olmasıdır. Böylece yapı 2 bin yıl boyunca doğa tarafından deprem ve iklim gibi dış tüm etkenlerden korunmuş.

Antik şehri kuzeyden başlayarak gezildiğine, gezi tapınaklarla başlayıp, kral yolu ile son buluyor. İlk bölümde tapınaklar ve tiyatro görülür. Tiyatro bunların en uzakta olanıdır ve buradan başlamak için çayırların içinden kuzeye giden patikalardan herhangi birini takip etmek yeterlidir. Tiyatronun yeri açık bir alandadır. Tiyatronun resmi verilere göre kapasitesi 3.000 kişi olarak tahmin ediliyor, ancak bu bana göre pek inandırıcı değildir. Benim yaptığım ölçümlere göre tiyatronun görünürdeki kapasite 1.000 civarındadır. Tiyatro Roma tarzındadır, sahne ve arena olarak kullanılan kısmın üstünü çok kalın bir toprak tabakası örter. Uzun yıllar toprak altında kaldığından, kireç taşı beyazlığını korumuş ve tiyatronun görüntüsü alışkın olduğumuzun dışında, diğer antik tiyatrolara nazaran açık renkli bir görüntüye sahip. Ancak ne var ki taşlar korunmadığı için iklim şartları bu taşları birkaç yıl sonra doğadaki kireç taşı gibi koyu gri bir renge dönüştürecektir.”

 İşte bu bilgilerle antik şehri görmeye gidiyorum. bakalım ne ipuçları bulabileceğim.

—————————

(1) Via Sebaste:Roma Valileri’nin Anadolu’da yaptırdıkları döşeme yollara verilen ad:  1994 yılında Patara’da bulunan Yol Kılavuz Anıtı Via Sebaste güzergahlarını göstermektedir. İmparator Claudius, bölgenin MS 43 yılında eyaletleştirilmesinin hemen ardından ilk vali Quintus Veranius aracılığıyla Lykia kentlerini birbirine bağlayan 67 güzergah inşa ettirmiş ve bunların mesafelerini tek tek ölçtürtmüştür.

Adada

Post navigation