5 Ocak 2014 İtalyan Değirmeni Karapınar 026Doğu Toros dağlarının Akdeniz’e paralel  uzayıp gittiği Serik Çandır bölgesine ANDOST grubu ile yaptığımız günübirlik doğa yürüyüşü hedefi olan İtalyan Değirmeni’ni görmeye gidiyoruz. Rehberimiz yöreyi çok iyi tanıyan Ahmet Bölükbaşı. Aşağıdaki yürüyüş planı ve haritayı otöbüste katılımcılara dağıtıyor.

İtalyan Değirmeni Harita Ahmet Bölükbaşı

Serik İtalyan Değirmeni

Kızıllar Köyü adı verilen bölgeden başlayarak Soğanlı Dağı eteklerinden yürüyoruz. Rehberimiz parkurda değişiklik yapmış. Yörede yağan  yağmur sonrası kayganlaşan zemin  ve  “şeytan kınası” adı verilen kaya likenlerinin tehlikeli olacağı varsayımıyla Soğan Dağı’na çıkışımız iptal ediliyor. Ormanlık arazide paralel bir seyir izleyerek yürüyoruz.

Ahmet Bölükbaşı 89 yaşında bir mühendisten dinlediği İtalyan Değirmeni hikâyesini anlatıyor:

http://www.youtube.com/watch?v=kTxW4KEHyi0

Bölgenin İtalya tarafından işgal edilmesi yörede çok farklı algılanmış. İtalyan Değirmeni de bu işgal döneminden kalma. Ahmet Bölükbaşı kendisine anlatılan hikâyeyi şöyle özetliyor:

“İtalyanlar yöredeki su kaynaklarını elverişli buldukları için bir değirmen yapmaya karar verirler. İtalya’dan elli metre uzunluğunda demir döküm boru gemiyle  getirilir. Ormanın içlerine kadar develer ve katırlar yardımıyla güç bela taşınıp monte edilir. Değirmenci Anders Castelliano adlı iri yarı bir İtalyan arkeologdur. Castelliano iri yarı esmer yeşil gözlü çok yakışıklı bir adamdır. Yörede hiç kimse onun kadar güzel bir erkek görmemiştir. Zaten İtalyanların çoğu çok güzel ve yakışıklıdır. Castelliano köylünün buğdayını alıp öğütür ve elde ettiği unları da İtalyan işgal ordusuna gönderir. Yörede yaptığı kazılardan elde ettiği tarihi eserleri İtalya’ya kaçırdığı söylenmektedir. ”

İtalyan Değirmeni  özetle işgal döneminin acılarla ve yoklukla dolu  hikâyesidir. Ahmet Bölükbaşı Sevr Anlaşması’nın hazin sonu olarak görür bu olayı.

Bölgede su kaynaklarının zenginliği bilinmektedir. Nitekim  aynı coğrafyada kurulmuş olan örneğin Selge Antik Kenti’nin iki bin yıl önce yapmış olduğu su sisteminin yakın zamana kadar  devlet su işleri tarafından kullanıldığı söylenmektedir. Yetmiş bin nüfuslu bir antik kente su taşımak için inşa edilen su kemerleri ve künkleri bir adam boyundadır. İtalya’dan getirilen elli metrelik otuz santim çapındaki demir borunun neden bu kadar büyütüldüğünü izah etmek çok zor.

Selge Antik Kenti

İnsanların ulaşamadığı ormanın derinliklerinde kuş cıvıltıları duyuluyor. Av tüfeklerinin sesi Soğan Dağından yankılanıyor. Bölgenin üç yaylası varmış: Muharcık, Burgaz ve Nanalı. İlerde karlı Ovacık Dağı bütün heybetiyle karşımıza çıkıyor. İki bin metrelik bir dağ.

Öğle yemeği arası verdiğimiz tepede İtalyan İşgalini düşünüyorum. Antalya bölgesinde bir çok alanda İtalyan etkisi var. Kaleiçi evleri, sağlık ocakları ve okullar etkilenmişler İtalyanlardan. Toplam üç yüz askerle gerşekleştirilen bir işgal.  Tarih 28 Mart 1919.

“28 Mart 1919 Cuma sabahı şehrin idari amirine başvuran İtalyan komutanlığı, şehirde İtalyan okulunda bulunan rahibelerin korktuğu gerekçesiyle 10 kişilik bir askeri birliği şehre çıkartmak için izin istedi. Askerlerin İtalyan okulundan çıkmamaları şartıyla izin verildi. Bunun üzerine saat 15.00 den itibaren İtalyan askerleri karaya çıkmaya başladı. 300’den fazla İtalyan askeri ile Antalya kısa sürede işgal edildi. İşgali 300 civarındaki bir asker sayısıyla gerçekleştiren İtalyanlar bu mevcudu 30 Mart 1919’da 6oo’e çıkardılar. Bu askerler şehrin içine ve çevresine çadırlı ordugâhlar kurarak yerleşmişler, postalar ve nöbetçiler görevlendirmişlerdir. Silâh ve mühimmat ambarlarını kontrol altına almışlar, Antalya’daki silâh ve mühimmatın başka yerlere nakline izin vermemişler, yollara yerleştirdikleri posta noktalarında yolcuların kontrolünü yapmaya başlamışlardır. 1922 yılında Antalya’nın nüfusu 24.000 civarında idi ve bu nüfusun 16.000’i Müslüman 8.000’i ise Hıristiyan, Yahudi ve Ermeni vatandaşlardan oluşmaktaydı.” Kaynak : Göksel Mahir Yılmaz, Antalya Solu  

Arkeolojik eserler konusunda da şu bilgiye rastlıyoruz:

“Biagio Pace, Roberto Paribeni gibi arkeologlar, halkı kendi yanlarına çekmek için ülkeleri lehinde propaganda yaptılar. İtalyan arkeologlar, çalışmalarını bazen Osmanlı Hükümeti’nin bilgisi dâhilinde yapmışlar; kimi zaman kendi başlarına hareket etmişlerdir. Ortaya çıkarılan eski eserlerin hükümete bilgi verilmeden koruma altına alınması Osmanlı Devleti’nin tepkisine yol açmıştır. Belgelerden anlaşıldığı kadarıyla, İtalyan araştırmacılar, buldukları bir takım eski eserleri hükümete haber verme ihtiyacı duymadan ülkelerine götürmüşlerdir.”  Kaynak : Göksel Mahir Yılmaz, Antalya Solu  

Castelliano'nun Avatar'ı

Gezi sona erdiğinde bazı tarihi gerçeklerin yörede farklı şekillerde algılanmasının ne kadar doğal olduğunu düşündüm. Büyük bir olasılıkla gözlerden uzak bir şekilde kazı yapmak isteyen bir arkeolog olan Anders Castilliano değirmeni bir (bahane) dekor olarak kullanıyor; tarihi eserler bakımından çok zengin olan Papmphylia bölgesinde Perge, Silyon, Selge gibi antik kentlerin tam ortasında işini yapıyordu.

İşin en ilginç tarafı ise henüz bölgeden neyin götürüldüğünün tam olarak farkında olmayan arkeologlar belki de yıllar sonra kaybolan eserleri keşfedeceklerdir. Gördüğüm antik kentlerin hemen hemen hepsi hiç bir güvenlik önlemi alınmadan açgözlü hazine avcılarının insafına terk edilmiş durumda. Koyun keçi otlatma bahanesiyle antik kentlere giren köylüler bilinç düzeyleri  ve kültürel farkındalıkları düşük olduğu için hiç bir sorumluluk duymadan  tarihi eserleri hem tahrip ediyor hem de talan ediyorlar. Kültür bakanlığı personeli ise kimine göre komisyon aldıkları için kimine göre amirlerinden veya köylülerin hışmından korktukları için hırsızları uzaktan izlemekle yetiniyorlar.

Xanthos Letoon Patara 8 Mayıs 2013 098

İtalyan Değirmeni gezimiz sorunsuz geçti. Değirmen binasının yerinde yeller esiyor. Geriye bir duvar parçası kalmış. Demir boru yerinde duruyor. Hurdacıların taşıyamayacağı kadar ormanın derinliğinde tarihi bir kanıt olarak duruyor. Ahmet Bölükbaşı bir iki turunç ağacını gösteriyor. Bu ağaçların İtalya’dan getirilip buraya dikildiğini buradan da bölgeye yayıldığını anlatıyor.  Devasa turunç ağaçları dallarındaki meyvaların ağırlığıyla yerlere kadar eğilmişler. Yürüyüşlerimizde meyva kopartmıyoruz. Bakmakla yetiniyorum. Soğanlı Dağı eteklerinden aşağıya köye bizi otöbüslerin beklediği yere iniyoruz. Hazır buralara gelmişken Karapınar Şelalesi’ni de görmemizi teklif ediyor rehberimiz. Hava erken kararıyor. Yine de şelaleyi görmeye gidiyoruz. Otuz kırk  metreden kayaların arasından fışkıran şelale görülmeye değer.

Karapınar

İtalyan Değirmeni

Post navigation