15 Eylül 2013 Selge 008

Selge Antik Kentine yaptığın yolculuğun en çarpıcı karelerinden biri de bu yarısı yıkılmış 8,700 kişilik Roma Stili tiyatro. Tiyatroyla ilgili kaynak araştırmasında bir iki makale göze çarpıyor: Yetmiş bin nüfuslu Selge yaklaşık sekiz yüz yıllık bir şehir. Roma İmparatorluğu sonlarına doğru tarih sahnesinden yok olan kentlerden. Her antik kent gibi Selge de kuruluş, gelişme ve çöküş dönemi yaşıyor. Strabon’un Antik Anadolu Coğrafyası , “Geographika” adlı eserinde Selge’den bölgedeki doğal zenginliklerden, Günlük Ağacı, zeytin ve kestaneden söz ediyor. Selgelil’erin   doğal zenginlikleri nasıl kullandığını anlatıyor.

“Selge bir kent olarak önce, Lakedaimonialılar tarafından kuruldu.(Strabon,Prof. Dr.  Adnan Pekman çevirisi, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, üçüncü baskı İstanbul 1993, Sayfa 53)

Geriye kalan yapılardan göze görünen antik tiyatro, çarşı, tapınak  ve su kanalları var. Bölgeye yerleşen göçebe Türkmenlerin Sarıkeçili ocağından oldukları sanılıyor. Bölge birinci derece sit alanı ve doğal koruma alanı olarak ilan edilmiş olmasına karşın 600 nüfuslu Zerk köyü antik kentin içinde yer alıyor. Bölgede henüz arkeolojik kazıların başlamadığı belli oluyor.

Antik Şehirle köy içiçe. Tiyatroya gitmek üzere yürürken ellerinde yazmalar, tahta kaşıklarla bir kadın ve çocuk ordusu önünüzü kesiyor. Siz antik tiyatroyu görme heyecanı içinde yürürken sizin paranızı almak üzere ellerinde hiç bir anlamı olmayan eşyalarla yalvararak sizi taciz eden bu kalabalıkla karşılaşmak tüm neşenizi kaçırıyor.

Sit Alanı

Bu köyün ahalisi antik kentin daha rahat gezilmesi adına hiç bir şey yapmadıkları gibi diğer antik kentlerde de gördüğün “turist kazıklama” yöntemiyle sizi taciz etmekten utanmıyor bile. İki bin beş yüz yıl önce kurulan şehrin su ve kanalizasyon sistemi, yolları, tiyatrosu  hala ayakta duruyor. Günümüz Zerk köyünün ne kanalizasyonu var ne de akan bir çeşmesi. Eski uygarlık kültür seviyesinden belki de bin yıl daha geriye ait olan bu yaşam tarzıyla Zerk köyü diğer antik kentlerin yakınındaki köylerden hiç farklı değil. Yolları yok, kanalizasyonları yok, çarşıları yok, tiyatroları yok kısaca şehir hayatı yok. Binlerce yıl öncesinden gelen ” Nomad” yani “yörük” geleneğini sürdüren yerleşik köyler. Bin iki yüz metre irtifada tümüyle kayalık bir arazide “konglomera” kaya oluşumlarının hakim olduğu bu topraklarda ne tarım ne de hayvancılık yapılabilir. Köylü ısrarla “sit alanı” uygulanmasının kalkmasını talep ediyormuş. Kaldırıldığı anda o güzelim doğa ve tarih cenneti yok olacak. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Köylü zaten yaptıkları evlerin taşlarını antik kentten elde etmişler.

15 Eylül 2013 Selge 041

Tiyatro merdivenlerinde hayvan pislikleri dolu. Antik tiyatroların merdivenleri arasındaki otları yiyen inek ve koyunlar zaten alışıldık manzaralardan. Gittiğin her antik tiyatroda bunu gördün. Tüm Likya ve Psidia coğrafyasında yüzden fazla antik tiyatro var. Çoğu hala ayakta. Hayvanlarını antik tiyatro merdivenlerinde otlatan tiyatro kulislerini ahır olarak kullanan köylülerin “taşları görmeye gelen salak turistleri kazıklamak” dışında bir bakış açıları da yok.

Su Pınarları

 

Dağ başında hangi marka olduğu anlaşılmayan, sağlıklı olup olmadığı bilinmeyen plastik su şişelerini bir liradan satan köylülerin şikayetlerini dinleyen yerel politikacıların yalanlarıyla şımaran Zerk ahalisi, eğer taşların dilini konuşabilseydi;  içinde yaşadıkları kestane, servi, sandal ağacı, ardıç ve kızılçam ormanından geçimlerini sağlayabileceklerini öğrenebilirlerdi. Dahası aşağıda antik su pınarları incelemesini okuyacağınız Sn. G: Yıldırım’ın işaret ettiği zengin su pınarları değerledirilip su şişeleme tesisleri inşa edilebilirdi. Bu zengin su kaynaklarının yaz kış kesilmeyen suları orada öylece denize doğru akıyor.

Selge Antik Kenti ve su yolları adlı dokümanın Sayın Galip Yıldırım’a ait olduğunu belirtelim. Bu dokümana üzerine tıklayarak erişmek mümkün.

Selge Konglomera Kayalıkları

 

 

 

Selge

Post navigation