Adrasan 17 Şubat 2013 003

Yıllar boyunca baharları ıskalamış biri olarak şimdi ağır ağır izliyorum Demeter’in dönüşümünü. Adrasan üç bin yıllık tarihi kalıntıları ve el değmemiş doğasıyla ilkbaharın izlenebileceği en uygun yerlerden biri.

Adrasan 17 Şubat 2013 002

Badem, kiraz, elma ve erik ağaçları çiçeklenmiş. Papatyalar, gelincikler ve diğer kır çiçekleri de bir halı gibi sarmış her yeri. Olympos dağına tırmanıyorsun. Kış mevsiminin yoğun yağışları dağ yolunu ortadan kaldırmış. Heyelanın izleri görülüyor her yerde. Toprak yemyeşil taze otlarla kaplı. Eriyen karların suları küçük derecikler oluşturmuş.

Bu kadar bol suyu olan bir yerde yaşayan bitki ve hayvanların şanslı olduğunu düşünüyorsun. Baharın havasına güvenilmez derler ya. Doğrudur. Güneşli hava birden değişip yerini güçlü ve soğuk bir rüzgârın getirdiği yağmur bulutlarına dönüşüyor. Hazırlıklısın. Yağmurluğunu giyiyorsun. Olimpos Yunanca dağ anlamına geldiğini söylüyorlar. Solymma da Luvi dilinde dağ anlamında kullanılıyormuş. Bu bölgenin Helen öncesi yani M.Ö: 7. yüzyıllarda yaşayan halkının konuştuğu dil Luvice. Adrasan ‘da o dönemin en kalabalık şehirlerinin kurulduğu bölge.

Çiçeklerle dolu Olimpos dağ yollarından geçerek Kadir’in Evi’nin de bulunduğu dereyatağına geliyorsun. Oradan denize kadar uzanan dere boyunca çarpık ve denetimsiz yapılaşma ve çevre kirliliği görülüyor. Ambalaj atıkları, plastik hurda demir ve akla hayale sığmayacak her türlü atık orada tüm çıplaklığıyla gözleriniz önünde. Bu manzaradan rahatsızlık duyan da yok. Çoğunluğu Karadeniz Bölgesi çıkışlı müessese sahipleri,dört bir şehirden akın akın oraya ciddi paralar ödeyerek gelip kalanlar, o pislikten ve görüntü kirliliğinden rahatsız olmuyorlar. Yerel yönetimler de rahatsız değil. Çevre doğa dostu SKT’ları da anlaşılan buraya uğramıyor.

Adrasan ve Olimpos bölgelerinde binlerce yıl önce yaşayan insanların inşa ettikleri su sarnıçları, stoalar, hamamlar, kütüphaneler, devlet binaları, limanlar ve mezarlar orada ibret timsali olarak ayakta duruyor. Bir de bugünkü demir ve tunç devri öncesi yapılaşmaya bakıp bir kez daha uygarlığın nereden nereye evrildiğini sorgulamak lazım.

70’li yılların Woodstock türü özgürlüklerinin mekanlarından biri burası. Derme çatma kulübelerin bulunduğu bu pansiyonlar hiç de mütevazi fiyatlar uygulamıyor. Buraya gelen öğrencilerin çoğunun para sıkıntısı olmadığı anlaşılıyor. Bu doğa cennetinin ortasına bir de diskotek yapmışlar. Bu da gürültü katsayısının oldukça yüksek olduğu işkence geceleri anlamına gelebilir. Zaten buraya gelen keçi yoluna benzer şosenin her tarafı delik deşik olmuş. Yerel idareler de müessese sahipleri de yolu onarmayı bir görev olarak görmüyorlar. Deli Dumrul ticari anlayışı hakim pansiyon sahiplerinde. Gelen müşteriyi esir alıp işkence ederek paralarını soyuyorlar. Bundan da rahatsız olmak yerine zeytinyağı gibi üst perdeye erişen tavırlarıyla küstah küstah konuşuyorlar. Sadece paraya ve cinselliğe odaklı tek profilli öfke dolu erkeklerin yönettiği bu müesseselere müşteri olarak gelenlerin profili de farklı değil.

Şimdi baharın sızdığı bu vadide sessizlik hakim. Akan derelerin şırıltısı her kötülüğü örtüyor. Yeni olanın güzelliği ruhunu dinlendiriyor. Taze yaprakların ışıldayan yeşili patlayan sarı, beyaz, mor ve kırmızı çiçek cümbüşüne karışıyor. Yeni bir yıl başlıyor Adrasan’da. Şubat ayının eski yılın son ayı olduğu kültürlerde yeni bir yıla girerken arınma ritüelleri icra edilen günler yaşanıyor. Çin, Hindistan ve İran eski yılı uğurluyor. Burada bu topraklarda ise güneş balık burcuna girerken baharın müjdesi badem ağaçları çiçek açıyor.

Likyalılar ve daha sonra Yunanlılar her ayı onar günlük dönemlere ayırmışlardı. Romalılar, ayın bazı günlerine ayrıcalık tanırlardı, gitgide günleri haftalar halinde dizmeye başladılar ve bu uygulama İmparator Augustus zamanında tamamiyle törenler arasına girdi ve haftanın her günü özel bir Tanrıya adandı. İşte Demeter’in kızı Persephone’nin bu mevsimde ormanda çiçek toplarken Hades tarafından kaçırılması miti mevsimlerin hikâyesi olarak nesilden nesile anlatıldı.

Adrasan 17 Şubat 2013 015

Olimpus dağına bakıyorsun. Eriyen kar suları kayalardan aşağıya, denize doğru uğuldayarak akıyor.Suların her yıl bu dönemde denize akışını hiç bir şey engelleyemiyor. Binlerce yıldır hiç değişmeyen bu döngü zamanın doru bir çizgide olmadığını sürekli döndüğünü gösteriyor.

Adrasan

Post navigation