Ölümle yaşam arasının çok ince bir çizgi olduğunu söylerler. İnce ve çok keskin bir çizgi.

Avusturyalı maceraperest paraşütcü Felix Baumgartner 39 bin metreden kendini aşağıya bırakırken o ince çizginin üzerinde yürüdüğünü biliyordu mutlaka. Kimine göre bu atlayışın risk oranı çok yüksekti, kimine göre ise düşüktü. Ama Felix Baumgartner yedi yıl durmaksızın üzerinde çalıştığı projesini gerçekleştirdi. Kimine göre çok büyük bir iş başardı kimine göre de yaptığı şey saçmalıktı. Bu yaşama nasıl baktığınızla alakalı bir şey. Felix Baumgartner gibi olanlar dünyaya ve insanlara çok farklı bakıyorlar. Paradigmaları değişik. Öte yandan insanlara bir tarafın tarafı gibi bakanların asla anlayamayacakları bir cesaret farkı da çok bariz bir biçimde önümüzde duruyor.

Hüseyin Kaplan’ı  İstanbul Golf Kulübü turnuvalarından birinde tanıdım. Ben çıkış vuruşumu yapmaya hazırlanırken o karşımda kamerasını ayarlıyordu. Sanırım o zaman golf sporunu tanımıyordu. Fotoğraf çekerken oyuncunun konsantrasyonunu bozabileceğinin farkında değildi. Onu da fotoğraf çekmeye gelen magazin muhabirlerinden biri sanmıştım. Magazin basınının ilgi odağı olan isimlerin bir arada bulunduğu bu turnuvalar onlar için büyük bir fırsattı. Nitekim her turnuvada olduğu gibi o gün de gazetecilerle oyuncular arasında münakaşalar oldu. Resim çekmek isteyen muhabir sınır tanımadan çalışmak istiyordu. Golf sporunu yakından tanıyan meslektaşlarının nasıl çalıştıklarını da bilmedikleri için çatışmalar kaçınılmaz oluyordu. Hüseyin Kaplan’a kurallar hakkında bilgi vermiş bazı tavsiyelerde bulunmuştum. Sözlerimi ciddiye aldığını da gördüm. Kimseyle bir sorun yaşadığını da hatırlamıyorum.

Geçtiğimiz Cumartesi günü kaptanlık turnuvası öncesinde Antalya National Golf Club’da elinde yeni aldığı fotoğraf makinası ve teleskopik lensleriyle gördüğümde onun kalp krizi geçirerek vefat edeceği aklımın köşesinden bile geçmemişti.

Bir süre sohbet ettik. İki yıldır golf oynamadığım için pek görüşemiyorduk.  En son ellinci sayısına yazı yazmıştım Hüseyin Kaplan’ın sahibi olduğu Golf dergisine. Turkish Airlines Golf Şampiyonası’nda meydana gelen tatsızlıklar üzerine konuştuk. Olaylara sebebiyet veren muhabirin Tiger Woods atış yapmaya hazırlanırken kamerasıyla önünde durduğunu, kendisine yapılan tüm ikazlara rağmen ısrarla yerini değiştirmek istemediğini ve olayı tırmandırdığını söyledi. Olaya şahit olanların anlattığına göre Ahmet Ağaoğlu çok hızlı hareket etmiş ve muhabiri oradan uzaklaştırmak için kolundan çekmiş. Kimine göre de kafa atmış. Her geçen gün golf olaylarını izlemek üzere eğitimsiz ve genç muhabirlerin ortaya çıktığını  söyledi. Laf dinlemeyen egosu yüksek hırslı muhabirler. Hüseyin Kaplan onlar gibi değildi. Zaman zaman bazı olaylar karşısında öfkelendiğini görmüştüm. Özellikle de onu “şipşakçı foto” yerine koyanlara içerliyordu. Bazı bayan golf oyuncuları onun kendilerinin resimlerini yeterince çekmediğini veya dergiye iyi göründükleri fotoğrafları basmadığı için kızıyorlardı. Poz verip resim çektiren ve seçtiği fotoğrafı  dergide yayınlamasını isteyenler de vardı. Hüseyin Kaplan bu insanlara çok kızıyordu. uzun uzun anlatır dert yanardı: Ben de ona sakin olmasını söyler yatıştırmaya çalışırdım. Nihayetinde golf sporunun Türkiye’de “sosyete sporu” olarak tanınmasının belirli nedenlerinden biri de bu hırslı sonradan görme insanlardı.

Benim dergiye katkım iki ayda bir gönderdiğim yazıdan ibaretti. Oysa o, tüm derginin yükünü çekiyordu.Tüm golf olaylarını yakından izliyor, bizzat fotoğraflarını çekiyor, yazıları ve reklamları topluyor sonra da dizgi, baskı ve dağıtım işlerini de organize ediyordu. Ağır bir çalışma temposu vardı. Golf dergisi dışında bir kaç dergi daha çıkarıyordu. Reklam geliriyle finanse ettiği dergileri golf kulüp üyelerine  ücretsiz dağıtıyordu. Yılda dört ya da altı sayı çıkıyordu.

Golf kulüplerinin üyeleri de katıldıkları turnuvalarda Hüseyin Kaplan’ın çektiği resimleri  ilgiyle izliyor anılarını tazeliyorlardı.  Üyeler  oyun sonrasında kulüp binasında bir şeyler içerken dergiyi karıştırıyor kendi resimlerini arıyor, bulduklarında da oynadıkları oyun üzerine konuşuyorlardı. Üyeler dergideki yazıları okumaktan çok kendi resimlerini görmek ve anılarını paylaşmak için karıştırıyorlardı dergiyi.

Benim yazdığım yazılar genellikle dünya profesyonel golf karşılaşmalarından haberler ve yorumları içeren dört sayfa kadar tutuyordu. Nihayetinde o kadar emek verip bir  dergi çıkarıyorsun, karşılığında bir para almadığın gibi amatör ruhunu canlandıracak bir iki söz de duymuyorsun.  On yıl sonra hiç bir feed-back almadığım için   yazıları dergide yayınlamanın bir faydası olmadığını düşünmeye başlamıştım. Hüseyin Kaplan ‘a düşüncemi açtığımda çok üzüldüğünü söylemişti. Yazmaya devam etmemi istediğini de söyledi. Oysa ben kararlıydım. Artık golf üzerine yazmak istemiyordum.

Onu National Club da  gördüğümde   teleobjektifi bir teleskopa benziyordu. Aldım baktım. Çok ağırdı. Geçtiğimiz ay organize edilen Dünya golf şampiyonaları  karşılaşmalarını çekmek için özel olarak aldığını söylemişti. Karşılaşmaları çok yakından izleyemeyeceği için daha güçlü bir teleobjektif almıştı. Makinadan övgüyle söz etmişti. Uzak mesafelerden daha rahat çalışabildiğini söylemişti.

Hatırladığım kadarıyla Hüseyin Kaplan’ın kalbinden bir rahatsızlığı vardı. Bir kaç doktora muayene olmuştu. Kesin bir teşhis konmamıştı ama ameliyattan söz etmişlerdi. Hem korkuyordu hem de ameliyata verecek yeterli parası yoktu galiba.  Sonra ne oldu bilmiyorum. İhmal etti her halde. Kim bilir?

Şimdi vefat haberini duyduğumda içimde bir sızı duydum. Hüseyin Kaplan amatör bir ruhla çıkarıyordu o dergileri. Bildiğim kadarıyla bekârdı. Bir ilişkisi de yoktu. Bir kaç kez biriyle birlikte görmüştüm ama demek ki, ilişkiler ilerlemedi. Yalnız yaşıyordu. Golf kulüpleriyle ve üyelerin sahibi olduğu büyük şirketlerle yakın ilişkiler kurmuştu. Kulüp üyelerinin sahibi ya da yöneticisi olduğu şirketlerin reklamlarını almak için çok uğraşırdı. Söz verip de para vermeyen bir çok şirket olduğunu söylerdi.

Şimdi onun koşuşturması  bitti. On iki yılda kurduğu çatı belki de orada öylesine kalacak. Onun bıraktığı yerden devam edecek kimse de yok bildiğim kadarıyla.

Işıklar içinde yat Hüseyin Kaplan ….

Hüseyin Kaplan

Post navigation