Antalya yöresinde yaylaları gezmeyi sürdürüyorsun. Serik yaylaları bu haftanın programında yer alıyordu. Koca Memetler köyü üzerinden Pamucak Kırçağıl yaylasına 16 km. lik bir parkuru yürüyeceksiniz. Sizi taşıyan minibüs anayoldan Yörükler Köyü’ne doğru sapıp, Aksu Çayı’nın ikinci kolu yanından dağlara doğru  seyrederken sağ tarafta Panfillia vadisine tepeden bakan Sillyon harabelerini seyrediyorsun.

Bıçakla kesilmiş gibi duruyor Sillyon. Bakımsızlıktan yok olmaya yüz tutan bu antik kente kimsenin ilgi gösterdiği yok. Orada mağrur bir şekilde her şeye meydan okuyor. Büyük İskender’e kafa tutan kralları gibi.

Bir web sitesinden alıntı: “Ne  yazık  ki  Silyon’un  korunması  için  yeterli  önlemler  alınmıyor.  Örneğin  Kent tiyatrosunun 1969 yılındaki heyelanda yıkılmış  ve 11 basamağının ayakta   kalabilmiş. Önlemlerin alınmaması durumunda tiyatronun tamamen yok olacağı  ortada. Hellenistik mimarinin en seçkin  ve  nadir örneklerinin  bulunduğu  Bir antik  kentin  böylesine  ihmali  inanılır  gibi değil. Güney  yamaçta  bulunan tiyatro  ve odeonun yarısı  ile,  armut  şeklindeki  sarnıçlar  göçmüş  durumda.” http://begonvilliev.wordpress.com/2011/07/05/silyon-antik-kenti-kurtarilmayi-bekliyor/

Bu bölgede her yer tarih kokuyor. Tarihi doku içerisinde yaşayan civar köylerin ahalisi ise konuya tamamiyle duyarsız. Dağlara sarmadan önce kısa bir mola için köyün  çayhanesine uğruyorsunuz. Plastik sandalyeler, kirli örtülü masalar, sakalları bir karış göbekli gözleri korku dolu adamlar taş oynuyorlar. Merakla sizi izliyenler ise çoğunlukta. Orada Sillyon’un şahane duvar işçiliği ile köyün fakir inşaat kalitesi arasındaki farkı aradan geçen iki bin beş yüz yılla açıklamak da mümkün değil. Bu antik kentleri inşa eden taş ustalarının mimari bilgisinden geriye sadece devasa taş blokları kalmış. çayhane pislik içerisinde. Yerlerde sigara izmaritleri, boş pet şişeler, bira kutuları dikkatini çekiyor. Çay dağıtan delikanlı şişelerin üzerinden büyük bir maharetle atlayarak servis yapıyor.
Çay içmekten vaz geçiyorsun. Grup çay ve simit faslına geçerken sen köyün tek caddesinde yürüyorsun. Pislik her yerde dikkat çekici boyutta. Bu bir paradigma sorunu diye düşünüyorsun. Belediyeciliğin iki bin beş yüz yıl önceki hali belki de bugünkünden daha ileriydi. Ekmek fırınına doğru yürüyorsun. Aynı pislik orayı da sarmış durumda. Buralara bu “pis” daha doğrusu “kirli” görüntüyü veren nedir acaba diye düşünüyorsun. Etrafa atılan boş ambalaj atıkları, makina parçaları, inşaat atıkları, siyah renge dönmüş su birikintileri bir an önce oradan uzaklaşmak isteğini uyandırıyor. Geri dönüyor minibüsdeki koltuğuna oturuyorsun:
 Elindeki deriyi açıp okuyorsun: Dr. Cemali Sarı’nın Mehmet Akif Üniversitesi Eğitim Fakültesi dergisi’nde yayınlanan yayla turizmi konulu makalesinde bir tablo hazırlamış. Dört numaralı tablo:
  • Antalya İli  Yaylaları
  • Gömbe Kaş 70 1.500 Yaz/Kış Sayfiye
  • Ördübek* Finike 47 1.200 Yaz Sayfiye/Hayvancılık
  • Yeşilyayla* Korkuteli 28 1.000 Yaz/Kış Sayfiye/Hayvancılık
  • Söbüce* Korkuteli 53 2.100 Yaz Hayvancılık
  • Beydağı* Kumluca 82 2.030 Yaz Hayvancılık
  • Altınyaka* Kumluca 27 950 Yaz/Kış Sayfiye
  • Söğütcuması
  •  Kumluca 52 1.350 Yaz/Kış Sayfiye
  • Üçoluk* Merkez 40 1.500 Yaz/Kış Sayfiye
  • İkiz* Serik 51 1.600 Yaz Hayvancılık
  • Maşad* İbradi 15 1.200 Yaz Hayvancılık
  • Salamut* Akseki 25 2.000 Yaz/Kış Hayvancılık
  • Morca* Akseki 25 2.100 Yaz Sayfiye/Hayvancılık
  • Çinoğlu* Alanya 20 600 Yaz/Kış Sayfiye
  • Dereköy Alanya 30 1.000 Yaz/Kış Sayfiye
  • Pınarbaşı* Alanya 30 900 Yaz Sayfiye
  • Gedevet Alanya 25 1.500 Yaz Sayfiye
  • Türktaş* Alanya 29 600 Yaz/Kış Sayfiye
  • Mahmutlar* Alanya 52 1.600 Yaz Sayfiye/Hayvancılık
  • Gökbel Alanya 60 2.050 Yaz Sayfiye/Hayvancılık

Antalya İli çevresindeki dağlarla ilgili ise bir paragrafla özet çıkarmış:

“Beydağları, Toros Dağları’nın Antalya sınırları içinde kalan batı bölümünü oluşturur. Antalya Körfezi’nin batısında kuzey-güney doğrultusunda körfeze paralel olarak uzanırlar.
Genellikle kalker kayalardan oluşan bu sıradağlar, değişik orman formasyonları ile kaplıdır. Akdeniz kıyılarından yükselerek 3.070 m.ye kadar ulaşırlar. Beydağları üzerinde; Tahtalıdağ(2.366 m.), Tunçdağı (2.649 m.), Saklıkent (2.503 m.), Bakırlıtepe (2.547 m.), Alabelen (2.422 m.), Ardıçtepe (1.960 m.), Kızlarsivrisi (3.071 m.), Çeştepe (2.930 m.), Mümtaztepe (2.819 m.), Pozan dağı (2.774 m.), Alacadağ (2.336 m.), Kohu dağı (2.408 m.) ve Susuz dağlar (2.209 m.) önemli doruklardır. En yüksek olanı ise 3.071 m. ile Kızlarsivrisi’dir.” Cemali Sarı,Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi  s.22  

Trekking Parkurları ise şöyle özetlenmiş:

  • *Avlan Gölü-Göltarla-Çığlıkara Tabiat Ormanı yürüyüşü,
  • *Kemer-Gedelme-Kesme Boğazı-Kuzdere yürüyüşü,
  • *Antalya Merkez-Gökdere-Gedeler-Çandır Deresi yürüyüşü,
  • *Derbent Harabeleri-Döşemealtı Antik yol- Döşemealtı Obruğu yürüyüşü,
  • *Katran Dağı-Kırkgözhan-Kırkgöz Su Kaynakları yürüyüşü,
  • *Gebiz-Kocamemetler-Kırçağıl-Pamucak-Yumaklar yürüyüşü,
  • *Altınbeşik Mağarası-Üzümdere Balık Çiftliği-Ormana evleri yürüyüşü.
Çay içenler geri dönüyor. Minübüs yola koyuluyor . Az sonra  ahlar vahlar çıkararak dağ yollarına sarıyor. Her dönüşte geride bıraktığınız Panfilya ovasını görüyorsun. Solyma Dağları’nı yaran Aksu Deresi’nin suladığı “Irklar Ülkesi” Panfilya ovası.
Bazı tarihçilere göre İskender’in istilasından sonra Grekler bu bölgeleri kolonileştirmişler. Konuşulan dil, örf ve adetler aradan geçen yıllar içinde dönüşmüş, çok kültürlü şehirler oluşmuş. Bergama Kırallığı’na bağlı garnizon şehirler inşa edilmiş.
Minibüsün sizi bıraktığı noktadan yürüyüşe geçiyorsunuz. Dağlar arasından geçip Kırçağıl yaylasına ulaşacaksınız.. Ekim ayı olması itibariyle göçerler bu bölgeyi terk etmişler. Her yer ambalaj atıklarıyla dolu. Çeşmelerden buz gibi suların aktığı vadide yürüyorsunuz. Buraları kullananlar kirletiyorlar da. Köydeki kirliliğin buraya da sıçradığını doğanın dokusunu tehdit etmeye başladığını görüyorsun.
 Her şeye karşın , dağlar tüm heybetiyle orada duruyor. Henüz kirleten insanın dokunmadığı uzaklıkta duruyor. Dağlardan kopup gelen yağmur ciselemeye başlıyor. O yağmur kokan  rüzgâr kulaklarında yürüyorsun. Her adımda ruhunun dinlendiğini hissediyorsun…
İlerde panfilya ovasını yeniden görene kadar iniş sürüyor. Dev sedir çamlarının ölü gövdeleri orada çürüyor. Bazı yerlerde kereste elde etmek için çalışma yapıldığını görüyorsun. Yine de bir Sedir çamı mezarlığı görüntüsü var. Kurumuş sedir ağacı dalları sana termessos ve Sillion antik kentlerini anımsatıyor. Üzerinde yaşadığı toprakların tarihini redddeden ve çarpıtan bir devletin  yarattığı eğitim ve belediye sisteminin  kurabanı olan bu toprakları görmek biraz da hüzünlendiriyor seni.
Sivil toplum kuruluşlarının gelişmeye başladığı bu yıllarda doğa severlerin hafta sonları yaptıkları bu yürüyüşler gelecek nesillere bu toprakların doğal, tarihi ve kültürel mirası hakkında bir şeyler taşıyacaktır mutlaka..

 

 

 

Serik Kırçağıl Yaylası

Post navigation