Selçuklu ve Osmanlı İmparatorlukları öncesine kadar uzanan “Tişri günleri”, Babilcedir. Resmi İbrani takviminde   yılbaşı dini takvimde ise Nisan ‘la başlayan yılın yedinci ayıdır. Rumi takvime göre ise “Teşrin”, öncesi ve sonrasıyla iki sonbahar ayını ifade eder.   “Teşrin-i Sani”, Türkiye Cumhuriyeti’nde 15 Ocak 1945 yılında yürürlüğe giren kanunla birlikte “Kasım” ayı olarak ilan edildi. Osmanlı döneminde kullanılan takvimler düşünüldüğünde ; Şemsi, Kameri, Rumi, Miladi, vb.  içinden çıkılması son derece karmaşık bir tablo göze batar.(*)

 Halk takvimi olarak ifade edilen Pers – Arap takvim geleneğine göre “sene”nin  iki bölümden oluştuğu bilinirdi. Bu da tarım topluluklarının sosyal gerçeklerini yansıtan ekme ve hasat zamanlarına odaklanmıştı. Tarım toplumunun insanı belirli zamanlarda belirli işleri yapmak zorunda olması itibariyle takvimler de bu yaşam biçimine göre şekillenmişti.

Hızır Günleri (Yeşil Mevsim) ve Kasım(Koç Katımı)  Günleri.(**)

 “Kasım Günleri “, Kasım ayının 8’inde başlar, Şubat ayının 29 çektiği yıllarda 180 gün, diğer yıllarda ise 179 gün sürer ve 5 Mayıs günü biter. Mayıs ayının 6’sında Hızır Günleri ile yaz başlar ve 186 gün sürerek 7 Kasım’da sona erer.

Latince kökü “Novem” den kaynaklanan “November”   dokuz sayısını ifade eder.

M.S 835 yılında yayınlanan “canon” bildirisine göre Katolik Kilisesi Kasım 1 tarihini “Azizler Günü” yortu günü olarak ilan ediyordu.

Eski Hint Avrupa dillerinde  “Saint”,   “Hollow” olarak bilinirdi. Bu günün halk arasındaki söylenişi ise “All Hollows” ya da “Hallow’en” olarak yerleşti.

4 Kasım ise ABD’de “Thanksgiving” , şükran günü olarak bilinir.  Bu gelenek ise  1620 yılında ünlü “Mayflower” gemisiyle Amerika kıtasına yelken açan hacı rahiplerin yeni topraklarda yptıkları  ilk hasadın anısına  kutlanmaktadır: ( The Pilgrim Father’s first harwest.)

Günümüzde ise Kasım ayı onbirinci ay olması itibariyle sonbaharın kışa dönüştüğü zamanı ifade etmektedir. Çağdaş kent yaşamında insanın yaptığı işe göre bir iş takvimi oluşturması giderek daha da önemli olmaktadır. “Hasat” mevsimi ya da “ekim” mevsiminden ziyade şehir insanının gerçeği,  çalışma günleri, hafta sonları, yıllık izinler, dini bayramlar, milli bayramlarla sınırlı olmaktadır. Mevsimlerin değişmesi, kar yağışı, baharın gelişi, yaz  kapalı mekanlarda çalışan şehir insanını doğrudan ilgilendirmekten çok özel yaşamında etkili olabilecek bir etkiye sahiptir. Turistik yörelerde çalışanlar için sakin günler, Kuzey ülkelerde yaşayanlar için kısalan günler ve karanlık söz konusu olacaktır.

Stockholm’de yaşadığım yıllarda Kasım ayından çekinirdim. Sadece ben değil tüm Stockholmlüler için “kabus” günleri başlardı. Soğuk ve karanlığın pençeleri arasında soluk almakta zorlanırken insan sıcaklığını arardınız. Södermalm’de Jan’ın tavernası bizim için bir kaçış noktasıydı. Sert İskandinav rakısından iki kadeh içtikten sonra gülümsemeye bile başlardınız. Gecenin ilerleyen saatlerinde efkârlanan Jan,  muhabir olarak bulunduğu Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde savaş maceralarını anlatmaya  başlardı. Çıt çıkarmadan dinlerdik onu. Gece ağır ağır tükenirdi.

Şehir insanları için Kasım ayları karamsarlıkların, kabusların ortaya çıktığı sevimsiz zamanlardır. Oysa, kamerasıyla Yedigöller’de, Como ya da Taho  Gölü’nde doğa keşfine çıkanlar için sarı rengin çıldırdığı zamanlardır. Doğa gezginleri, kuşgözlemcileri ve golf severler için sarı, yeşil ve kahverenginin mavi rengin içinde eridiği kutsal zamanlardır. Yürürken sarı yaprakların hışırtısını duyarsanız eğer yeni yılın başlangıcını da hissedersiniz…

 

—————————————–

(*)  3 Mart 1840 miladî tarihi 1 Mart 1256 cuma günü olarak Rumî takvimin yılbaşı kabul edildi. Bu tarihten sonra çift takvim uygulaması başladı, aynı anda hem hicrî takvim hem de Rumî takvim 1870 miladî yılına kadar birlikte uygulandı. Hicrî takvim ay yılına göre Rumi takvim ise güneş yılı esaslı hesaplandığı için hicri takvimde senenin son günü Rumî takvimin çakışan senesinden her yıl 11 gün daha geriye düşüyordu. İkiliğin önlenmesi için o tarihten sonra artık sadece Rumî takvim kullanılmaya başlandı. Rumî takvim, batının kullandığı Gregoryen miladî takvimden 13 gün gerideydi. Rumi ile miladi arasında -her iki takvim de güneş yılı esasına göre düzenlendiği için- aradaki 13 günlük fark sabitti, böylece hicrî takvimin aksine mevsimlerin hep aynı aylara denk gelmesi temin edilmiş oldu, yıl farkı da takvimin başladığı zamanki fark olan 584 yıla sabitlenmiş oldu. Bu fark; Rumi Takvim’in Julyen Takvimi’ni, miladi takvimin ise Gregoryen Takvimi’ni esas almasından ileri gelir. 8 Şubat 1332 tarih ve 125 sayılı kanunla Julyen esaslı Rumî takvim yürürlükten kaldırılarak Gregoryen esaslı Rumî takvime geçildi. Bu değişiklik miladî takvimde 1917 senesine denk gelir. Kaynak: Vikipedi

(**)  KOÇ KATIMI : 
Kars yöresinin en eski geleneklerinden biriside koç katımıdır. Koç katımı günü mahalli takvimde de önemli bir yer tutmuştur. Çobanlar yanaşmalar ona göre hesap yılını anlaşır ve konuşurlar. Kars ve Kağızman yörelerinde ekim ayının son haftası ile kasım ayının ilk haftası koç katımı günleri olarak bilinir. Daha yayla yerlerinde koyunculuk yapanlar koç erken katıp koyunun ilk baharda otluğa çıkmadan doğurmasını hesaba katarlar. Gün olarak Cuma ve Pazartesi günlerinin hayırlı olacağına inanmışlardır. Katım günü yaklaştıkça koç sahiplerinde de bazı hazırlıklar başlar. Koçları süslemek için
Valalar koyunları süslemek içinde boyalar alınır. Evin kızı, gelini koç bezeği denilen renkli örgü ve süsleri hazırlamağa başlamış olurlar. Koçların boynuzlarına ve boyunlarına takılacak meyveleri iplere dizerler. Köylerde sürü sahipleri toplanıp koç katımını ve o yıl ki sürü idaresini konuşur, anlaşırlar. Köy genellikle bir mahallede koçu katmayı kararlaştırır. O gün koyun sahipleri pişirdikleri yemeklerle süsledikleri koçlarla sabahın erken saatlerinde katım yerine giderler. Koçlar götürülürken bazı inanışların da yerine getirilmesine son derece dikkat edilir. Koçlar evden çıkarılmadan önce koça erkek çocuk bindirilirse o yıl doğacak kuzular erkek, kız çocuğu bindirilirse dişi doğarlar. Koçlar katılıp yerine götürülürken aniden yol üzerine erkek veya kadın çıkarsa o yıl yola çıkanın cinsiyetine göre doğacağına inanılır. Sürüye ilk katılan koç siyah koyunla ilgilenirse o yıl kış hafif geçer. Yolda gebe kadına rastlanırsa o yıl koyunların ekseriyetle ikiz doğuracağına inanılır. Koç katım günü köyün neşeli günlerinden biridir. Katım için koçları götürürken silah atma, oyun oynama, tekbir getirme ve türkü söyleme gibi törenleri de yerine getirirler.
Koyun sürüleriyle ilgili bazı törenlere de son derece dikkat edilir. Yürüyen koyun sürüsünü ikiye bölüp geçmenin sürü içerisinden boş kova ile geçmenin ve doğum (döl) günlerinde evden tuz, ateş gibi şeylerin dışarıya verilmesi günah sayılmaktadır. Bunlar herkes tarafından bilinen ve dikkat istenen şeylerdir. Kaynak: http://www.karskulturturizm.gov.tr/belge/1-56427/gelenek–gorenek-ve-inanislar.html

 

 

“Kasım” ya da “Tişri” Günleri

Post navigation