“Yasemin kokusu” ve “Arap baharı”  adı verilen ” Arap devrimi”geçen yıl 18 Aralık tarihinde Tunus’da başlamıştı. Neredeyse birinci yılı dolacak. Bir yılda arap  halkının direnişi Tunus, Mısır, Libya, Yemen ve Suriye’de ciddi sarsıntılara neden oldu.

Tunus ilk kez serbest seçimleri gerçekleştirdi. Sırada Mısır var. Daha sonra da her halde Libya. Bir yıl sona ermeden üç ülkede rejim değişikliği meydana geldi. Direniş dalgası gelip Yemen ve Suriye kıyılarına da vurdu. Bu ülkelerde de çok kısa bir süre içinde rejim değişiklikleri bekleniyor. Bu uzmanlar tarafından kaçınılmaz bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Tunus’dan sonra Libya’da da İslamî “Şeriat” hukuk düzeninin uygulanacağı direniş liderleri tarafından açıklandı.(*) Şeriat hukuk düzeni bir anlamda “Müslüman kardeşler”‘ (İhvan-ı Müslimin) ‘in ana siyasi amacı olarak biliniyor. Direniş liderlerinin öncelikle “şeriat” şartını öne sürmeleri de bu ülkelerde  İhvan-ı Müslimin akımlarıyla alakalandırılabilir: bu da “Baas” rejimleri çöküşüyle birlikte “laik” siyasi akımlarla şiddetli bir siyasi mücadelenin başladığını gösteriyor.

Medyada  bu konuda haberler yorumsuz olarak veriliyor. Yorum yapmak için daha erken…

“Libya diktatörü Kaddafi’nin direnişçiler tarafından öldürülmesinden sonra “Hürriyetin ” ilan edildiği törende konuşma yapan direniş lideri  Mustafa Abdül Celil, ülkenin “islâm şeriat” hukukuna uygun olarak yönetilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılacağını açıkladı.

Yapılacak değişikliklerle; bankaların faizden para kazanmasını sağlayan düzenlemelerin ve “erkeklerin evlenebileceği kadın sayısı ilgili sınırlamaların” kaldırılacağını belirtti. Yapılacak değişikliklerle ülkede İslam hukukuna uygun olarak erkeklerin çokeşli evlilikler gerçekleştirebilmesi amaçlanıyor.” Kaynak : Bianet 

“Abdul-Jalil laid out a vision for a new Libya with an Islamist tint, saying Islamic Sharia law would be the “basic source” of legislation, and that existing laws that contradict the teachings of Islam would be nullified. He outlined several changes to align with Islamic law, including putting caps on interest for bank loans and lifting restrictions on the number of wives Libyan men can take. The Muslim holy book, the Quran, allows men up to four wives. Abdul-Jalil thanked those who fought and fell in the war, saying they “are somewhere better than here, with God.” Displaying his own piety, he then stepped aside from the podium and knelt to offer a prayer of thanks.Using Sharia as the main source of legislation is stipulated in the constitution of neighboring Egypt. Still, Egyptian laws remain largely secular as Sharia does not cover all aspects of modern life.”  http://www.huffingtonpost.com

Arap baharı’nı gerçekleştiren direnişçiler ve ülkelerinden muhalif oldukları için göç etmek zorunda kalan Arap entelektüellerden beklenen “devrimci” şarkılar ise duyulmuyor. Bu entelektüel grubun “islam ve şeriat” konusunda verdikleri demeçlerden ortaya çıkan sonuç demokrasi anlayışının “islami şeriat” uygulaması ile paralel düşünüldüğünü gösteriyor. Bireysel hak ve özgürlüklerin batılı anlamda laik hukuk düzeni ile değil de İslami  şeriat yani bir tür “Fıkıh” uygulaması ile sağlanmak istendiği izlenimi ortaya çıkıyor.

The New York Times’ın 29 Ekim,2011 tarihli sayısında bu konuda bir makalesi yayınlanan  Robert F. Worth önemli bir yaklaşımı dile getiriyor. “The Arab Intellectuals Who did’nt Roar” adlı makalede Suriye asıllı  şair Adonis’in Beşar Esat’a yazdığı mektubun yarattığı hayal kırıklığından ve diğer Arap entelektüellerin “devrim” kavramını nasıl anladıklarına değiniyor.

http://www.nytimes.com/2011/10/30/sunday-review/the-arab-intellectuals-who-didnt-roar.html?ref=robertfworth

Kırk yıldan uzun bir süre Baas rejiminin katı uygulaması içinde yaşıyan Arap halkının din ve siyaset konusunda henüz yeterince siyasi tecrübesi yok sanırım. Bu tecrübenin edinebilmesi için serbest seçimlerle iktidara gelenlerin siyasi uygulamalarının toplum üzerinde yarattığı demokratik etkilerin ölçülmesi gerekecek.

Türkiye örneği de tartışılıyor. 1923 yılından bu yana “din” ile “siyaset” arasında ciddi bir tecrübe edinen Türkiye artık Arap ülkeleriyle karşılaştırıldığında çok farklı bir yere ulaşmış bulunuyor. Demokratik geleneklerini korumaya kararlı bir Türkiye’nin Arap ülkelerine  “laiklik”, “şeriat” bağlamında bir tartışma platformu oluşturup oluşturamayacağını çok yakında göreceğiz.

——————————-

(*) Şeriat:Bizde genellikle tek başına “şeriat” sözcüğü kullanılır ve bununla bir “İslam şeriatı” kastedilir. Oysaki tek başına “şeriat” sözcüğü“düzen” demektir. Bir İslam şeriatı olduğu gibi bir Hristiyan şeriatı da vardır; Musevi şeriatı da vardır; Budist şeriatı da vardır. Hatta“demokrasinin” de bir şeriat olduğunu söylemek mümkündür. Ancak yaygın bir biçimde “şeriat” sözcüğü kullanılır ve bununla İslam şeriatı kastedilir.

Genellikle; İslamiyet’in 4 “kaynağı” olduğu kabul edilir. Bunlardan birincisi; hiç kuşkusuz “Kuran”dır. İkincisi; Hz. Muhammed’in “söz”“davranış” ve “sessizliği”ni anlatan “Hadis”tir ki; bu konuda çok sayıdaki Hadis kitaplarından ancak çok azı “muteber” yani “doğru” kabul edilir. İslamiyet’in diğer iki kaynağı; (kimi mezhepler tarafından İslamiyet’in kaynakları arasında sayılmayan) “icma” ya da “icma-i ümmet” ve “kıyas”tır.

“İcma”; tüm “müçtehitlerin” yani kabul edilmiş din bilginlerinin herhangi bir konudaki “fikir birliği”demektir. Kıyas ise belli bir konuda tek müçtehidin açıklaması ya da yorumudur.

Biraz yukarıda da vurguladığımız üzere; İslamiyet’in temel iki kaynağında; yani Kuran’da ve doğruluğu konusunda fikir birliği olan hadislerde; bir İslam toplumunun siyaseten nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda hiçbir açıklama yoktur. Kuran’da bu konuda işaret sayılabilecek tek husus; “ululara danışmak” yani “meşveret” görülmektedir.

Kaynak: Toktamış Ateş :http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/91771-islam-seriati-makalesi.aspx

 


“Arap Baharı” ve “Şeriat”

Post navigation