Otuz iki sene sonra  12 Eylül darbesi,  süreci ve sorumluları yargı karşısında.  Hukuki süreci merakla izleyeceğiz. İddianamede demokrasi kavramına vurgu yapılıyor, gelişimi ve demokrasiye yapılam müdahalelere değiniliyor.

Padişah katleden, kazan kaldıran dedelerine özenip elinde tabancayla at üzerinde parlementoya giren üniformalı askerleri yargılayacak bir hukuk düzeni bulunmayan günlerden geçerek gelinen cumhuriyet döneminin belki de en kritik günlerindeyiz.   Bu tarihi davada Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın ağırlaştırılmış müebbet  cezası istemiyle yargılanması 12 Eylül maduru binlerce kişiyi ve demokrasi ve özgürlük mücadelesi verenleri  umutlandırdı.

Aslında 1960 darbesi öncesinde  başlayıp, 12 Mart Muhtırasıyla devam eden ;12 Eylül 1980 sürecinde giderek sertleşen  devlet   anlayışının  1920’li yıllarda  genç cumhuriyetin kurucularının söylemlerine de yansıdığı söylenir.  Bu militarist söylem, tepeden inmeci, emredici ve sinsi bir şiddeti de içeriyordu. Zamanla yeni kuşak şahin grubu  geçmişinden de cesaret alarak adım adım cüretini iyice artırdı.

1977 yılında bizzat devlet istihbarat örgütlerinin düzenlediği iddaa edilen 1 Mayıs katliamı, Kahramanmaraş, Çorum, Sivas katliamları ve faili mechul cinayetler, kaybolan insanların hesabını soran da yok veren de yok. Devlet zalim yüzünü göstermeye başlıyor. Artık devlet içerisindeki şahinlerin cüretkarlığını nerelere vardıracağı anlaşılıyordu.

Bugün artık gelinen noktada demokrasi adına “vesayet” odaklarının hukuki hedef alınması bir tesadüf değildir. Yeni sivil anayasa sürecinde birey ve devlet arasındaki çürümüş ilişkiler yeniden kurulmaya çalışılıyor.

Bir yanda yeni sivil anayasa, öbür yanda “Uludere katliamı Muamması”, Balyoz ve diğer darbe davaları bu yılın “HUKUK” yılı olacağını gösteriyor.

Bireysel özgürlüklerin unutulmamasını sağlayacak olan sivil toplum kuruluşlarının bu tarihi  görevin bilincinde olmalarını umut ediyorum…

Konuyla İlgili internet Kaynakları:

Kenan Evren ve Devlet

Post navigation