Doğu Batı Dergisi’nin 54.sayısında iki makale ilgimi çekti.

Nalan Soyarık Şentürk’ün ‘Osmanlı ve Vatandaşlık’ başlıklı makalesi ile , İsmet Parlak ve Erdem Kaftan ‘ın ‘Osmanlı’nın Tebaasından Cumhuriyet’in Yurtdaşına giden Yol’ başlıklı makale.

Her iki çalışma da İmparatorluk süreci ve sonrasında yönetimin ‘tebaasına’ nasıl baktığını ortaya çıkarmasıyla  dikkat çekici.

Bugün karşı karşıya kaldığımız bir çok siyasi sorunun temelinde bir kaç asırdan bu yana süregiden  geleneklerin önemli rol oynadığını söyleyebiliriz.

Nalan Soyarık Şentürk sınıf toplumu analizinde Niyazi Berkes’in bir çalışmasını  örnek olarak veriyor.

Niyazi Berkes’e göre Osmanlı toplumunda birey ve sosyal sınıflar bilinçli olarak teşekkül ettirilmemiş.

 

Berkes, Osmanlı Padişahlarının  beş temel yönetim ilkesi olduğunu söylüyor:[1]

 

  1. 1.      Herkesin Tanrı’nın istediği yerde kalmasını ifade eden gelenekçilik,
  2. 2.      Her grubun düzeni bozacak etkilerden korunması gerekliliği,
  3. 3.      Her bir grup veya birey geleneğe göre neredeyse orada kalmalıdır,
  4. 4.      Ordu ve yöneten sınıfın toplumda hiç bir kökü bulunmamalı ve padişaha bağlılık göstermesi,
  5. 5.      Nizamı yani farklı gruplar arasındaki dengeyi sağlayabilmek için düzenin korunması gereklidir.

 

Bu çok önemli vurgunun İsmat Parlak ve Erdem Kaftan’ın makalelerinde de yer aldığını görüyoruz:

Osmanlı Bizans’ın bir çok devlet geleneğini adapte ediyor. Bunlardan biri “Plep” ve “Patrici” ayırımı. Osmanlı yönetim biçiminde “soylular” sınıfının özellikle yaratılmadığını görüyoruz. “Devlet Baba” kavramı Kralın yetkilerinin halk nazarında daha kolay algılanması  için yaratılmış.

Osmanlının tebası (reaya) arasında ayırım yaptığı ve bu ayırımın din temelinde gerçekleştiğini görüyoruz. Millet adı verilen din temelli kavram, gayri müslim tebasın hukuksal anlamda eşit haklara sahip olmadığının ispatı. Osmanlı yönetiminin  her millete ayrı renk elbise giydirmekle, ata binme yasaklarıyla, çan çalma yasaklarıyla

( Parlak, Kaftan s. 149) ayırımcılık yaptığı söylenebilir. Bugün Osmanlının  adil yönetiminden bahsedenlerin en azından bu makalelerde öne sürülen savları çürütmeleri gerekir.

Her iki makale de günümüz TC vatandaşının bireysel hak ve özgürlüklerinin yeterince korunmamasının, hukuki anlamda vatandaşı devlete karşı koruyacak sivil mekanizmaların gelişmemiş olmasıyla açıklanması da mümkündür.

Günümüz Türkiyesinde dört beş asırdan bu yana devam eden devlet-birey ilişkisinin biraz olsun farklılaşmaya başladığını söylemek mümkündür. Toplumda sivil toplum kuruluşlarının gücü arttıkça bireyin çağdaş toplumlar seviyesinde  bir hukuki korunma altına girmesinin kolaylaşacağını sonuç olarak söyleyebiliriz.

Her iki makalenin de günümüz yuttaşlık kavramı ve pratiklerine ışık tuttuğunu söylemeliyim.

 

[1] Niyazi Berkes, Secularism,11-13

 

Osmanlıda Yönetim Usûlü

Post navigation