Norveç’in ünlü ressamı Edvard Munch ‘un tablosunu Oslo’da  (Chistianastad) görmüştüm.  Broşüründe kendi kelimeleriyle tablonun oluşum sürecini anlatıyordu.

 “I was walking down the road with two friends when the sun set; suddenly, the sky turned as red as blood. I stopped and leaned against the fence, feeling unspeakably tired. Tongues of fire and blood stretched over the bluish black fjord. My friends went on walking, while I lagged behind, shivering with fear. Then I heard the enormous, infinite scream of nature.”

Bir papazın oğlu olarak koyu bir din eğitimi alan Much, akşamları  şömine başında Edgar Allan Poe’ nin eserlerini dinleyerek büyüdü. Bir Avrupalı ressamın yaşam eğrisini o da izledi. Önce Paris sonra Berlin.  Nazilerin Norveçi işgal etmelerinin ardından ikinci dünya savaşının tüm trajedileriyle de tanışan Munch akıl hastanesinde de kaldı. Eserlerine  Naziler tarafından el kondu. savaş sonrasında eserlerden sekizi hariç geri kalanı Norveçli kolleksiyonerler tarafından piyasadan satın alınarak Oslo Müzesine hediye edildi.  Oslo belediyesi sinemalardan elde ettiği gelirlerle finanse ettiği Munch Müzesini 1963 yılında açtı.

Norveç’in birden bire dünya medyasının gündemine bir “sosyopat” marifetiyle girmesini haksızlık olarak görüyorum. Bazı medya organlarının ve Oslo polisinin bu çılgınlığı, ” yükselen islam karşıtı hareketin bir tezahürü” olarak açıklamasını da yüzeysel ve amaçlı( Siyasi) bulduğumu söylemeliyim.

“Norwegian police have described as a right-wing, Christian fanatic on July 22 highlights the rise of anti-Muslim and anti-immigration sentiment throughout Europe and the United States.”(1)

Bir çılgın, bir fanatik deli, ağır bir sosyopat vaka olan Brevik’in Utoya Adasında kamp yapan çocukları makinalı tüfekle teker teker öldürmesi hiç bir ideoloji ile  izah edilemez.

Bu açıklamaların belirli bir amacı olduğunu sanıyorum. Sosyal demokrat iktidarların, göçmenlere ve diğer dinlere (Hıristiyan olmayanlara) ilişkin siyasi eğilimlerini hedef alan ve bu tür olayları tetikleyen bir mekanizmaymış gibi göstermesini “çirkin” buluyorum. En azından bu katliamda öldürülen insanlara ve ailelerine yapılan ciddi bir saygısızlık bu…

“They are “pro-Western, exceedingly pro-American and friendly to Israel — but extremely anti-Muslim, aggressively Christian and openly hostile to everything which is liberal, leftist, multicultural, or internationalist.”(1)

Bazı terör uzmanlarının yapmış oldukları analizlerin hedefi de belli. Batıda giderek zayıflayan ve tabanını yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalan  “Muhafazakar sağ” a taraftar toplamak. Bu bağlamda bir siyasi kampanyaya dönüşen  “Utoya Adası Katliamı” üzerinde daha çok tartışılacak gibi görünüyor. İskandinavya’da on yıl yaşamış biri olarak oldukça iyi eğitilmiş orta sınıfının, burjuvazinin bireysel hak ve özgürlükleri savunan demokratik güçlerin bu tür çocukça senaryolara prim vereceğini sanmıyorum. Olsa olsa bu iskandinavya kamuoyundan çok daha farklı bir kamuoyunu hedeflemiş olmalıdır.

Hıristiyanlık adına kendini tapınak şövalyesi ilan eden Brevik’in Norveç’in Viking dininden zorla Hıristiyanlığa geçişi( Protestan)  sürecinin detaylarını  bilmediği gerçeğinden hareketle, İskandinavyanın inanç tarihini, yeniden gözden geçirmek oldukça ilginç sonuçlar çıkaracaktır.

——————————–

(1)http://www.cfr.org/norway/oslos-spotlight-anti-muslim-radicalism/p25534?cid=nlc-public-the_world_this_week-link4-20110729

Edvard Munch

Post navigation