Kuzey İrlanda’nın küçük bir kasabasında doğan Darren Clarke, dünya golf şampiyonu oldu.

1872 yılından bu yana kullanılan kupa, üzerine Darren Clarke ‘ın da adı kazınmış oldu.

The Open kurallarına göre Clarke kupayı bir yıl muhafaza ettikten sonra  yeni şampiyona devredecek. Kupanın bir “replica” sı yani maketi de anı olarak kendisine verilecek. Darren Clarke o çıkılması çok zor olan zirveye dört günlük zorlu bir turnuvada ulaştı. Yağmur ve rüzgar “links” golfünün vazgeçilmez doğal engelleri olarak kabul edilir. The Open’ın oynandığı saha The Royal St.George’s Golf Club, tam deniz kıyısında, tüm güçlü Atlantik rüzgarlarına açık bir yer. Bu sahalarda değil golf oynamak zaman zaman ayakta durmak bile zordur. Clarke işte bu koşullarda tırmandı zirveye. Kendisinden önce tırmananlar gibi. Pazar günü öğleden sonra İrlanda, İngiltere ve İskoçya’da bütün publarda İrlandalılar Clarke ‘ın oyununu izleyip Guiness içmişlerdir.

” I bet our Lad will win the jug, Paddy”

Kuzey İrlanda’nın başkenti Belfast’a ilk gidişimde her an bir yerden  IRA militanlarının saldırısı olacağını sanıp korkmuştum. Karanlıkta etrafını görememek gibi bir şey işte. Akşam üstü dışarı çıkıp yürüyüp bir puba girip bir şeyler içtiğimde, insanlarla konuştukça o korkunun yavaş yavaş azaldığını hissettim. İrlandalıların neşesi biraz da içtikleri siyah biradan kaynaklanıyor galiba.Guiness.  Ben de bir bardak içtikten sonra etrafıma daha farklı baktığımı hissetmiştim. Daha sonraki Belfast ziyaretlerimde ise bazı işadamları ,”IRA teröristleri ” hikayesinin medyanın da desteğiyle bir korku bulutu haline gelip Belfast’ı tecrit ettiğini, bunun bir asimilasyon hareketi olduğunu bana anlattılar. Onlara hak vermemek elde değildi. Katıldığım toplantılarda bazı Kuzey İrlandalıların kendilerini nasıl Güney İrlandalılardan farklı gördüklerini de gözlemlemiştim: Sık sık referans verirken “Main Land ” diye İngiliz aksanıyla konuşanların asimile olmuş İrlandalılar olduklarını, kuvvetli Kuzey İrlanda aksanıyla konuşanların ise gelenekçi İrlandalılar olduğunu da.

Şimdi yıllar sonra Belfast’ı anımsadığımda o şehri  yeterince gezip dolaşmadığımı düşünüyorum. Dublin Belfast arası 105 mil yani 170 kilometre. Bu yolu  arabayla gitmek yerine trenle gitmeyi tercih ediyordum. Dublin Conoally İstasyonundan kalkan 07:00 trenine binersiniz. Trenin restoran vagonunda mükellef bir kahvaltı ederken manzaranın büyüsüne kapılırsınız. Tam saatinde Belfast Tren garına varırsınız. Akşama kadar işinizi yoluna koymaya vaktiniz var. Akşam 19:00 Dublin treni tam da sizin gibi günübirlik Belfast’a gelenlerin dönüş treni. Yine restoran vagonuna yerleşirsiniz. Şarabınızdan yudumlar alırken diğer masalardaki neşeli İrlandalılarla sohbet edersiniz. Yemeğiniz biterken tren Colonally istasyonuna girer. Belfast’daki hayali korku bulutu Dublin’de yoktur.

Dublin gezginlerin bir süre durup soluk aldığı gökyüzünü dinleme durağıdır.

Dublin ne “Batı”‘dır ne de “Doğu”: Dublin iki kültür arasında  “araf”  gibidir.

“Never have things of the spirit counted for so little. Never has hatred for everything great been so manifest – disdain for beauty, execration of literature. I have always tried to live in an ivory tower, but a tide of shit is beating at its walls, threatening to undermine it.”  Flaubert

Darren Clarke

Post navigation