Her nedense bir çok kişi hala bu ülkede “demokratik parlamenter rejim” hüküm sürüyor  zannediyor. Belki de aksine inanmak istemiyorlar. Oysa “tek adam” rejimine geçtik geçeli ne muhalefetin bir hükmü var ne de millet meclisinin. Artık “tek adam rejimi ” yürürlükte.

Eski CHP milletvekili  Emine Ülker Tarhan  31.01.2014 tarihindeki konuşmasında bu konuda şunları söylemişti:

  • HSYK (hakim ve savcılar yüksek kurulu) adalet bakanının emrine bağlandığı andan itibaren, Türkiye tamamen bir padişahlık devrine girecektir!
  • Adalet bakanının izin vermediği hiç bir soruşturma açılamayacaktır.
  • Bütün yolsuzlukların hırsızlıkların üstü çok rahatça örtülebilecektir.

Daha çiçeği burnunda mazbataların mürekkebi kurumadan yeni seçilmiş büyük şehir belediye başkanlarının yerine kayyımların (sözlük anlamı olarak cami hademesi) atandığı bir ortamda insanın kafasının karışmaması mümkün değil. Bu kayyım müessesesi benim bildiğim icra iflas davalarında mahkeme hakiminin  yönetim zafiyeti tespiti üzerine uzmanlardan oluşan bir kurula tercihen üç kişiye görev vermesini anlamamız gereken bir tedbir.

Hukuk literatüründe ise:

“Sözlük anlamı cami hademesi ve belli bir malın yönetilmesi ya da belli bir işin yapılması için görevlendirilen kimse olarak geçen kayyımın atamaları mahkemelerce yapılır. ” diye açıklanıyor.

Valilerin “cami hademesi” olarak atanması ne kadar tuhafsa belediye başkanları yerine (seçilmiş politikacı) atanmış memur atanması da bir o kadar tuhaf geliyor bana. Atayan kim? Cumhurbaşkanı emriyle içişleri bakanı.

Neler gördük neler bu coğrafyada  daha  yayınlanmayan bir kitabın, nasıl olup ta toplatıldığını ve hukuk sisteminde yok  olan eylemlerin nasıl yalanlarla hasır altı edildiğini kavramaya çalışırken, birbiri ardından “Hürriyet ve hukuk ” ihlalleri örnekleriyle şaşkına dönüyoruz.

Orta Doğu coğrafyası iki cihan savaşı sonrasında radikal İslami örgütlerin din savaşlarıyla,”Yasemin devrimi” dalgalarıyla sallanırken  ; Orta doğu halkları ilk kez batılı anlamda “hürriyet, eşitlik ve söz hakkı” kavramlarıyla karşı karşıya geliyordu.

Bu topraklarda binlerce yıldır gelip geçen krallar, kendi halklarını iktidarlarının bekası için feda etmişler, itiraz edenleri de şu veya bu şekilde yok etmişlerdir. Bu ülkelerde özgürlük ve eşitlik kavramlarının tarihsel süreç içinde hep acılı, sancılı ve çalkantılı bir geçmişi vardır.

Tunus, Mısır, Yemen, Suriye, Libya,vb. sivil itaatsizlik eylemleriyle sarsılırken, burada yani Anadolu’da 1839 (Tanzimat) yılından bu yana esen hürriyet rüzgarlarının, hala bu hakları  savunacak bir burjuva sınıfını yaratamadığı görülmektedir.

Birilerinin yazdığı aklımda kalmış.:Burjuva sınıfının oluşması için aradan en az dört yüz yıl geçmesi gerekirmiş. Her şeyden önce despotun hakkından gelecek kanunları savunan ve ayakta durabilen bir zengin sınıfı  gerekli. Osmanlı ve cumhuriyet kadroları devletin zengin ettiği boynu kıldan ince bir burjuvazi yaratmayı başardı. Her iktidar yandaşlarını zengin etmek için devletin kaynaklarını seferber etmeyi marifet saydı.

Tarihimiz darbelerle doludur. Siyasal iktidarlar darbelerle varlıklarını sürdürmüşlerdir.Cumhuriyet döneminde ortaya çıkan halktan kopuk, zengin sınıfın devlet eliyle suni olarak yaratıldığı ileri sürülmektedir. Bu sınıfın “hürriyetleri korumak” gibi bir misyonu yoktur. Her gelen iktidarın karşısında ilkesizce boyun bükerek servetlerini çoğaltmaktan başka bir işlevleri olmamıştır.

Eleştiriye tahammül etme, “öteki”nin düşüncesini ve varlığını kabullenme,çağdaş bir zihniyet meselesi olarak karşımıza gelmektedir. Toplumumuzda maalesef bu kültür yoktur. Hiç olmamıştır. Öteki olanın yok edildiği bir gelenekten gelen siyasal iktidarların misyonu da güçlerini ne pahasına olursa olsun korumaya yöneliktir.

Vesayet rejimlerinin yarattığı siyasal iktidarlar, halkla “iş veren-iş alan” ilişkisi kurma becerisiyle oy toplayabilmektedirler. Günümüzde hala devlet “kral” , halk ise “teba” rolündedir.

Günümüzde işte bu tür siyasal rejimlerin eleştiri katsayısı merhum Ulus Baker’in “Spinoza” yaklaşımıyla bizi yeniden düşünmeye zorlamaktadır: Spinoza Kitabı: Ethica’nın Sırrı (http://www.korotonomedya.net/kor/index.php?id=21,182,0,0,1,0)

“Tutkularla gerçekleştirilebilen her şey akılla da gerçekleştirilebilir. Elbette kurulu siyasal rejimler, din ve ahlak sistemleri aklın herkes tarafından serbestçe kullanılmasına kolay kolay rıza göstermezler. Ethica’nın “siyasal” yönü böylece mutlak bir “eleştiri” hareketi olarak belirecektir -hukuksal biçimlerin eleştirisi, despotizmin eleştirisi, ama en önemlisi “ideolojinin eleştirisi”. Ulus Baker,Virgül, Ekim 1997, sayı 1

Ethica

Post navigation