Bu sabah yerel basını taradıktan sonra iyice kafam karıştı.Mağrip ülkelerinde olup bitenler farklı biçimde yansıyor. Doğrusu ne acaba diye dış medyaya yönelmekten başka çare kalmıyor.

Bizde medya organları ve medya çalışanları birbirini kıyasıya eleştiriyor. “Yandaş”, “Candaş” ,”Sermaye yanlısı”, “Parti organı” gibi tanımlar havada uçuşuyor.

Tarafsız ve objektif haber acaba hangi medya organında bulunabilir?

Cevabını ben bilmiyorum. Çaresiz konuyu daha iyi anlamak amacıyla bir akedemisyen arkadaşımın geçenlerde bana gönderdiği bir doktora tezini okumaya başladım.

Doktora Tezinin adı : Türkiye’de Basın Özgürlüğü
Tezi yazan: Yaşar Salihpaşaoğlu
Kurum: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstütüsü,Kamu Hukuku
Tez Danışmanı : Prof. Dr. Maksut Mumcuoğlu
Ankara, 2007

Önce tanımlar:
Çağdaş özgürlükçü demokrasi nedir?
“Gerçek anlamda demokratik bir devletin tüm toplumsal ve siyasal güçlerin katkısıyla gerçeklesebilecegi;devlet yönetimini elinde bulunduranların, toplumsal ve siyasal güçler tarafından sürekli olarak denetlenmesiyle saglıklı bir demokratik düzenin kurulabilecegi kabul edilir.”

Birinci soru şudur:

Devlet, hükümet denetlenmeye nasıl bakmaktadır? Bu anlamda Türkiye’deki hoşgörü katsayısı hesaplanabilir mi? Eğer hesaplanabilirse bu katsayı Britanya, Fransa, Almanya ve diğer çağdaş demokratik ülkelerle karşılaştırılabilir mi?

İkinci Sorumuz:

Türkiye’deki medyanın bu demokrasi denkleminde oynadığı rol nedir? Yaşar Salihpaşaoğlu cevabı şöyle veriyor:

“Türk basın tarihi incelendiginde, basına tanınan özgürlük alanının
belirlenmesinde, “basın özgürlügü”nün bir deger olarak kabul edilmesinden
ziyade, siyasal iktidarla basın arasındaki iliskilerin belirleyici oldugu görülür.”

Salihpaşa,yürürlükteki basın kanununun da önemli bir rol oynadığını belirtmekte AB uyum sürecinde verilen özgürlüklerin tekrar geriye alındığını vurgulamaktadır. Giderek devlet ve hükümetin kendisi gibi düşünmeyen bir medyaya tahammüllü olması gerektiğini de önemle belirtmektedir.

Salihpaşaoğlu’nun tezini okuduktan sonra Türkiye’deki basın özgürlüğünün yaklaşan seçimler paralelinde polarize olduğunu, kamuoyunun tarafsız ve objektif haber alma olanaklarının kısıtlanmış olduğunu düşünmeye başladım.

Giderek gerek iç gerekse de dış kaynaklı haberlerde siyasi polarizasyonun bariz bir biçimde görülebileceği gerçeği de oldukça ürkütücü.

Mağrip ülkeleri, “Libya kurtarma Operasyonu” kampanyasında servis edilen haberlerin, 30,000 insanın ve onlara bağlı olarak geçimlerini temin eden minimum 100 bin kişinin geleceklerini ilgilendirdiğini de unutmamak gerekmektedir.

Medyanın bu trajik olaylara yaklaşımının tarafsız olmadığını sanırım görenlerin sayısı az değildir. Türkiye’de basın özgürlüğünü kısıtlayan kanunların varlığının ötesinde “Çıkar” temelli polarizasyonun oluştuğunu da söylemek mümkündür.

Salihpaşaoğlu tezinin son paragrafında şu öneriyi getiriyor:

“Kanun koyucunun basına yönelik olumsuz algısından sıyrılıp bu özgürlügün önündeki anayasal ve yasal engellerin kaldırılmasına ve yargının da daha özgürlükçü bir yorumla kanun koyucunun iradesine uygun olarak soyut yasaları somut olaylara uygulamasına baglıdır. Basın özgürlügünden yararlananların, neredeyse paranoyaya varan kaygıları ancak, atılacak böyle bir adımla bertaraf edilebilir ve özgürlük bilincini hızlandırılabilir.”

Benim gördüğüm, bu coğrafyada geleneklerin belirleyici olduğu yönündedir: Bu konuda Türk Basın Tarihi incelendiğinde “Takvim-i Vekayi ” üslubunun baskın olduğu görülebilir. Aşağıdaki linkte daha detaylı bilgi bulunabilir:

http://yavuzcekirge.blogspot.com/2010/06/takvim-i-vekayi-olayi.html

Basın Özgürlüğü

Post navigation