Bugün Van Gölü adacıklarından biri üzerinde bulunan tarihi Aght’amar Surp Haç Kilisesinde dini ayin yapma izni verildiği haberi medya kanalıyla dört yöne duyuruluyor.[1]

Tarihi kilisenin üç yıl önce restorasyonunun tamamlandığı da aynı “ramazan topu atışı” yöntemiyle belirli medya kanallarıyla özellikle de batı medyasına doğru olmak üzere duyurulmuştu.[2] O zaman söz konusu yumuşama müze olarak servis vermek üzere açılacağı vaadiyle yapılmıştı. Devlet o zaman hangi nedenle olduğu anlaşılamayan bir tavırla kilisenin esas özelliği olan kutsal haçın yerine takılmasına da izin vermemişti.[3] Aslında bu tavır bir kültürü Kabul etmeme ya da yarı Kabul etme anlamında da yorumlanabilir. Örneğin ünlü ermeni şair Hovhannes Tumanyan ‘ın bir şiirinde konu ettiği kilisenin Ermeni Katolikos ‘lar için ne anlama geldiğiyle çok kişi ilgilenmiyor olmalı.

Her ne kadar Halki Ruhban okulu ‘nun kültürel şövenist tartışmaları paralelinde körün sağlam gözüne parmak sallamak gibi Hıristiyan AB ‘ye şark kurnazı kıvraklığıyla mesaj yollamak gibi algılansa da; yine de özünde bir devletin kendi çoğunluğunun inanç sisteminin dışında başka bir inanç sistemine duymaya başladığı saygının ifadesi olarak algılanması gereklidir.


Devlet, burada hangi nedenle ve amaçla olursa olsun “ dini hoşgörü” tavrını ilk kez resmen ortaya koymaktadır. Bu önemsenmesi gereken bir gelişmedir. Binlerce kilise ve yüzlerce havra arkeolojik kalıntılarıyla dünyanın belli başlı üniversitelerinin bilim adamlarının çalışma yaptığı bir coğrafyada Türkiye Cumhuriyeti devleti tarihinde ilk kez “ulusalcı” ve “milliyetci” ve “katı islamî” bir söylemi bırakıp “evrensel”, tarihi, kültürel ve inanç değerlerine sahip çıkmayı doğru bulduğu mesajını vermektedir. Devlet artık bu cesareti göstermektedir. Bu cesareti her ne kadar diğer inanç akımları olan Süryani, Yezidi, Hurufi,Alevi,Sabii,Batini inanç akımları için göstermese de yine de olumlu ve samimi bir başlangıç olarak algıladığımı söylemek isterim.

Bu kilise kültür politikasında bazı siyasetcileri “Aman AB ‘ye gireceğiz ” Ermeni ” , Hıristiyan kültür mirasına sahip çıkalım biraz.” kapsamında ele alınmasıyla da siyasallaştı. Coğrafyamızda Cumhuriyet dönemi öncesinde yaşanan etnik ve dini hadiselerle Cumhuriyet Devleti bir türlü uluslararası kurumlar nezdinde hesaplaşamadı. Aksine şöven ,ulusalcı katı bir tavır aldı ve bunu inatla sürdürdü. Her konu gündeme getirildiğinde tehditler savurarak kurtulmak istedi,uluslararası tepkinin de medyaya yansımasını sansürledi. Tepkileri hasır altı etme yolunu seçti. Aradan geçen yıllar boyunca sorun dallandı budaklandı ; kimsenin içinden çıkamadığı bir hal aldı.

İkinci dünya savaşı öncesinde yükselen Hitler ve Musolini söylemlerini uygulamakta hiç bir sakınca görmeyen Milli Şef ve Tek parti bürokratları uygulanan “etnik ve dini ” ötekileştirme hareketinin siyasallaşmasını sağladı. İstihbarat örgütleri destekli etnik oyunlar,varlık vergisi [4] uygulamaları ve tüm sivil toplum kuruluşlarında akıl sır almaz oyunlar oynandı. 1951 yılında yıkım kararı alınan Akdamar Kilisesi’ni “İnce Memed ‘in izini süren Yaşar Kemal ‘in gazetecilik yaptığı dönemde bu konuda ciddi bir mücadele vererek kurtardığı söylenir.

Türkiyede bulunan tarihi kiliselerin bir envanteri var mıdır ? Bu envanteri çıkarmak kimin görevidir? Gibi aklımıza gelen soruların muhatabı Vakıflar İdaresi mi yoksa Kültür bakanlığı mıdır bilmiyorum.[5]

Van gölüne ve çevresine ailecek gezmeye gittiğimizi hayal meyal anımsıyorum . 5-6 yaşlarımda olmalıydım. Aslında bir kaç aile ve biz çocuklar oralara yüzmeye gitmiştik.Van gölünün sodalı suyunda mayolarımız bembeyaz olmuştu.Güneşten simsiyah olmuş balıkçılardan biri parmağıyla adayı göstererek :
” Ahaa .. Ermenü Kilüsesü ” demişti.

Papazın kızına aşık olan müslüman gencin hikayesini anlatmıştı.En azından bu efsane yaşıyor ve yaşatılıyor.

İlk kiliseyi bana dedem göstermişti. “Keş Kuyusu” (Şimdi adı Keklik Kaya olarak değiştirilmiş) köyüne dedemi ziyarete gitmiştik. Dedem geniş bahçeye yukarıdan bakan kendi elleriyle yaptığı terasda parmağıyla ilerde ağaçların arasından çan kulesi görünen kiliseyi göstermiş ve hikayesini anlatmıştı. Arabistan ‘da Yemen ‘de savaşan ve esir düşen dedemin çocukluğunda o kilisenin nasıl dolup taştığını,özel dini günlerde çan sesinin dört bir yandan nasıl duyulduğunu, çocukların oyunlarını bırakıp kilise papazından nasıl şekerleme almaya koşuşturduklarını , Müslümanlarla Ermeniler arasında yıllardan bu yana süren karşılıklı bir hoşgörü havasının hakim olduğunu anlatırdı. 1870 doğumlu dedemin çocukluğunda birlikte oynadığı arkadaşlarının etnik kimliği ya da dini kimliği değil de oynadıkları oyunların daha önemli olduğunu söylerdi.

Özel günlerde evlere ziyarete gidilirmiş. Noelde,Paskalyada,Ramazanda,Kurban Bayramında hep birlikte olunurmuş. Kimse de bunu yadırgamazmış. Kilisenin harap duvarlarındaki renkli resimler belli birileri tarafından yer yer kazınmıştı. Rus harbi bu bölgeyi darmadağın etmiş . Ruslar gelmiş. Rusların gelişiyle huzur bozulmuş. Köydeki Ermeni nüfusu yavaş yavaş azalmış.

Son Ermeniler ‘de köyü terk ettikten sonra kilise kapanmış. Ermenilerin evlerine “Kelkitli”ler yerleştirilmiş. Kilise depremlerle çok zarar görmemiş ama insanların saldırısından kendini kurtaramamamış. Zamanla da yıkılmış,duvarları ve resimleri tahrip edilmiş. Kelkitliler kilisenin duvarlarından taşları söküp kendilerine yeni evler ahırlar yapmışlar. Sokaklardaki parklardaki,çeşme ve okullardaki kesme taşlar geceleri birer birer yok olmuş.Evlerin etrafını çeviren duvarlar bile harap edilmiş,demirleri çalınmış. Hırsızlık kavga gürültü ve huzursuzluk dayanılmaz olmuş. Dedemin anlattıklarını bir masal gibi dinlerdim . Şimdi içimde yine oralara gidip o kiliseyi ve civarı görme arzusu kıpırdıyor ama cesaret edemiyorum . Dedemin anlattıklarının çocuk hafızamda kalan filminin olduğu gibi kalmasını istiyorum.

Anadolunun tarihine duyduğum merakla aldığım notlardan biri şöyle :

” Kutsal haç kilisesi ,Van’ın Gevaş ilçesinin sınırları dahindeki Akhtamar Adası’nda yer almaktadır. Adanın güney doğusuna kurulmuş olan kilise, Kutsal Haç adına Vaspura Kralı I. Gagik tarafından M.S. 940 yıllarında ünlü Mimar Keşiş Manuel’e yaptırılmıştır. Kilisenin kuzeydoğusundaki şapel 1296-1336 tarihlerinde; batısındaki Jamaton 1793 tarihinde; güneyindeki çan kulesi ise 18. yüzyıl sonlarında ilave edilmiştir. Kuzeyindeki şapelin ise tarihi bilinmemektedir. İlk yapıldığında saray kilisesi olan yapı, sonradan manastır kilisesine dönüştürülmüştür. Kilise, mimarisi yanında dış cephelerindeki taş süslemeleriyle de dikkat çekmektedir. Planı merkezi kubbeli, dört yapraklı yonca biçimli haç düşüülerek tasarlanmıştır. Orta mekan yüksek kasnaklı, içten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülüdür.
Kiliseye batı ve güneyden birer kapı vasıtayla girilmektedir. Kilisenin çevresi daha sonraki dönemlerde ilave edilen göçmen ailelerin kerpiç yapılarıla kuşatılmıştır..

Kilisede büyük bir özenle resmedilen tasvirlerde Yunus peygamberin öyküsü , Hz. Meryem ve kucağında İsa, Adem ve Havva’nın Cennet’ten kovulması öyküsü , Hz. Davut ile Goliat’ın mücadelesi, Samson Filistinli ikilisi, ; üç İbrani genci, Aslan ininde Daniel sahneleri dikkat çekmektedir.

Batı cephesinde Kral Gagik’i kilise maketini sunarken gösteren bir sahne yer almaktadır. Dört yöndeki alınlıklarda İncil yazarları boydan tasvir edilmiştir. Bunlardan başka cephenin alt ve üst kesimlerinde, asma sarmaşığından oluşan kuşakçepeçevre binayı dolanmaktadır. Bu kuşakların içlerinde çeşitli sahneler işlenmiştir. Av sahneleri, çeşitli hayvanlar, güreşçiler ve sarayla ilgili bir çok sahneye yer verilmiştir. Ayrıca doğu cephenin tam ortasında asma sarmaşığı içerisinde Abbasi Halifesi Muktedir, başı haleli, bağdaş kurmuş vaziyette bir elinde kadeh, diğer elinde üzüm tutar vaziyette, tasvir edilmiştir. Aralarda serbest biçimde, asma sarmaşıkları içerisinde ve çatıların alt kesimlerinde zengin insan ve hayvan figürlerini görmek mümkündür.”

İşte bu notları Vikipedya ’dan alıntı olarak almışım. Bir de kilisenin dini tarihi olmalı. Ermeni kiliselerinin bildiğim kadarıyla çok karmaşık bir tarihi var. M.S. 300 yıllarından itibaren kiliselerin yapımına başlanıyor bu bölgede. Gregoriyan mezhebi ayrımı Doğu Roma Ortadoks kilisesinden kopuşla gerçekleşiyor.Daha sonra Gregoriyan mezhebinden de kopuş gerçekleşiyor .
7. yüzyılla 14. yüzyıl arasında bu bölgede yaygın olan Zerdüşt (mecusi ) dini ve üç tek tanrılı semavi din arasında mücadeleler gerçekleşiyor.
Kilisenin yapıldığı yıllarda o coğrafya dünya tarihinin en hareketli mezhepler , kiliseler , kopuşlar ve iktidar savaşlarına sahne oluyor . Bu Anadolu kiliselerinin tarihini öğrenmek çok çaba gerektiren bir uğraş.
Bugün kilisede dini ayine izin verilmesi bir çok soruyu da beraberinde getiriyor.En önemlisi yortu günü ve vaftiz edilme gibi teknik konulardır.Bu hassas konuların çözülmesi de belli ki daha çok zaman alacaktır.

Bu soruların neler olacağını da zamanla göreceğiz ….

[1] “Kültür ve Turizm Bakanı Günay imzasını taşıyan resmi yazıda şu ifadeler yer alıyor. Söz konusu talep doğrultusunda, İnanç Turizmi kapsamında Van Akdamar Anıt Müzesi’nin (Akdamar Kilisesi) ziyaretçi sirkülasyonuna engel teşkil etmeyecek bir bölümünde, sınırlı sayıda ziyaretçinin katılımıyla, yılda bir kez olmak üzere Eylül ayının ikinci haftasında günü, saati ve süresi Valilikçe belirlenmek kaydıyla dini içerikli etkinlik düzenlenmesine izin verilmesi Bakanlığımızca uygun görülmüştür.” Her kilisenin bir yortu günü vardır. Surp Haç yortusu, Eylül ayının ikinci Pazar günüdür. Bu gün değişemez, 2010 yılında Surp Haç Yortusu 12 Eylül Pazar günüdür. (Murat Bebiroğlu ‘ndan alıntıdır .Y.Ç.)

[2] Nedense bizim Kütür bakanlığımız bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığı ya da İlahiyat Üniversitelerinden uzmanlardan görüş almamıştır.Konu ehil olmayan bürokratların şekillemesine bırakılmıştır.

[3] ”Kilise geleneklerine göre onarılan bir kilisenin yeniden kutsanması (odzum) gerekir . Bu söz konusu değilse kilisenin kutsanması yerine Seyyar Sofra (Şarjagan Seğan) kullanılır. Daha önceden kutsanmış üzerinde haç olan bir mermer (Vemkar) ile Kutsal Sofra (Surp Seğan) oluşturularak ayin yapılır. Ahtamar Surp Haç Kilisesinde de ayinin böyle yapılması gerekir. ( Murat Bebiroğlu ’ndan alıntıdır.Y.Ç)

[4] Varlık Vergisi yasası 12.Kasım.1942 tarihinde yürürlüğe girdi. Yasa oylamaya katılan 350 milletvekilinin oy birliğiyle kabul edilmiş, içlerinde tanınmış yazarların da bulunduğu 76 milletvekili oylamaya katılmamıştı.

[5] Bu konuda cemaat liderlerinin de içinde bulunduğu geniş katılımlı bir uzmanlar kurulu Kültür bakanlığı insiyatifinde bir envanter çıkarılabilir.

(6) Değerli fotoğraf sanatçısı Bülent Özgören ‘in son Van gezisinde çektiği fotoğraflar bugünkü durumu gösteriyor :http://bulentozgoren.blogspot.com/2010/03/akdamar-kilisesi.html
Akdamar mı Akhtamar mı ?

Post navigation