Cumhuriyet binlerce yıldır bu topraklarda varolmuş bir kavram. MÖ 400 ‘lerde Perikles döneminde daha önce Likya ve Kilikya bölgelerinde varolan ve yüzlerce yıl ayakta kalan bir sistem.

Yolunuz bir gün Kaş ‘a düşerse kentin en yüksek noktasında,zeytin ağaçları arasında yarı yıkık duvarlarının kenarında keçiler otlayan bir anfitiyatro görürsünüz.İşte kent meclisinin toplantı salonudur orası.. Bir uygarlık mirası..Oligarşi ile demokrasinin mücadelesinin verildiği bu topraklarda hala aynı uğraş veriliyor.Birileri oligarşi istiyor , çoğunluk da demokrasi..Platon ‘un değişime kapalı “devlet ” modeli bir tür ütopyadır.Filozof kıralların yönettiği bir ülkenin siyasi düşünü kurar Platon. Oligarşiyi mi savunur yoksa? Üstün insanların yaşadığı ve yönettiği bir cumhuriyet düşüncesi …Sparta oligarşisi. Güçlü ve akıllı olanın avamı ve zayıfı yönettiği amansız siyasi yönetim… Ege’nin öbür kıyısında Attika ‘da bunlar tartışılırken Likya kent cumhuriyetlerinde daha farklı bir siyasi yöntem vardı…

Ütopya cumhuriyeti…

Türk üniversitelerinde siyasal bilimler fakültelerinde en çok tartışılan konulardan biri de “Modernite ” ve ” Türk Modernleşmesi ” kavramıdır.

Batı ile doğu dünyasını ayıran en önemli çizgi işte burada ortaya çıkmaktadır.Felsefi anlamda belirleyici olan “Aydınlanma felsefesi” tam tamına iki yüz yıllık bir düşünce hareketi olarak ortaya çıkmıştır.

Batı dünyası, felsefi çatısı kurulan aydınlanma düşüncesinden hareketle gerek siyasi gerekse de ekonomik alanlarda 17.yüzyıldan itibaren bir dizi atılımlar yapmıştır.

1775 ABD demokratikleşme hareketi,1789 Fransız İhtilali, Özellikle de üretim ilişkilerinde siyasi ve ekonomik anlamda köklü bir değişim sürecine girip sanayileşme hamlelerine birbiri ardından gerçekleştirerek 1900 ‘lü yıllara girmiştir.

Aynı çizgi üzerinde 1876 yıllarında başlayan Osmanlı modernleşme süreci ise 1925 yıllarına yani Cumhuriyet yıllarına kadar inişli çıkışlı bir yol izlemiştir.

Bugün 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti henüz siyasi ve ekonomik anlamda atılımlarını yeterince tamamlayamadığı için ; toplumun bir kesimi aydınlanma ve modernite taraflısı diğer kesim ise içinde bulunduğu durumu kavrayamayacak kadar korku içindedir.Toplum iki ayrı gruba ayrılmış durumdadır. Toplumun üçte biri oranında bir kesim moderniteyi yaşarken çoğunluk bütün ortadoğu gibi modernite öncesi bir zihniyetin karanlığında korku içinde yaşamaktadır.

1925 yılının hızlı modernleşme sürecinin siyasi iktidarları , kağıt üzerinde yaratılan modern cumhuriyet vatandaşı elbisesini çoğunluğa giydirememişlerdir.Çoğunluk savaşlar ve yoksulluk içinde hiç bir zaman kendini yeterince güvende hissetmemiş, korkmuştur.

Ütopik cumhuriyetimizin en büyük sorunu,günümüz siyasi liderlerinin bu gerçeği görememesinden kaynaklanmaktadır.

Modernitenin ana prensipleri üzerinde toplumsal mutabakat sağlanamamıştır:Cumhuriyet dönemi iktidarları, bu mutabakatı aramak yerine kendi doğru bildikleri dar anlamlı ütopik cumhuriyet giysisini halka giydirmek için kaba güç kullanmaktan çekinmemişlerdir.

Aydınlanma felsefesinin temel sütunlarından bir olan kişisel hak ve özgürlükleri konusunda gereken hukuki çatıyı kuramamış;endüstrileşme,kapital akümülasyonu,sekülarizasyon ve ulus devlet kavramları üzerinde bir mutabakat arayışına kalkışmamışlardır.

Bu konuların her biri halen ucu açık olarak tartışılmaktadır.Kimi güç odakları cumhuriyetin ana sorununun “bazı çevreler” olduğu şarkısını söylemeye devam etmektedirler…

Yüzyıllardır bu topraklarda huzur ve refah yüzü görmeyen büyük çoğunluk henüz,kokularını yenip aydınlanma çağına giriş yapmaya çalışmaktadır.En azından bu girişi kızları ve oğulları için yapma cesaretini gösterenler vardır …

Ütopik Cumhuriyet anlayışı işte tam bu noktada mola vermiştir…

“Ütopik Cumhuriyet “

Post navigation