AKP Hükümetinin siyasi projesi olan “Kürt Açılımı ” görüldüğü kadarıyla hız kesdi.
Gündemi “Islak İmza” ,”Kozmik Oda ” ,”mermili Mektuplar ” gibi son derece karmaşık ve bir o kadar da anlaşılmaz konular istila etmeye başladı.
Neyin ne olduğunu anlamak iyice zorlaştı.
TV programlarında görüşlerini dile getiren “uzmanların” sözlerinden de bir şey anlamak mümkün değil.
Açılım konuları gündeme geldiği günlerde okumaya başladığım Prof. Dr. Metin Heper ‘in “Devlet ve Kürtler” adlı kitabı,ilginç belgeler ve kaynaklar ihtiva ediyor.
Konuyu anlamak isteyenler için hazırlanmış mükemmel bir kaynak kitap. Bilimsel bir çalışma.Kaynaklarıyla,geçmişiyle ve arka planıyla geniş kapsamlı bir ufuk turu sunuyor.
En azından “Kürtler Sorunu” nun boyutunu ve sonuçlarını tarif ediyor:
“1920’li yıllardan itibaren Türkiye’de devletin Kürt kökenli vatandaşlarıyla ilişkilerinde zaman zaman büyük sorunlar yaşanmıştır.Yalnızca 1920-1938 yılları arasında ülkede on yedi Kürt isyanı çıkmıştır.Bunların arasında en önemlileri 1925,1930,1937 isyanlarıdır.Daha sonra ,1984,1999 yılları arasında,ülke Kürt ayrılıkçıların başlattığı uzun bir silahlı çatışmaya daha sahne olmuştur.Bu ikinci evrede,her iki taraftan toplam 35 000 kişinin yaşamını yitirdiği tahmin edilmektedir.” Doğan Kitap 2008
Bu kısa özete ilave edilecek farklı sayılar da ortaya konabilir. Eğer söz konusu dönem cumhuriyet dönemi öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılırsa, en azından aradan geçen doksan yılda bu konunun çözülmek yerine çözümsüzlüğe doğru gittiğini de söylemek yanlış olmaz.
Heper ‘in sonuç bölümünde yapmış olduğu tespit, cumhuriyet rejiminin ana işlevini ortaya koyması açısından da dikkat çekicidir :
” Cumhuriyet Türkiyesi kendisini toplumun üstünde gören jakobenist bir devlet yapısına sahip olmuştur. Faruk Birtek ‘in belirttiği gibi ,geleneksel olarak Türkiye’de devlet,toplumu dönüştürmek ya da toplumu siyasal hayata katmak yerine kendisi ile toplum arasına bir mesafe koymuş ve kendisine özgü misyonunu,evrenselliğin öncüsü ve koruyucusu olarak belirlemiştir.” S.269

Burada dikkatimizi çeken kavram “jakobenist bir devlet” vurgusudur.

Devlet ana görevi olarak topluma hizmet etmek yerine toplumu dönüştürmek misyonunu benimsemiş bir görüntü vermektedir.
Etnik bir aidiyet söz konusu olduğunda Kürt kimliği Türk kimliği ile çelişmektedir.Anayasa’da belirtildiği şekliyle cumhuriyet vatandaşı kimliği herhangi bir etnik ya da dini aidiyeti azınlık statüsünde ele almamaktadır.
Öte yandan Lozan ‘da ortaya konan sav ; azınlık statüsünün ancak gayri müslim gruplar için geçerli olabileceğidir. Nitekim Lozan ‘da “Türk”,”Kürt” ya da Ermeni gibi etnik bir vurgu yoktur.
Azınlık tarifinde dini azınlıklar tarif edilmiştir. “Müslüman” ve “gayri müslim” ayırımı yapılmıştır.
Cumhuriyet döneminde vilayetlerin 1920 -1938 yılları arasındaki müslim /gayri müslim nüfus oranı giderek göçler ve sair sebeplerle büyük ölçüde değişmiştir.
Bu değişimin devletin izlediği bir program dahilinde mi yoksa kendiliğinden oluşan bir sonuç mu olduğu konusunda en azından benim elimde bir veri yok ;demografik yapının nasıl bir değişim gösterdiğini de izleyecek istatistik bilgiler benim ulaşabileceğim bir mesafede değil.
Türkiye ‘de devletin değişik iktidarlar döneminde etnik ayırımcılık ya da dini ayırımcılık politikası izlediğini belgeleyen bir çok iddaa vardır. Giderek aynı iddaaalara göre devletin yasama organları da bu misyonu uygulamaya yönelik eğilimler sergilemektedir.
Anayasada 1980 yılı ve sonrasında yapılan değişiklikler zaten toplumun devlet üzerindeki denetimini azaltan unsurlarla doludur.
Türkiye’de iktidara gelen cumhuriyet yönetici elit grubun toplum tarafından hiç bir zaman denetlenmediği ,daha doğrusu kendini denetlettirmek istemediği savı acaba doğru mudur ?
Gördüğümüz kadarıyla devletin kurumları aksine topluma ve eğilimlerine rağmen kendi bildiği doğrultuda hareket etti, giderek tek parti sonrasında topluma kendi tercihlerini askeri darbelerle dayatma yolunu seçti. 12 Eylül 1980 toplumsal travması, kaba güçle milyonlarca insanın yaşamını değiştirirken insan hakları ve demokrasiden , toplumun devleti denetlemesinden söz etmek mümkün değildir.
Bugün aradan geçen doksan yılda çözümsüz kalan bu demokratik açılımlar ve denetleme eksikliklerinin yarattığı toplumsal sancılar açık seçik görülmektedir.Etnik kökene dayalı bir politika izlemeyen devletin inanç bağlamında bir ayırıma gittiği söylenebilir.Diyanet işleri başkanlığının katı “Sünnî” tutumu eleştirilere neden olmaktadır.Alevi inancı da aslında Kürt etnik kimliği gibi bir üst kimlik altına saklı olarak muhafaza edilmektedir.
Prof.Dr.Metin Heper ‘in “Devlet ve Kürtler ” kitabı bu anlamda da sorunlara ışık tutmaktadır.
Tavsiye ederim .

Jakobenist Devlet

Post navigation